Ayaklarımız Bize Neyi Hatırlatıyor

Dursun Ali Tökel

17-04-2013 09:50

Sabahın mahmurluğunda yatağın kıyısına oturmuş ayaklarıma bakıyorum.

“Niye ayaklarına bakıyorsun?” diye bir soru gelebilir.

Bilmiyorum.

Her sabah uyanmanın verdiği sarhoşlukla yatağın kıyısında bir süre otururuz.

Bu sabah da aynı şekilde otururken gözlerim ayaklarıma ilişti.

Ayaklarım; çoraptan, ayakkabıdan, terlikten azade çıplak ve doğal halindeydiler.

Bir an değişik düşüncelere daldım.

Ayaklarımızın çıplaklığı gizlemek, örtmek için ne kadar garip meslekler icat etmişiz!

Ne kadar çok insan ayaklara ilişkin malzemeler üreten meslek gruplarından ekmek yiyor

Aklıma ayakkabıcılar, çorapçılar, terlikçiler, mes üretenler, bot imal edenler, sandalet tipi ayak giysisi üretenler, çizmeciler, spor ayakkabıcılar, lastik ve naylon ayakkabı imalatçıları, çarıkçılar, yemeniciler, takunyacı, tokyacı, babetçiler geldi.

Dünyada kim bilir kaç milyon insan bu sanayi dalından geçimini temin ediyor.

Eğer ayakkabı kullanmasaydık bütün o insanların iş kolu ne olurdu?

Ya da o insanlar üretmeseydi bizim ayaklarımızın hali ne olurdu?

 

Sadece ayaklar mı?

 

Sadece ayaklarımız değil tabii ki.

Bedenlerimizin bütün azalarını düşündüm

Elbiseler, gömlekler, kazaklar, pantolonlar, yelekler, paltolar, iç çamaşırlar, şapkalar, eldivenler, takım elbiseler, pijamalar, atkılar, tozluklar, kolluklar, montlar, kabanlar....

Ama ya Rabbi bizler giyinelim diye kaç iş kolu durup dinlenmeksizin üretmeye devam ediyor.

Kaç bin gizli kahraman, fedakar insan, adı sanı duyulmayan sessiz bedenler bizler giyinelim diye didinip duruyorlar.

Bunların hakkını teslim etmek telaşında olanlarımız var mı?

Doğu Asya'nın fakir ülkelerinde, yoksul insanların acizliğinden ve yoksunluğundan yararlanarak onları yok pahasına çalıştıran dünyanın büyük giyim markalarının vahşetini okudum gazetelerde. Onların bir odun parçası gibi çürüttüğü bu zavallı insanların hazin sonlarını okuyunca bu sabah ayaklarım ve onlar için bir şeyler üretenler çok daha başka görünmeye başladı gözlerime.

Biz markalar giyiyoruz, o markalar hangi trajik hikâyelerle bürünüyor üstlerimize?

 

Bin Kişinin Yaptığı Pasta

 

Bir zamanlar küçük bir hikâye okumuştum.

Bir adam sabah evden çıkarken, küçük kızı kapıda "babacığım, akşam bana ne getireceksin?" diye sormuş.

Bendeniz de hemen her sabah bu soruya muhatap olduğum için hikâye dikkatimi çekmişti.

Babası da çocuğunun yanağını okşayarak " akşam sürprizim var. Sana tam bin kişinin yaptığı bir pasta getireceğim" demiş.

Şimdi siz çocuktaki heyecanı düşünün, bin kişinin yaptığı bir pasta nasıl bir şey olabilir ki?

Herhalde akşama kadar merakından çatlamıştır çocukcağız.

Akşam baba eve gelmiş ve kızına küçük bir paket içindeki pastayı uzatmış “işte benim çiçeğime tam bin kişinin yaptığı pasta!” sözlerini de ilave ederek.

Çocuk, büyük bir heyecanla açmış paketi, bir de ne görsün, alelade bir pasta. Her zaman alınan cinsten.

Biraz da kızarak “Ama babacığım” demiş “bu bildiğimiz pasta, bunun neresini bin kişi yapmış ki?”

Baba başlamış saymaya:

“Bak yavrucuğum, önce bu pastanın yapıldığı unu düşün. O unun yapılması için kaç tane köylü buğday ekti, kaç tanesi onu biçti, kaç tanesi onu harmanda savurdu. Kim bilir kaç kişi bu buğdayı fabrikaya getirdi. Fabrikada kaç kişi bu unun buğday olması için çalıştı. Kaç kişi bu unu çuvallara koydu. Kaç kişi bu çuvalları kamyonlara taşıdı, kaç şoför bu unları uzak yollardan fırınlara getirdi. O fırınlarda kaç kişi bu unu yoğurdu, pişirdi.

