Genç adam bugün hiç olmadığı kadar can sıkıntısından ruhu bedenine sığmıyordu. Şöyle mahalleden amaçsız bir şekilde uzaklaşmak istiyordu. Her taraf yemyeşildi ve çay kokuyordu Karadeniz. Yürüdükçe yakınlaşıyordu uzaklar ve Aslan tepesi onu kendisine çekiyordu. Güneşin nazlı bakışları gözleri kamaştırıyordu oysaki birazdan güneş tepelerden son kez çehresini gösterip kızıl renkler tepenin kahve rengi tonuyla mükemmel bir ambiyans oluşturacaktı. Serin ilkbahar rüzgarı genç kızların lüleli saçlarından hafifçe ovaya doğru süzülecek, genç adam sağ taraftan gelen reyhan kokusunun büyüsünden kendinden geçip istem dışı ayakları onu çadırlara doğru sürükleyecekti.
Mevsimlik işçiler bu sene erkenden Karadeniz’e gelmişlerdi. Emine henüz 16 yaşında ceylan yavrusu gibi bir kız idi. Hafif esmer tenli, çıplak ayakları ile sanki düğün konseptine topuklu ayakkabı ile giden fidan boylu, ince belli, saçları ise simsiyah zifiri karanlıktan bir geceydi. Genç adam kızdan bihaber gelen kokuya doğru yürüyordu. Yürürken de kalbinden bir heyecan, sanki biraz sonra reyhan çiçeği değil de Emine’yi göreceğini hissediyor gibiydi. Oysa genç adam şimdiye kadar hiç aşık da olmamıştı. Bu aşk duygusu olamazdı. Olsa bile genç adam bunu anlayamazdı.
Henüz on yaşındaydı annesinin yokluğu ile tanışalı ve o günden beri hep kendi tarardı saçlarını. Babasının annesiydi o çünkü babaannesinin kopyasıydı. Babası onu bir başka severdi. Dört kardeşli bir ailenin ikinci çocuğu ve tek kızıydı. Ne zaman saçlarını tararsa bir dal reyhan çiçeği koparıp saçlarının arasına sıkıştırırdı. Köylü kızların Reyhanlı Emine’si idi. O gelmeden kokusu gelirdi gittiği yere. Ama bugün gelen değil geldirten olmuştu.
Genç adam yaklaştıkça çadırlardaki yaşam daha da netleşiyordu gözlerinde. Burayı kamp yeri zannediyordu. Gurbet elden böyle öğrenmişti. Oysa sahillerde kurulurdu çadırlar ve gençler muhakkak ellerinde gitarlar, kızlar ise şarkılar ve danslar ile sabahlardı. Oysa burada vakit gündüz. Şarkı söyleyen ve dans eden kızlar da yok sahil de. Tepenin eteğinde kurulmuş dokuz-on çadırlı ev. Biri büyükçeydi. Çünkü o, elçinin ve de reyhan kokan kızın eviydi.
Çocuklar çalı çırpı topluyorlardı. Emine ise saçları belinde ağaç kovuğunda akan suyun başında matarasını dolduruyordu. Genç adam yaklaştıkça sahnenin bir parçası oluyordu. Ve varlığında haberi olmadığı var olan bir gerçeklikle tanışıyordu. Emine’nin dünyası; saf ve kendi gibi gizemli.
Gır gır gır motor sesi ve peşinde koşan çocuklar. Römorkun içinde sabahtan belleri çalışmaktan kamburlaşmış, elleri çayların yapraklarından daha da yeşil olmuş işçiler bir an önce kendilerini çadırlarına atıp günün yorgunluğundan kurtulma telaşındaydılar. Küçük çocuklar özlemle ailelerine sarılıp hasret giderdiler. Hacer römorkun en arka köşesinde yırtık bir hasırın altında çocuğunu emziriyordu.
Genç adam Emine’nin gizemli dünyasına giremeden sahnenin diğer tarafında olanları izlemekle yetindi. Emine ise her şeyin merkezinde ama her şeyden uzaktı. Bir yandan varlığından bihaber genç adam diğer yanda Topal Nusret.
Topal Nusret henüz on yedi yaşında hafif kısa boylu, kıvırcık saçlı, esmer tenli, zayıf bir çocuk. Kalbinin en ince derinliklerinin aşkını ilmik ilmik yüreğine kazıdığı Emine’sinin kuzeni. Emine ise aşktan uzak vicdan azabıyla bir ömrü kendisiyle beraber çürütmeye söz verdiği bu adamı hangi duyguyla bağrına basacağının muhasebesinin karmaşasından bir türlü çıkamıyor. Bazen bir uçurumun kenarında kendisini bekleyen ele, avuçlarını koyup özgürlüğe kavuşmak istiyor bazen de sebep olduğu bir hayatın hayatında kalmaya mecbur oluyor.
