Anne-babalık çok mu kolay ki…

Dursun Ali Tökel

20-12-2012 09:25

Bir işe başvurun, sizden yığınla belge isterler.

Bir iş yeri açmaya çalışın. Onlarca resmi evrak düzenlemeniz gerekir.

Bir mesleğiniz, bir işiniz olduğunu söyleyin. Hemen sizden bazı vesikalar talep ederler.

En ufak bir meslek kolu için bile, seminerler, kurslar düzenlerler. Zira uzmanlaşma bir işi hakkıyla yapmanın en önemli başlangıcıdır.

Bir araba mı süreceksiniz aylarca kursa gitmeniz, onlarca konuyu ezberlemeniz gerekir.

Bir bilgisayar kullanmak, hatta bir bilgisayar programını tam olarak anlamak için bile pek çok bilgi ve beceriye sahip olmanız gerekir.

Peki koca olmak için bizden ne istiyorlar?

Ya da karı olmak için sizden ne istiyorlar?

Peki anne-baba olmak için sizden (bizden) ne istiyorlar?

Bildiğim kadarıyla hiçbir şey!

Ben filancayı karı ( ya da koca) olarak kabul ediyorum diyorum. Devlet de bizi karı-koca ilan ediyor, bu kadar!

Peki, bu kadar yetiyor mu?

 

İnsan yetiştirmek

 

            Bir hayvan eğittiğinizi düşünün. Aynı eğitim tekniğiyle binlerce hayvanı eğitebilirsiniz.

Ama aynı eğitim sistemiyle bırakan her insanı, iki kardeşi bile eğitmezsiniz. Neredeyse her birey farklı kişilikte ve karakterde doğar ve farklı muamele ister.

Yani insanı eğitmek pek meşakkatli bir iştir. Bu yüzden sadece insan eğitimiyle uğraşan onlarca bilim dalı ve bilim adamı vardır.

Bu kadar ciddi bir işin, bu konuda hiçbir bilgisi, ilgisi, hatta malumatı olmayan insanların ellerine verildiğini bir düşünün!

Bir gün çocuk sahibi olacak anne-babaların çocuk yetiştirmek üzerine hiç bir bilgileri olmadan o canlıya sahip olmayı istemeleri akıl alır gibi değil!

Devlet eğitime istediği kadar para ayırsın, istediği programı uygulasın, kapısına gelen birey birileri tarafından zaten şekillendirilmiş, nesine katkıda bulunacaksın!

İnsan hobi veya fobilerinin büyük bir kısmı beş yaşına kadar oluşuyormuş; insan beyninin gelişiminin büyük bölümü beş yaşında sona eriyormuş. Karakterimizi şekillendiren pek çok ayrıntı çocukluk çağlarımızın daha başında bitiyormuş.

Yani bizi biz yapanlar beş yaşına kadar anne-baba yanında olup bitiyorlar.

Bazen ilköğretim bölümü öğrencilerimize soruyordum “ilkokul birinci sınıfa gelen bir çocuk neleri bilmektedir?” diye. Genellikle cevap “pek bir şey bilmez, okulda öğrenmeye başlar” şeklinde olurdu.

Bırakın ilkokula kadar olan kısmı; çocuk annenin karnında, annenin yeme-içmesi, dinlediği müzikler, moral motivasyon durumu vb. etkiler tarafından zaten şekillenmiyor mu?

İnsan yavrusu, yetişme açısından bırakın ayları günü birlik hatta anlık tepkiler beklemektedir. İnsan yetiştirmek pek çok bilgi, ilgi ve uzmanlık alanına ihtiyaç duymaktadır.

Bütün bunlar bilinirken devletin evlenmek için müracaat edenlerden; karılık nedir, kocalık nedir; bir gün anne baba olacağına göre babalık nedir, annelik nedir, çocuk nasıl yetiştirilir konularında bir bilgi istememesi her zaman benim hayretimi mucip olmuştur.

Şiddete başvurmalar, iki günlükken boşanmalar, anne-baba-çocuk savaşları, aile bireyleri arasındaki tartışmalar-savaşlar-kavgalar-çatışmalar… Hemen hepsinde cahilliğimizin büyük etkileri vardır.

 

Bilgilenin Öyle Gelin!

 

Evlilik işleri belediyelerin uhdesinde olduğuna göre, -büyük bir fedakârlık isteyecek ama- belediyeler bu işlerde muhakkak öncü bir rol oynamalıdır.

Karı-koca kursları açılmalı. Evlenmek için sözlenen-nişanlanan çiftler muhakkak bu kurslara devam etmeli, uzmanlarından gerekli bilgileri almalı ve temel bilgilerle donanmalıdır.

Bu kurslara devam etmeyenlerin nikâhı onaylanmamalıdır. Böylesi bir tedbir insanları daha bilinçli kılacaktır.

