15 Temmuz 2016, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en karanlık gecelerinden biridir.
Milletin iradesine, devletin meşru kurumlarına ve demokrasiye karşı silahla kalkışılmış bir darbe girişimidir. Bu gerçeği inkâr etmek, yaşanan acıları ve verilen şehitleri yok saymak anlamına gelir.
15 Temmuz darbe girişimi, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en karanlık ama aynı zamanda toplumsal direncin en yüksek olduğu kırılma noktalarından biridir. Bu hain girişimi sadece "o gece yaşanan bir askeri kalkışma" olarak okumak, büyük resmi kaçırmak anlamına gelir. Bugün hala bu hainliğin bir "tiyatro" veya "danışıklı dövüş" olduğunu iddia etmek, en hafif tabirle büyük bir gaflet, cehalet ya da kasıtlı bir manipülasyondur. Elimizdeki binlerce belge, dijital delil ve itiraflar, karşımızda küresel senaryolarla yazılmış bir istihbarat operasyonu olduğunu net bir şekilde ortaya koymaktadır.
Ancak 15 Temmuz'u anlamak için sadece görünen aktörlere bakmak da yeterli değildir. Merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ın yıllar önce yaptığı şu uyarı bugün de önemini korumaktadır:
Erbakan’ın Mirası: Kuklaya Değil, Kuklacıya Bakmak
Millî Görüş lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın siyasi literatüre kazandırdığı en önemli doğrulardan biri, "Kuklaya değil, kuklacıya bakın" düsturudur. FETÖ, bu topraklarda kendi başına yeşermiş organik bir yapı değildir; küresel güçlerin Türkiye’yi dizayn etmek için kullandığı bir taşerondur.
Bu taşeronun palazlanma sürecindeki en büyük kırılma noktalarından biri 28 Şubat süreci olmuştur. 28 Şubat’ın estirdiği haksız baskı rüzgarları, tüm dindar ve muhafazakâr kesimleri adeta bir cadı avının ortasında bırakmıştır. İşte tam bu dönemde, devletin meşru alanlarından dışlanan muhafazakâr kitleler, sinsice bir "güvenli liman" gibi sunulan FETÖ’nün kucağına doğru itilmiştir. Örgüt, bu mağduriyet iklimini kendi insan kaynağını devşirmek için bir aparat olarak kullanmıştır.
"Kuklaya değil, kuklacıya bakın."
Bu söz, olayları değerlendirirken yalnızca sahnedeki oyunculara değil, onları yönlendiren yapılara, stratejik hesaplara ve uzun vadeli planlara da dikkat edilmesi gerektiğini ifade eder.
28 Şubat'tan 15 Temmuz'a Uzanan Süreç
28 Şubat sürecinde muhafazakâr ve dindar kesimler ağır baskılarla karşı karşıya kaldı. Bu baskı ortamı, kendisini dini bir yapı olarak tanıtan FETÖ'nün birçok insan nezdinde güven kazanmasını kolaylaştırdı. Samimi insanların dini hassasiyetleri istismar edildi.
FETÖ'nün en büyük zararlarından biri yalnızca devlet kurumlarına sızması değildir. Aynı zamanda toplumda ayrışmayı derinleştirmesi, insanları birbirine düşürmesi, iftirayı yöntem hâline getirmesi ve devletin asırlık kurumlarında liyakat anlayışını zedelemesidir. Bu yapı, devletin kadim kurumlarını kendi örgütsel çıkarları doğrultusunda kullanmaya çalışmış ve bunun bedelini milletimiz ağır şekilde ödemiştir.
15 Temmuz'un Hedefi Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Recep Tayyip Erdoğan'dı
15 Temmuz gecesi gerçekleştirilen darbe girişiminin temel hedeflerinden biri, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı etkisiz hâle getirerek Türkiye'nin yönetimini ele geçirmekti. Cumhurbaşkanına yönelik Marmaris'teki suikast girişimi bunun en açık göstergelerinden biridir.
Bu nedenle, "Cumhurbaşkanı bu işin içindeydi" veya "danışıklı dövüştü" şeklindeki iddialar hem mantık hem de yaşanan olaylar bakımından ciddi çelişkiler taşımaktadır. Devletin resmi soruşturmaları, mahkeme kararları ve darbe gecesi yaşanan gelişmeler dikkate alındığında, böyle bir iddiayı destekleyen güvenilir ve somut deliller ortaya konulamamıştır.
Pelikan ve FETÖ Mantığı: Ötekileştirme ve Kurumsal Aşınma
FETÖ’nün ve onunla benzer yöntemleri kullanan (Pelikan gibi) kliklerin bu ülkeye yaptığı en büyük kötülüklerden biri ötekileştirme, itibar suikastları ve iftiralar olmuştur.
• Kendi ajandalarına uymayan her vatanseveri kumpaslarla tasfiye etmişlerdir.
• Devletin asırlık ve kadim kurumlarının (yargı, ordu, emniyet, bürokrasi) içini boşaltarak, bu yapıları sulandırmış ve güvenilmez hale getirmişlerdir.