Emine ve Nusret yaşları küçük olmalarına rağmen Nusret’in korumalığında her gün okula beraber gidip geliyorlardı. Yine bir gün okuldan dönerken Emine’ye verdiği söz aklına geldi. Bugün sözünü tutma vaktiydi ve köyün alt kısmında dereye doğru gidip Emine’nin çok sevdiği dede yadigarı incir ağacından doyasıya incir yiyeceklerdi. Koşa koşa dereye doğru inerken sırtlarındaki çantanın düşmesine ve babalarının kasabadan ikinci el olarak aldığı eski püskü kitapların yere yığılmasına hiç aldırmadan incir ağacına vardılar. Emine:
-Hadi bakalım kıvırcık Nusret en tepedeki inciri kopar da göreyim seni. Şimdi tam da kahramanlık yapıp Emine’sine erkekliğini gösterecekti. Çıplak ayaklarla ağaca tırmanmaya başladı bir akrep misali ağacın gövdesiyle dans edercesine yukarı çıkıyordu. İhtiyar ağaç aşkzadeyi çatlak gövdesinde taşımanın sevincine bir ihanet lekesini ekliyordu. Ağacın çatlak kovuklarında sinsice gizlenen yılanın sokumuyla çığlıklar eşliğinde ağacın en tepesinde yere çakıldı Nusret. Ve kader ile vicdan bugünden sonra başlayacaktı Emine için…
Feryatlar tüm köyü dereye çekmişti. Nusret, morarmış bacağı ve kan çanağına dönmüş gözleri ağlamaktan baygınlık geçirdi. Emine ise suçluluk ve Nusret’in acısının verdiği psikolojiyle sapsarı olup donakalmıştı. Tek bir kelime etmedi avazı çıktığı kadar bağırmaktan başka…
Doktorlar kıt kanat imkanlarla çare olamadılar Kıvırcık Nusret’e. Sadece bir iğne ve yıllarca göz önünde eriyen bir çocuk. Kıvırcık Nusret artık Topal Nusret olmuştu. Ne aksi ki Nusret’e topal lakabı da yine bir oyun esnasında Emine’nin:
-Artık topallamayı bırakıp şu topu atar mısın? Masumiyet cümlesinde doğdu. Tüm köylünün diline Topal Nusret dolandı.
Genç adam yabani olduğu bu insanların arasına girmeye doğru yürüyordu. Genç adamı ilk fark eden Emine’nin babası Hayrettin amca oldu.
-Gel hele bu yana yakışıklı oğlan. Senin olan bu topraklara neden yabancı gibi duruyorsun. Bu cümlelerle genç adama kendi varlığını fark ettirdi. Ve içine huzursuzluk veren duyguların etkisinden bir nebze de olsa kurtulup Hayrettin amcaya doğru ilerledi.
Saatlerdir gözlediği reyhan kokulu kadınla göz göze gelmenin heyecanı, ilk bakış ve ruhlarına serpiştirilen sevda tohumu. Büyülü bir his... Emine dikenler içinde ruhunu dizginlemeye çalışıyor. Alnında oluşan tomurcuk terlemeler arasında bir titremeyle hemen oradan uzaklaştı. Genç adam aynı dünyanın farklı gizeminde ruhuna ıstırap yağdıran bu sevdanın sarhoşluğunda sadece susup Hayrettin amcanın buyur ettiği hasıra oturdu.
Sohbet koyulaştıkça genç adam kendisine gelmeye ve yabancısı olduğu bu yaşama adapte olmaya başlıyordu. Emine’nin demlediği taze kaçak çaydan içiyordu. En başta kendisine acı gelse de bu çayın damağında bıraktığı lezzet ile Karadeniz’in miss gibi çayına inatçasına içtikçe içiyordu.
