Öğrenci evleri de...

Dursun Ali Tökel

13-11-2013 10:02

İşin siyasi, ideolojik, teröre bulaşan, adlî, cinsel, fantastik, kurgusal, oya çevrilmiş veya çevrilme ihtimali olan, kamplaşmış veya kamplaşmaya müsait tarafları bir tarafa...

Bendeniz öğrenci evleri meselesine gündemdeki tartışmanın sadece bir boyutundan bakmak istiyorum.

 

Bu konunun bazı illerde, bazı insanların, bazı öğrenci evlerini, bazı nedenlerle şikâyet etmesiyle ortaya çıktığı anlaşılmış bulunuyor.

 

Şikâyetin temelinde kimi evlerde öğrencilerin erkek ve kız karışık bir halde kaldıkları ve uygunsuz davranışlarda bulundukları ihbarı var.

 

Böyle bir uygunsuzluk olabilir, bunun için bazı tedbirler alınması gerekir, her devletin geleceğini oluşturan gençliği korumak asli görevlerindendir.

 

Gençliği korumamak, geleceğini korumamak ve ateşe atmak anlamına gelir.

 

Fakat eğer öğrenci evlerinden rahatsız olunacak ve bu evlerin olumsuzluğu illa da ihbar edilecekse bu sadece kızlı-erkekli oluştan dolayı mı olmalıydı?

 

Isının, ısının...

 

Araştırma görevliliğim yıllarındaydı. Kışın soğuk bir gününde fakültedeki odamızda kalorifere yaslanmış ısınmaya çalışıyordum.

 

İçeriye, bizim bölümde okumayan, ama samimi olduğumuz, aynı zamanda da hemşerimiz olan bir öğrenci girdi.

Beni kalorifere yaslanmış ısınırken görünce hayli sitemli bir sözle haykırdı: “Isının bakalım, ısının... Hiç sormuyorsunuz ki bu kardeşiniz ne yapıyor, odunu kömürü var mı? Siz ısının bakalım!”

 

Espri yapıyor zannettim, yüzündeki ciddiyetten anladım ki espri filan yapmıyor.

 

Üç-dört arkadaş bir evde kaldıklarını, evlerinde yakacakları bir şeyin olmadığını, battaniyelere sarılarak ders çalıştıklarını, günlerdir sıcak bir soba kıyısı görmediklerini söyledi.

 

O sıcacık kalorifer bana birden buz gibi geldi. Kendimden, insanlığımdan, hocalığımdan utandım. Hemen koridorda hocalarımı, arkadaşlarımı dolaşarak biraz para topladım ve ona verdim.

 

Verdiklerimiz utancımızı örtmeye kısmen yeter olurdu temennisindeydik.

 

Örttü mü, örtmedi mi bilmiyorum.

 

Bu öğrenci evlerini düşünmek, onlarda ne sefaletlerin yaşandığı bilmek bizim işimizin bir parçası olmalı mıydı?

 

Şikâyet de Neden Şikâyet

 

Beş altı kişinin sığınmaya çalıştığı nice öğrenci evleri var. Bu evlerde yaşanan ne sefaletler var. Sabah akşam sadece patates kavrulan, bir iki yumurta-sucuk bulunursa bayram yapılan, ezeli dost yemeğin makarna olduğu ne haneler var...

 

Kışın üzerine giyecek paltosu olmayan, evinde her gün sobası- kaloriferi yanmayan, ocağında iki üç çeşit yemeği pişmeyen ne öğrenci evleri var!

 

Hemen yanı başımızdalar, alt veya üst komşumuz olabilirler veya yan apartmanın yan dairesinde yamuk bir vaziyette ezilik ve büzülük bir halde yaşamak için savaş vermekteler.

Bir zamanlar alt katımızdaki dairede oturan beş-altı kişinin kaldığı öğrenci evi geldi gözlerimin önüne.

 

Eşimle anlaşmıştık, evde ne pişerse az çok onlara da gönderirdik, bazen kendi çocuklarımız için pasta yaptığımızda onlarla da paylaşırdık.

 

Bizim ufak tefek ikramımızın onlarda yarattığı sevinç halesi geliyor gözlerimin önüne.

 

Bir gün öğrencilerden birinin annesi gelmiş ve eşimi özellikle ziyaret etmişti. Teşekkür ve dua niyetiyle.

 

Yemesi gerekenlerin yiyemediğini, yiyebilen insanların yediklerinin boğazlarına sırf onlar yiyemedi diye düğümlenmesi hangi eğitimin sonucudur?

 

Bugün öğrenci evlerinin gündeme gelmesini sağlayan ihbarcı komşular; aç kalınan, ısınamayan, paraları yetmediği için bir odada üç kişi kalmak zorunda kalan, sofralarında iki günde bir ancak bir çorba pişen öğrenci evlerini de “sefalet içinde yaşıyorlar” diye yetkililere ihbar etmeyi düşündüler mi acaba?