• Kripto yapıların en büyük silahı olan "tedbir" (takiyye) mekanizması, bugün bile farklı maskeler altında varlığını sürdürmektedir.
Sembollerin Dili: F Serisi Doların Kökeni
15 Temmuz sonrasında örgüt üyelerinin üzerinden çıkan "F serisi 1 dolarlar", basit bir şans parası değil, bir örgüt içi kimlik ve aidiyet sembolüydü. Bu ezoterik ve istihbari yöntemin kökeni aslında FETÖ’ye ait değildir.
Tarihsel olarak bakıldığında, ABD’de meşhur Yahudî Lubavitcher tarikatının lideri Haham Menachem Mendel Schneerson, şakirti Benyamin NETANYAHU başta olmak üzere tüm takipçilerine bağlılık, bereket ve gizli bir kimlik sembolü olarak kutsanmış 1 dolarlık banknotlar dağıtmasıyla bilinirdi. FETÖ, küresel efendilerinden kopyaladığı bu yöntemi, kendi tabanını konsolide etmek ve hücre sistemini ayakta tutmak için bir üst akıl stratejisi olarak uygulamıştır.
Yalnız Bırakılan Bir Lider ve Vatansever İttifakı…
15 Temmuz doğrudan doğruya Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsına ve onun temsil ettiği bağımsız Türkiye idealine karşı yapılmıştır. Ancak bu küresel istihbarat savaşı sadece bir partinin ya da bir liderin meselesi değildir; topyekun bir beka mücadelesidir.
Bu süreçte dikkat çekici olan, ideolojik olarak farklı yerlerde dursalar bile, mesele memleket olduğunda aynı safa geçen vatanseverlerin varlığıdır:
• Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ gibi Ergenekon-Balyoz kumpaslarında bu örgütün mağduru olmuş vatansever paşaların dik duruşu,
• Siyasi alanda ilk günden beri tehlikeyi haykıran Metin Külünk gibi isimlerin mücadelesi hayati önem taşımıştır.
Ancak ne yazık ki, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu istihbarat örgütlerine ve arkalarındaki küresel güçlere karşı yürüttüğü bu amansız mücadelede, yanındaki samimi vatanseverlerin sayısı yeterli düzeyde artmamıştır. Birçok kesim ya sessiz kalmayı ya da süreci uzaktan izlemeyi tercih etmiştir.
Devletin Mücadelesi Bitmemiştir.
15 Temmuz sadece bir gecelik bir kalkışma değildir. Devletlerin güvenliği açısından asıl mücadele, örgütsel yapılanmaların tamamen tasfiye edilmesi ve benzer tehditlerin yeniden ortaya çıkmasının engellenmesidir.
Bu mücadelede yalnızca güvenlik tedbirleri yeterli değildir. Liyakat, hukuk devleti ilkesi, şeffaflık ve güçlü kurumlar da en az güvenlik kadar önemlidir. Devlet, hiçbir yapının kamu otoritesi üzerinde vesayet kurmasına izin vermemelidir.
Vatanseverlerin Birliği
15 Temmuz sonrasında farklı dünya görüşlerinden birçok vatansever isim, devletin yanında durmuştur. Bu süreçte önemli olan ortak payda; Türkiye Cumhuriyeti'nin bağımsızlığı, milletin iradesi ve devletin bekasıdır.
Terör örgütleriyle, illegal yapılanmalarla ve Türkiye'yi zayıflatmayı amaçlayan her türlü girişimle mücadele, siyasi görüşlerin üzerinde millî bir meseledir. Bu mücadelede devletini ve milletini önceleyen herkesin ortak sorumluluğu bulunmaktadır.
Sonuç: Mücadele Topyekûn Olmalıdır.
15 Temmuz’u arkasındaki senaristlerden bağımsız düşünmek bizi hataya götürür. Örgüt bugün şekil değiştirerek, devletin ve toplumun kılcal damarlarında "tedbir" adı altında saklanmaya devam etmektedir. Bu mücadele, sadece Cumhurbaşkanı’nın omuzlarına bırakılamayacak kadar büyük bir devlet ve millet ödevidir. Eğer kuklacının oyununu tamamen bozmak istiyorsak, siyasi ayrılıkları bir kenara bırakıp devletin kadim aklını ve vatansever kadrolarını korumak zorundayız.
15 Temmuz'u unutmak mümkün değildir. Ancak yalnızca o geceyi hatırlamak da yeterli değildir. O geceye giden süreç doğru analiz edilmeli, devlet kurumları sürekli güçlendirilmeli, liyakat esas alınmalı ve hiçbir örgütsel yapının devletten daha güçlü hâle gelmesine izin verilmemelidir.
Millet olarak kutuplaşmadan değil, millî birlikten güç almalıyız. İftiranın değil hakikatin, ötekileştirmenin değil kardeşliğin, şahsi hesapların değil devlet aklının yanında durmalıyız.
Çünkü güçlü Türkiye; güçlü kurumlarla, güçlü demokrasiyle ve devletine sahip çıkan güçlü bir milletle mümkündür.