Dünya kupası ilk maçını telafisi var diye düşünüp Avusturalya yenilgisini kaza olarak niteledik fakat yine aynı taktik, yine aynı oyun ve yine hüsranı yaşayarak bu sefer de Paraguay’a yenilip turnuvaya çok erken veda ettik.
Ne kadar üzülsek yeridir fakat ne desek boş. Karşımızda kibir abidesi, ne yaptığı, ne konuştuğu belli olmayan bir federasyon başkanı ve her rakibe karşı aynı oyuncular ile aynı oyunu oynayan tutucu ve ufuksuz bir hoca var.
ABD Futbol Takımının Hocası, Türkiye-Avustralya maçını izlemiş olacak ki, rakibin oyununu bozmak için çift forvetle oynamış ve istediği sonucu almış. Biz ise iki maçı da aynı şekilde forvetsiz oynayarak bizden çok zayıf rakiplerimize maalesef boyun eğdik.
İki maçta 65 şut çekmişiz, rakiplerden fazla pas yapmışız ve topla oynama süremiz rakiplerimizden çok fazlaymış. Bununla övünenlere bir tavsiyemiz olsun, ben sizin yerinizde olsam, “FIFA’ya itiraz edip çok şut çektik, çok iyi oynadık, turnuvaya devam etmeliyiz!” derim.
Peki biz elendiğimiz turnuvada bu istatistikler ile övünebilir miyiz? Övünmemeliyiz çünkü turnuvaya en erken veda eden ikinci takım olduk. Oysa Federasyon başkanımız final oynamayı hedeflediğimizi söylüyordu.
Rakip takımlar Türk Milli Takımını çözmüş. “Alın topla oyalanın!” diyor topu bize veriyor, bizde topla oyalanıyoruz ve topla oynadığımızı sanıp maalesef bununla övünüyoruz.
Futbol müsabakasında kazanmak için hayalinizin büyük olması yetmiyor. Bol reklam yapmak, oyunculara çok para dağıtmak da yetmiyor. Başarılı olmak için çok çalışmak ve futbolun gereklerini en azından asgari yerine getirmek gerekir. Biz futbolun gereklerini gerektiği gibi yerine getiriyor muyuz?
Federasyon Başkanı konuştuğunun nereye varacağını biliyor mu? Mesela mevcut takımı yüceltmek için, geçmiş oyuncuların incineceğini düşünmeden, “Bu takım tarihin en şerefli Milli Takımı!” diye nasıl ve hangi hakla diyebiliyor?
Milli Takımın Hocasına, “Oyuncuların morali bozuldu, takımda psikolog var mı, oyunculara psikolog desteği veriyor musunuz?” sorusuna, “Ben varım ya!” diye cevap verebiliyor.
Bir önceki maçta başarısız olup, bir sonraki maçta da aynı oyunu oynayıp başarıyı yakalayacağını düşünen bir hocanın zaten kendisinin bir danışmana ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz.
Bu takımın santrforsuz oynayamayacağını sahadaki oyuncularda biliyor. Defalarca şahit olduk oyuncular sıfıra iniyor ya da orta yapacak durumdayken kafasını kaldırıyor, “Kerem vuramaz.” diye düşünüp geriye dönüp farklı bir oyun kurmaya çalışıyor.
Bazen de topu ortalıyor fakat Kerem o mücadeleyi verecek ve o toplara vuracak durumda olmuyor. Hocamız takımı bu şekilde oynatarak aslında Kerem’i de harcıyor fakat maalesef bunun kimse farkında bile değil.
On kişi kalmış Paraguay’a gol atabilsek bugün hala umudumuzu taşıyor olacaktık. Sonuç olarak büyük bir hayal kırıklığı yaşadık. Bunun nedenini geçen haftaki yazımızda, “Kibir ve Şımarıklık!” olarak nitelemiştik yine aynısını düşünüyoruz.
Hiç olmazsa son maçımızda ABD’yi yenip prestijimizi kurtarmamız gerektiğini umarız Federasyon da teknik ekip de oyuncular da biliyordur. Aksi halde, “En şerefli kadro!” ile en başarısız takım olarak turnuvaya veda edip ülkemize döneceğiz.
Samsunspor’un transfer yapıp yapmayacağını soranlar oluyor. Samsunspor Başkanı Sayın Yüksel Yıldırım tabii ki transfer yapacaktır fakat sanırım akşam pazarını bekliyor!
Adnan ÖZ