 

Onların bütün bu olumsuz şartlarda öğrenme ve yaşama mücadelesi vermeye direnmesini zerre kadar tebrik ve takdir etmeyi hiç akıllarından geçirdiler mi acaba?

 

Hangimiz merak ettik, yanı başımızda, civarımızda öğrenciler yaşıyor mu, yaşıyorlarsa hangi koşulda barınıyorlar, yiyecek ve yakacakları ihtiyaca cevap veriyor mu diye?

 

İstikbal Gençlerdedir de...

Bugün devletimiz üniversite öğrencilerinin barınması için (bizim zamanımıza göre düşünülürse) çok daha yaşanabilir yurtlar yapıyor.

 

Ama bunlar yetmiyor.

 

Öğrenciler kimi zaman yurt çıkmadığından, kimi zaman o şartlarda yaşamayı istemediğinden, hâsılı zaman kalacak bir yer bulamadığından kendi tuttukları evlerde barınmak zorunda kalıyorlar.

 

Benim çocuğum da, uzak bir şehirde okuyor. Yurda başvurduk çıkmadı, özel yurtlara ekonomik gücümüz yetmedi, mecburen arkadaşıyla bir ev tutuldu.

O evlerin iaşe ve ibatesinin sağlanması için kimlerin hangi zorluklara katlandığı hakkelyakin malumumdur.

 

Hiç bir öğrenci olumsuz şartlarda okumak istemez. Ders çalışmanın sıkıntıları yeterken bir de sobayla, mutfakla, kalabalıkla uğraşmak istemez.

 

Lise yıllarımda evimiz çok kalabalık olduğu ve soba da sadece kuzine olarak mutfakta yandığı için evde sağlıklı bir çalışma ortamı bulamazdım.

 

Yıllarca derslerimi mahalle camimizin kahvehanesinde, kuytu bir köşeye çekilerek çalıştım.

Yoklukla sürdürülen çalışmalar tezyifi değil takdiri hak etmeli.

 

Bugün gayet bolluk içinde, dört başı mamur öğrenci evleri de vardır.

Ama işte tam da bu işlerin içinde bir insan olarak biliyoruz ki çok zor şartlarda evlerde okuma mücadelesi veren öğrenciler var!

 

Onların etrafındakiler onların sefaletinden neden rahatsız olmazlar, neden bu öğrencilerin olumsuz şartlarını ihbara yeltenmezler?

 

“Gençler, geleceğimizdir!” demekle olmuyor! Onların olumsuz şartlarda yetişmesi, onların olumsuzluğuna, onların olumsuzluğu gelecekte yapacakları vazifelerin olumsuzluğuna sebep oluyor!

 

Neden?

 

“Komşusu aç iken tok yatanlar!” hangi inancın mensubudur?

 

Osmanlı devleti devrince yüksek öğrenim öğrencileri askere alınmazdı. İnancımız, babaları zengin bile olsa öğrencilere zekâtın düştüğünü söylerdi, cerre çıkan talebe grubu civarda baş tacı edilirdi.

 

İnananlar “ya öğrenen, ya öğreten ya da bunlara yardımcı olanlardan olunuz, dördüncüsü olan helak olmuştur” hadisi gereği, öğrenemese de öğrenene (talebeye) yardımı ilahi bir görev addederdi.

 

Gelecekte insanlığın hayrına vesile olacakların hayrına vesile olmak az iş midir?

 

Onlar ne toplayacaklarsa bir misli de onlara yardımcı olanlara verilecektir.

 

Bugünün insanına bunlar birer ütopya gibi gelebilir.

Öğrencilerin karışık bir halde kalmalarından rahatsız olanlar, kendi civarlarında karışık kalmadığı halde aç-açık yaşayan öğrencilerden haberdar mıdırlar?

 

O mahallenin muhtarı-azası kendi sorumluluk alanlarındaki öğrenci evlerindeki hayat şartlarından haberdar mıdırlar?

 

 O gariplerin sıcak bir yuvada, sırtı pek, karnı tok bir halde derslerini yapmaları için kaymakamından belediye başkanına, muhtarından apartman yöneticisine kadar yöneticiler neler yapmayı düşünmekteler veya düşünmekte midirler, neden düşünmezler?

 

Neden rahatsızlık antenlerimiz cinsel meselelere bu kadar dehşetli bir duyarlılık gösterirken...

Neden rahatsızlık antenlerimiz açlığa, yoksulluğa, sefalete, donmuşluğa, kimsesizliğe, anne-babadan mahrum bir köşede hayat mücadelesi vermeye bu kadar biganedir, bu kadar kördür, bu kadar sağırdır?