Bunun için nasıl zaman ayrılacağı sorulabilir:

Hiçbir faaliyet insan için olmanın dışında bir mana ifade etmemektedir.

Ehliyet almak için, üniversiteye girmek için, bilgisayar öğrenmek için, yemek yapmak, dikiş dikmek için aylarca, yıllarca kursa gidenler, bütün ömürlerini sürdürecekleri yuvalarının sağlığı için de birkaç hafta kursa devam etmekten imtina etmemelidirler.

Hatta sadece karı-kocalık için değil anne-babalık için de bu kurslar olmalıdır.

Okullarda zaman zaman annelere bu seminerler veriliyor. O seminerlerin birine katılan eşimin tepkisinden anladım ki, bunun için geç kalınmış.

Eşim, “keşke daha önce bunları işitseydim, pek çok konuda çocuklarıma muamelem daha değişik olurdu” diyen annelere şahit olduğunu söylemişti.

 

Bir İki Örnek

Eğitim için “beşikten mezara kadardır” diye bir söz vardır. Öğrenmenin kişisi, yaşı-başı yoktur.

Hepimiz hemen her konuda sonsuz bir aydınlığa muhtacız. Pek çok konuda zamanında bilgili olmamamızın yarattığı trajedileri yaşıyoruz.

Çocukların küçükken “bu nedir?” diye sormalarının ne anlama geldiğini okuduğumda şaşırıp kalmıştım.

Bize göre “bu nedir?” sorusunun cevabı “bu şudur!” şeklindedir.

Çocuk için öyle mi ya, değilmiş.

Çocuk, mesela eline kalemi alır “bu nedir?” diye sorar. Biz de deriz ki “bu kalemdir”. Çocuk biraz sonra yine sorar, “bu nedir?” biz yine “bu kalemdir” deriz. Çocuk bir daha sorar ve yüksek ihtimalle bizden tokadı yer: “Kaç defa diyeceğim, bu kalemdir diye sen salak mısın?”

Hâlbuki salak olan birisi varsa, o da biziz. Çocuk için “bu nedir?” in anlamı şuymuş: “Yani bu ne işe yarar?”

Biz elimize kalemi alıp çocukla beraber bir kağıt üzerine yazı yazacakmışız “bu kalemdir ve bak işte böyle yazı yazmaya yarar!” diyecekmişiz.

Pek çoğumuz bu basit ayrıntıyı bilmediği için çocuğunu Allah bilir kaç defa tokatlamış veya azarlamıştır. Tabi çocuk da, bir, iki azar tokat derken bir daha sormamaya başlıyor.

Yani onu salaklaştıran da biz oluyormuşuz.

Çocuklar küçükken burunlarını sık sık karıştırlar hatta pek çoğu burun pisliğini yer. Ve biz de onlara bu yüzden fena halde kızarız, bazen döveriz.

Hâlbuki burun pisliği çocuk için mükemmel bir antibiyotikmiş ve çocuk ihtiyacı olduğunda bunu burnundan alıyormuş. Bunu kaçımız biliyorduk!

Bir psikolog anlatıyor: “Küçük bir çocukken bir gün babamla şekerlemeciye gitmiştik. Ben çikolatalara, şekerlere saldırmış ve her birinden üçer beşer almıştım. Babam bana dedi ki: ‘Sadece bir tane alabilirsin!’ O zaman acayip kızmıştım. Ona dedim ki ‘Ben özgürüm ve istediğim kadar alabilirim’. Gülerek bana döndü ve şöyle söyledi: “Özgürlük çoktan seçmektir. Ama senin yaptığın oburluk! Özgürlük ile oburluğu birbirine karıştırma!”

Onlara anlatmaya değil, onları anlamaya çalışalım. Onlara oburluk ile özgürlüğün farkını yaşayarak/yaşatarak anlatalım.

Onları koruduğumuzu zannettiğimiz pek çok zamanda aslında onların felaketini hazırladığımızı unutmayalım!

Bu basit bilgileri insanlığa aktarmak için ömürlerini tüketen insanlar var.

Bilgiler basit olabilir, ama onları elde etmek hiç de basit olmuyor.

O basit bilgiler gün geliyor bir dâhinin yetişmesine zemin hazırlıyor veya kaybolup gitmesine!

Çocuğumuzun bizden mükemmel bir uzmanlık beklediğini unutmayalım.

Bendeniz devletin bu konuda pek yavan davrandığını söylemeye çalışıyorum; o yavan diye bizim de yavan davranacak halimiz, lüksümüz yok!