Bunun daha şekeri var... O şekerin elde edildiği şeker pancarını eken, diken, kesen, taşıyan, fabrikaya götüren, o pancardan şeker yapan işçisi var.

Bu pastanın daha kreması, vanilyası, çikolatası ve bütün bunları üretenleri, taşıyanları, getirip götürenleri var.

Ben bin kişi diye sana az söyledim. Eğer saymaya kalksak çok daha fazladır.

Bak yavrucuğum, bu pastayı yerken bütün bu insanların emeklerini düşün, sakın onlara teşekkür etmeyi unutma. Düşünsene biz bu pastayı afiyetle yiyelim diye şu an kaç bin insan bir yerlerde kan ter içinde çalışıyor. Sakın onları unutma!”

O çocuk daha onları unutur mu?

 O babanın verdiği ders bir daha ilelebet çocuğun aklından çıkar mı?

Bir de “ne olmuş yani, görevleri. Tabii ki yapacaklar, bir de onları mı düşünelim. Yapıyorlarsa karşılığını da alıyorlar” diyen babaları düşündüm.

Kral Kim

Her sanayi kolunun kralları vardır

Reçel kralı, halıcıları kralı, şekerciler kralı vs.

Şüphesiz ayakkabıcılar, elbiseciler vb. kralı da vardır.

Bu insanları düşünüyorum.

Bu "ayakkabı kralları" bir hayvanı kesene, o hayvanın derisini yüzene, o deriyi işleyene, o deriyi satıp mağazalara getirene, on ilmek ilmek işleyene ne kadar da muhtaçlar!

Krallar, onlar krallığını devam ettirsinler diye aşağılarda helak olup giden binlerce zavallının emeğiyle tahtlarında otururlar.

Onlara şükran borçların acaba ödemeyi düşünürler mi?

Haklarını teslim etmek gibi bir kaygının zerre sancısını çekerler mi?

Ya bizler onları giyerken onlara karşı en ufak bir minnet veya teşekkür hissi duyar mıyız?

 

Bu Kadayıfı Kim Yaptı

 

Üniversite öğrenciliği yıllarımdaydı.

Bir gün bir öğrenci lokantasına gitmiştim. Buralar ucuz yemek veren yerlerdir. Her keseye göre yiyecek bir şeyler muhakkak bulunur.

O gün biraz fazla param olmalıydı ki yemeğin üzerine bir de tatlı istemiştim. Kadayıf varmış, getirdiler.

O mübarek tatlı o kadar nefisti ki bunu yapan insanı merak ettim ve garsona seslenerek “bu kadayıfı kim yapıyor?” diye sordum.

O da kapıda dikelen bir beyefendiyi göstererek “usta yapıyor” dedi.

Biraz sonra usta yanımdaydı. Bana bakarak “hayrola tatlıda bir problem mi var?” diye sordu.

Ben de tatlıyı çok sevdiğimi, özellikle kadayıfa karşı bir zaafım olduğunu söyleyerek “usta” dedim, “ellerine sağlık, bu güne kadar böyle güzelini yememiştim!”

Zavallı usta  benim bu iltifatım karşısında o kadar şaşırmıştı ki gözlerinden yaşlar geldiğini gördüm.

Bana karşı derin bir minnetle eğilerek şunları söyledi:

“Yirmi beş yıldır bu tatlıyı yaparım, hiç kimse bana böyle bir iltifat etmedi, çok sağolun, afiyet bal şeker olsun!”

Sonra bana bir tatlı daha getirdi, ondan...

Benim bu şükran hissimi ifade ile neyim eksildi?

Bir gönül almanın, bir hakkı teslim etmenin nesi bize zor gelmektedir?

Ara sıra çıplak ayaklarımıza, ellerimize, bedenimize, sofralarımıza bakalım.

 O çıplaklığı giydiren, o yoksunluğu gideren, o yokluğu tamamlamak için didinip duran insanları düşünelim.

İçimizdeki en küçük minnet hissi, birilerinin bizleri daha iyi anlamalarına küçük de olsa katkılar sağlayacak ve bize aczimizi hatırlatacaktır.

O "birileri" olmadan bizim "biri"olarak varlığımızı devam ettirmemize imkan yok!