 

YAZINI DEVAMI İÇİN

http://www.akasyamhaber.com/kose-yazisi/733/ogrenci-evleri-de.html

 

DİĞER YAZILARI Cinnet Buğdayları 01-01-1970 03:00 Âlim Kime Derlermiş 01-01-1970 03:00 Cedel Ve Bedel 01-01-1970 03:00 Bana Geleneğini Söyle... 01-01-1970 03:00 Alâmet Kıyâmeti: Şeysiz Şeyler Üzerine 01-01-1970 03:00 Özgürlük Neyimizdir 01-01-1970 03:00 Kimi Seçelim 01-01-1970 03:00 Samsun Büyüyor, Ya Kütüphanesi? 01-01-1970 03:00 Bu Kadar Aktörü Olan Eğitimden Ne Çıkar? 01-01-1970 03:00 Din Ne Kadar Umûrumuzda? 01-01-1970 03:00 Bu Hastalar Niçin Gülüyor 01-01-1970 03:00 Edilgenliğe Sığınma Yahut Sezai Karakoç Ne Diyor Ki 01-01-1970 03:00 Vefa Bayrağı 01-01-1970 03:00 Gri Alan Münafıkları 01-01-1970 03:00 Bir Süper İnsan Tasarımı 01-01-1970 03:00 Câmilerimiz Ve Kaybolan Rûhâniyetimiz 01-01-1970 03:00 Devletimiz “Akıl”Lanıyor 01-01-1970 03:00 Ben Kendimin Neyi Olurum 01-01-1970 03:00 Balık yemiyormuşuz, peki ama niçin? 01-01-1970 03:00 Tarikat, Cemaat Yoldur Varana da… 01-01-1970 03:00 Aldatanlar kimlerdendir 01-01-1970 03:00 İstemek 01-01-1970 03:00 Türkün Alfabe İle İmtihanı 01-01-1970 03:00 Âkıl Adam Kimdir? 01-01-1970 03:00 Açlıkla Doymak 01-01-1970 03:00 Bir sapma: Ölüm güzellemesi 01-01-1970 03:00 Mandelalar, Harunlar Hayatını Kaybetti De... 01-01-1970 03:00 Sizi Silkeleyenler Var Mı? 01-01-1970 03:00 Ezan deyip geçmeyelim! 01-01-1970 03:00 Bırak (ma) bu hayalleri, bana bir hayal kur! 01-01-1970 03:00 Eğitilmiş İnsan Kimdir? 01-01-1970 03:00 TV'lerde Ne Konuşursak Doğru Olur 01-01-1970 03:00 Edepte fukarâ isek hakikate bigâne oluruz 01-01-1970 03:00 BİR UTOPYA: Birlik ve Beraberlik! 01-01-1970 03:00 Ramazan biraz da annedir 01-01-1970 03:00 Ayaklarımız Bize Neyi Hatırlatıyor 01-01-1970 03:00 İbadetin Nihayeti Ne İçindir? 01-01-1970 03:00 İlahi-Yat 01-01-1970 03:00 Gökten Kitaplar Kar Gibi Yağınca… 01-01-1970 03:00 444 01-01-1970 03:00 Bu anneler hangi yarışı kaybediyor? 01-01-1970 03:00 Görenedir Görene, Köre Nedir Köre Ne! 01-01-1970 03:00 DersHâne-TestHâne-TesellîHâne 01-01-1970 03:00 Anne-babalık çok mu kolay ki… 01-01-1970 03:00 Öte Dünya Fikri 01-01-1970 03:00 Gerekimizi anlayanlar var! 01-01-1970 03:00 Salâlar kimin için okunuyor/ Çanlar kimin için çalıyor 01-01-1970 03:00 Ruhlardaki Cömertlik 01-01-1970 03:00 Çocuklara sadece isim mi veriyoruz(3) 01-01-1970 03:00 Ahlâka İhtiyacı Olmayan Kim 01-01-1970 03:00 Gençleri Anlamak 01-01-1970 03:00 Meyve Adlarını Da Kaybetmişiz 01-01-1970 03:00 Körsel Vaazdan Görsel Vaaza 01-01-1970 03:00 Dördüncü kişi olmaktan nasıl kurtuluruz? 01-01-1970 03:00 Allah’ın Evleri İçin Layık Gördüğümüz Yerler… 01-01-1970 03:00 Kur’an da tercüme ediliyor da... 01-01-1970 03:00 Bana arşivini söyle sana kim olduğunu söyleyeyim 01-01-1970 03:00 Güç" Kurdu "Öteki" Ağılına Girerse... 01-01-1970 03:00 Körsel Vaazdan Görsel Vaaza 01-01-1970 03:00 BU ANNELER HANGİ YARIŞI KAYBEDİYOR? 01-01-1970 03:00 ORDULU CANLI BOMBA (LAR) 01-01-1970 03:00 BİR İLACIMIZ BİLE YOKMUŞ! 01-01-1970 03:00 AÇLIK TOKLARDAN, YAZMAK BİLİNÇTEN 01-01-1970 03:00 İSTEMEK 01-01-1970 03:00
haber yazılımı