 

 

DİĞER YAZILARI Cinnet Buğdayları 01-01-1970 03:00 Âlim Kime Derlermiş 01-01-1970 03:00 Cedel Ve Bedel 01-01-1970 03:00 Bana Geleneğini Söyle... 01-01-1970 03:00 Alâmet Kıyâmeti: Şeysiz Şeyler Üzerine 01-01-1970 03:00 Özgürlük Neyimizdir 01-01-1970 03:00 Kimi Seçelim 01-01-1970 03:00 Samsun Büyüyor, Ya Kütüphanesi? 01-01-1970 03:00 Bu Kadar Aktörü Olan Eğitimden Ne Çıkar? 01-01-1970 03:00 Din Ne Kadar Umûrumuzda? 01-01-1970 03:00 Bu Hastalar Niçin Gülüyor 01-01-1970 03:00 Edilgenliğe Sığınma Yahut Sezai Karakoç Ne Diyor Ki 01-01-1970 03:00 Vefa Bayrağı 01-01-1970 03:00 Gri Alan Münafıkları 01-01-1970 03:00 Bir Süper İnsan Tasarımı 01-01-1970 03:00 Câmilerimiz Ve Kaybolan Rûhâniyetimiz 01-01-1970 03:00 Devletimiz “Akıl”Lanıyor 01-01-1970 03:00 Ben Kendimin Neyi Olurum 01-01-1970 03:00 Balık yemiyormuşuz, peki ama niçin? 01-01-1970 03:00 Tarikat, Cemaat Yoldur Varana da… 01-01-1970 03:00 Aldatanlar kimlerdendir 01-01-1970 03:00 İstemek 01-01-1970 03:00 Türkün Alfabe İle İmtihanı 01-01-1970 03:00 Âkıl Adam Kimdir? 01-01-1970 03:00 Açlıkla Doymak 01-01-1970 03:00 Bir sapma: Ölüm güzellemesi 01-01-1970 03:00 Mandelalar, Harunlar Hayatını Kaybetti De... 01-01-1970 03:00 Sizi Silkeleyenler Var Mı? 01-01-1970 03:00 Ezan deyip geçmeyelim! 01-01-1970 03:00 Bırak (ma) bu hayalleri, bana bir hayal kur! 01-01-1970 03:00 Eğitilmiş İnsan Kimdir? 01-01-1970 03:00 Öğrenci evleri de... 01-01-1970 03:00 TV'lerde Ne Konuşursak Doğru Olur 01-01-1970 03:00 Edepte fukarâ isek hakikate bigâne oluruz 01-01-1970 03:00 BİR UTOPYA: Birlik ve Beraberlik! 01-01-1970 03:00 Ramazan biraz da annedir 01-01-1970 03:00 Ayaklarımız Bize Neyi Hatırlatıyor 01-01-1970 03:00 İbadetin Nihayeti Ne İçindir? 01-01-1970 03:00 İlahi-Yat 01-01-1970 03:00 Gökten Kitaplar Kar Gibi Yağınca… 01-01-1970 03:00 444 01-01-1970 03:00 Bu anneler hangi yarışı kaybediyor? 01-01-1970 03:00 Görenedir Görene, Köre Nedir Köre Ne! 01-01-1970 03:00 DersHâne-TestHâne-TesellîHâne 01-01-1970 03:00 Öte Dünya Fikri 01-01-1970 03:00 Gerekimizi anlayanlar var! 01-01-1970 03:00 Salâlar kimin için okunuyor/ Çanlar kimin için çalıyor 01-01-1970 03:00 Ruhlardaki Cömertlik 01-01-1970 03:00 Çocuklara sadece isim mi veriyoruz(3) 01-01-1970 03:00 Ahlâka İhtiyacı Olmayan Kim 01-01-1970 03:00 Gençleri Anlamak 01-01-1970 03:00 Meyve Adlarını Da Kaybetmişiz 01-01-1970 03:00 Körsel Vaazdan Görsel Vaaza 01-01-1970 03:00 Dördüncü kişi olmaktan nasıl kurtuluruz? 01-01-1970 03:00 Allah’ın Evleri İçin Layık Gördüğümüz Yerler… 01-01-1970 03:00 Kur’an da tercüme ediliyor da... 01-01-1970 03:00 Bana arşivini söyle sana kim olduğunu söyleyeyim 01-01-1970 03:00 Güç" Kurdu "Öteki" Ağılına Girerse... 01-01-1970 03:00 Körsel Vaazdan Görsel Vaaza 01-01-1970 03:00 BU ANNELER HANGİ YARIŞI KAYBEDİYOR? 01-01-1970 03:00 ORDULU CANLI BOMBA (LAR) 01-01-1970 03:00 BİR İLACIMIZ BİLE YOKMUŞ! 01-01-1970 03:00 AÇLIK TOKLARDAN, YAZMAK BİLİNÇTEN 01-01-1970 03:00 İSTEMEK 01-01-1970 03:00
haber yazılımı