Mekanlara özgünlük katan şey, yüklendiği tarihsel misyondur. Amasya'daki Sultan Bayezit Camisi gibi, Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerif'i de bir misyona sahiptir.Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi,sadece bir cami değildir. Doğu Roma İmparatoru Fatih'in fetih sembolüdür. Bayezit Camii nasıl selatin camisiyse, Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi de fethin anahtar mekanıdır.Gençliğimiz Ayasofya açılacak, zincirler kırılacak sloganıyla geçti. Demek ki Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi, tarihsel bir değere sahipti. Zamanın ruhu ve sahte bir imzayla kapatılan Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi, açık bir öneri ve duruşla yeniden aslına rücu ettirildi. Fatihin Vakfiyesine uygun bir hale getirilen Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi, vicdanlardaki yerini almıştır. Ayasofya üzerine neler yapılmadı ki; şiirler, denemeler, hitabeler, mitingler. Tümü onun ruhuna uygun hale getirilmesi için yapıldı. Bugün yaşadıklarımız, işin sonuç kısmıdır.
Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi için yüreği çarpan insanların başında Yahya Kemal Beyatlı gelir. İstanbul ve tarihi mekanları üzerine onlarca yazı yazmış olan usta, bir gün gezerken, bir ezan sesi duyar ve durur:" "Gezintilerimde bir hakikat keşfettim.Bu devletin iki mânevi temeli vardır: Birisi, Fatih’in Ayasofya minaresinden okuttuğu ezan ki hâlâ okunuyor! Diğeri, Yavuz Sultan Selim’in Hırka-i Saadet önünde okuttuğu Kur’an ki hâlâ okunuyor! Duymuyor musunuz, yine ezan okunuyor!"der.Tarihe ve devletine büyük bir iştiyakla bağlı olan usta, aslında birinci Cumhuriyetin nasıl olması gerektiğini de anlatmıştır.Teori de pratiğe uymuş mu, o ayrı bir konu? Zamanın ruhu gereği müze yapılan Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi, tekrar mabet ruhuna döndürülmüştür. Bugün yapılan budur.

















































































































































































































