Bu durumun Türk Millî Futbol Takımına olumsuz yansımasını önce Dünya Kupası’nda, şimdi de UEFA Uluslar Ligi’nde oynadığımız son dört maçta açık seçik tekrar gördük.
Evet son oynadığımız İtalya, Belçika ve Fransa maalesef bizden iyi takımlar. Fakat biz bu Fransa’yı, beğenilmeyen Şenol Güneş Hoca ile EURO 2020 elemelerinde 2-0 yenmiştik. Hem de o kadroya “altın kuşak” falan da denmiyordu.
Montella’nın Türk Millî Takımı’nda bundan sonra başarılı olacağını düşünmüyoruz. Fakat anladığımız kadarıyla çok yüksek bir tazminatı varmış. Son 7 maçın 6’sını kaybetmiş bir hoca istifa etmiyorsa alacağı tazminat içindir.
Şunu sormak lazım: Montella’nın hangi başarısı vardı da onunla sözleşme yapan yönetici, böyle bir tazminatı kabul ederek sözleşme imzaladı? Sayın Hacıosmanoğlu oyunculara bir villa eksik verip onun parası ile hocayı gönderse olmaz mı?
Bize göre, Futbol Federasyonu Başkanı ve yönetimi gitmeden hocanın gitmesi, futbolumuzun bu yolda güdük yürümesine sebebiyet verecektir. Bize göre futbolun, Millî Takım Hocaları ile birlikte Federasyon Başkanı ve yöneticileri değişmeli ve yerlerine liyakatli insanlar gelmelidir.
Ve fakat bu işin bir ayağıdır. Bir de futbolcu ayağı var ki o da içler acısıdır. Belçika maç kadrosunu bir irdeleyelim. Orta sahada oynayan İsmail Yüksek ve Bartuğ Elmaz kendi takımlarında yedek.
Sağ kanatta oynayan Oğuz Aydın ile sol kanatta oynayan Kerem Aktürkoğlu da genelde kendi takımlarında yedek. Barış Alper Yılmaz çok formsuz, önde oynayınca ne yaptığını bilmez durumda ve çok savruk oynuyor.
Sonradan giren Yunus Akgün formsuz, Deniz Gül henüz bu seviyenin oyuncusu değil gibi zaten o da kendi takımında doğru dürüst süre bulamıyor. Bir İlhan Fakılı çıkış içinde fakat o da henüz A Millî Takım olgunluğunda değil.
Millî takımın kadrosuna davet edilen ve “altın kuşak” denilen bu oyuncuların çoğunluğu, kendi takımında formsuz olduğu için oynayamıyor. Peki, bu oyuncular neden bu kadar formsuz?
Yani bize göre de bu başarısızlığın baş mimarı Federasyon Başkanı ve Millî Takım hocasıdır. Fakat sahada kendilerine yakışmayan oyun oynayan ve yeterli mücadeleyi göstermeyen oyuncularımızın da dikkati çekilmeli.
Belçika maçında ilk yarı kalemize 4 şut çekildi; ikisi direkten döndü, ikisi gol oldu. Biz daha fazla şut çektik fakat şutlarımız ya dağlara taşlara ya da kalecinin kucağına gitti.
O zaman kalecimiz, her gelen şutu gol yemeyecek seviyede olmalı. Fakat maalesef ne Uğurcan Çakır ne Okan Kocuk ne de Altay Bayındır şu an Millî Takımda oynayacak düzeyde. Gerçi Okan’ı millî takımda izlemedik fakat onu da Samsunspor’da yediği gollerden biliyoruz.
Evet, Berke Özer en formda kaleci. Fakat daha önce, “Ben oynamayacaksam beni Millî Takıma neden çağırdınız?” deyip Millî Takım kampını terk ettiği söylendi. Şayet bu durum doğru ise Millî Takıma çağrılmaması bize göre de doğru bir karar.
İtalya maçında da iyi oynadık fakat bir pivot santrfor eksikliğini hep hissettik. O bölgede şu anki duruma göre ya Deniz Gül ya Bertuğ Yıldırım ya da Enes Ünal oynamalıdır. Biz, Kerem Aktürkoğlu’nu o mevki için yetersiz buluyorduk fakat İtalya maçında onu bile aradık.
Hocanın sanki “Tazminatımı ödeyerek beni artık kovun!” der gibi bir kadro ile sahaya çıktığı yetmiyormuş gibi bir de oyun çağırdığı hâlde Deniz Gül’ü 88. dakikada oyuna aldı. İçimizi acıtan dört maçlık işkence periyodu bitti çok şükür.
Ve şimdi Samsunspor için zorlu bir dört maçlık periyot başlıyor. İnşallah Cumartesi akşamı Trabzonspor karşısında bu periyodun ilk maçını kazanarak başlarız.
Adnan ÖZ