 

DİĞER YAZILARI Cinnet Buğdayları 01-01-1970 03:00 Âlim Kime Derlermiş 01-01-1970 03:00 Cedel Ve Bedel 01-01-1970 03:00 Bana Geleneğini Söyle... 01-01-1970 03:00 Alâmet Kıyâmeti: Şeysiz Şeyler Üzerine 01-01-1970 03:00 Özgürlük Neyimizdir 01-01-1970 03:00 Kimi Seçelim 01-01-1970 03:00 Samsun Büyüyor, Ya Kütüphanesi? 01-01-1970 03:00 Bu Kadar Aktörü Olan Eğitimden Ne Çıkar? 01-01-1970 03:00 Din Ne Kadar Umûrumuzda? 01-01-1970 03:00 Bu Hastalar Niçin Gülüyor 01-01-1970 03:00 Edilgenliğe Sığınma Yahut Sezai Karakoç Ne Diyor Ki 01-01-1970 03:00 Vefa Bayrağı 01-01-1970 03:00 Gri Alan Münafıkları 01-01-1970 03:00 Bir Süper İnsan Tasarımı 01-01-1970 03:00 Câmilerimiz Ve Kaybolan Rûhâniyetimiz 01-01-1970 03:00 Devletimiz “Akıl”Lanıyor 01-01-1970 03:00 Ben Kendimin Neyi Olurum 01-01-1970 03:00 Balık yemiyormuşuz, peki ama niçin? 01-01-1970 03:00 Tarikat, Cemaat Yoldur Varana da… 01-01-1970 03:00 Aldatanlar kimlerdendir 01-01-1970 03:00 İstemek 01-01-1970 03:00 Türkün Alfabe İle İmtihanı 01-01-1970 03:00 Âkıl Adam Kimdir? 01-01-1970 03:00 Açlıkla Doymak 01-01-1970 03:00 Bir sapma: Ölüm güzellemesi 01-01-1970 03:00 Mandelalar, Harunlar Hayatını Kaybetti De... 01-01-1970 03:00 Sizi Silkeleyenler Var Mı? 01-01-1970 03:00 Ezan deyip geçmeyelim! 01-01-1970 03:00 Bırak (ma) bu hayalleri, bana bir hayal kur! 01-01-1970 03:00 Eğitilmiş İnsan Kimdir? 01-01-1970 03:00 Öğrenci evleri de... 01-01-1970 03:00 TV'lerde Ne Konuşursak Doğru Olur 01-01-1970 03:00 Edepte fukarâ isek hakikate bigâne oluruz 01-01-1970 03:00 BİR UTOPYA: Birlik ve Beraberlik! 01-01-1970 03:00 Ramazan biraz da annedir 01-01-1970 03:00 İbadetin Nihayeti Ne İçindir? 01-01-1970 03:00 İlahi-Yat 01-01-1970 03:00 Gökten Kitaplar Kar Gibi Yağınca… 01-01-1970 03:00 444 01-01-1970 03:00 Bu anneler hangi yarışı kaybediyor? 01-01-1970 03:00 Görenedir Görene, Köre Nedir Köre Ne! 01-01-1970 03:00 DersHâne-TestHâne-TesellîHâne 01-01-1970 03:00 Anne-babalık çok mu kolay ki… 01-01-1970 03:00 Öte Dünya Fikri 01-01-1970 03:00 Gerekimizi anlayanlar var! 01-01-1970 03:00 Salâlar kimin için okunuyor/ Çanlar kimin için çalıyor 01-01-1970 03:00 Ruhlardaki Cömertlik 01-01-1970 03:00 Çocuklara sadece isim mi veriyoruz(3) 01-01-1970 03:00 Ahlâka İhtiyacı Olmayan Kim 01-01-1970 03:00 Gençleri Anlamak 01-01-1970 03:00 Meyve Adlarını Da Kaybetmişiz 01-01-1970 03:00 Körsel Vaazdan Görsel Vaaza 01-01-1970 03:00 Dördüncü kişi olmaktan nasıl kurtuluruz? 01-01-1970 03:00 Allah’ın Evleri İçin Layık Gördüğümüz Yerler… 01-01-1970 03:00 Kur’an da tercüme ediliyor da... 01-01-1970 03:00 Bana arşivini söyle sana kim olduğunu söyleyeyim 01-01-1970 03:00 Güç" Kurdu "Öteki" Ağılına Girerse... 01-01-1970 03:00 Körsel Vaazdan Görsel Vaaza 01-01-1970 03:00 BU ANNELER HANGİ YARIŞI KAYBEDİYOR? 01-01-1970 03:00 ORDULU CANLI BOMBA (LAR) 01-01-1970 03:00 BİR İLACIMIZ BİLE YOKMUŞ! 01-01-1970 03:00 AÇLIK TOKLARDAN, YAZMAK BİLİNÇTEN 01-01-1970 03:00 İSTEMEK 01-01-1970 03:00
haber medya kadın