Saatler dakikalar misali hızlıca ilerliyordu gecenin üçü ve genç adam evinde uzaklarda bu sımsıcak insanların sofrasında. Bi ara Emine’nin hemen yanı başında oturduğunu saçlarında gelen o güzel kokuyla farkına vardı. Sanki yıllardır Emine ile tanışıyor gibiydi. İkisinin de kalbinde aşk saçılıyordu bir kelime dahi etmeden susan kalbin diliydi gözler ve bakışlar saatlerce her şeyi anlatıyordu. Emine şöyle diyordu mesela:
-Genç adam isterim ki senle bir ömür tek kelime etmeden adını dahi bilmeden omuzlarına başımı koyayım. Ama gel gör ki kalbimi avuçlarına alan Topal Nusret’in sevdasıyım. Ben ondan uzak olduğum kadar kalbindeyim. Uzaklaştıkça ona yaklaşanım. İstemedikçe vicdanımın esirip olup ona gitmekteyim. Keşke bugün gelmesiydin, bana bu gerçekliği hissettirmeseydin. Genç adam:
-Gidiyorum yarından tez, asla dolmayacak birkaç saattir ruhuma işlediğin bu sevdanın yeri. Uzaklarda da yaşarım ben seni. Aşk dediğin kavuşmak mı? Kim bilir Şeyh Galip gibi vuslatı mahşere bırakmaktır. Ellerim değmedi ellerine, adını bile kulaklarım işitmedi ama kalbim rabıtadır her daim gözlerine.
Ateşin savrulan dumanıyla gözler iyice kamaşıyordu. Herkes uyuyakalmıştı sadece genç adam ve Emine kalmıştı ateşin başında. Emine sönmesin diye arada bir ateşi harlıyordu elindeki değnekle. Genç adam Çarşamba türküsünü mırıldıyordu. Emine sulu gözlerle kulak kabartıyordu kalbine inen kelimeleri. Vicdan, acıma ve pişmanlık. Çıkmaz bir döngünün ortasında masum ve de yalnızdı.
Suskunluk, seher vaktiyle büyüsü bozulan gece. Hayrettin amca elinde ibrik ile çalıların arasına doğru gidiyordu, genç adam hayret veren bakışlarla öylece bakakaldı. Bu nasıl bir yaşam ki her şey ona aşina oysa her şeye yabancı.
İşçiler yarım saat içinde kahvaltı yapıp üst başlarını giyerek malzemelerle beraber römorkta yerini aldılar. Rutinleşmiş bir yaşamın sıradan bir sabahıydı. Ama genç adam hayatının en zor gecesinde olan sabahı yaşıyordu. Birazdan Emine’nin son kez bakışlarına şahitlik edecekti. Ya dönmeliydi asıl olan hayatına ya da yeni bir sayfa açmalıydı. Uçak saat birde aktarma ile Cambridge’e gidecek. Bir kıtadan bir kıtaya kalbine koyduğu bu aşkı taşıyacak. Emine ise köye dönüşlerinde ailelerin sözleştiği gibi Topal Nusret’e bir ömür zevce olacaktı. Hayrettin amca:
-Haydi genç adam yol üstü bırakıverelim köyüne. Zaten derman yok dizlerinde gecenin uykusuzluğu işlenmiş bedenine. Her şeyden habersiz olduğu gecenin gerçekliğine… Topal Nusret bir elinde makasla hızlıca römorka doğru koşuyor ve boşta kalan diğer eliyle genç adamın elinden tutarak sırıtan bir gülümsemeyle onu römorka doğru sürüklüyordu. Genç adam tanımadığı ama sevdasını mahşere sürükleyen adamın avuçlarına mahkum bırakılan ellerini çekemiyordu. Sanki vücudundan ruhu alınıyordu.
Traktör çukurlara gire çıka gidiyordu. Emine el sallıyordu kendisine el sallayanlara. Ama gözleri genç adamın gözlerindeydi, büyüsü bozulmamalıydı, sevda hüzün doluydu. İki damla yaş ile aşkı kalbine sır gibi saklamaya yemin etti.
Aşk hüzne bulandıysa ancak mahşerde vuslata erer…
Cuma Yıldız
Eyüphan KAYA
Allah dilediğini aziz, dilediğini rezil eder
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Fatih ORUÇ
ABD’nin Vietnam Savaşı ve My Lai Katliamı
Seyfettin BUDAK
Neden Lise Yılları Unutulmaz?
Adnan ÖZ
Atanı ve tutanı kaliteli olan trabzonspor kazandı!
Songül KARAMAN
Vuslat Kapısı
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Matematik Eğitiminin Önemi
Bülent ERTEKİN
EŞKİYA DÜNYAYA HÜKÜMDAR OLMAZ
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Hamdi TEMEL
Acı Yakıyor Ama Mutlu Ediyor: Acı Biberin Şaşırtıcı Gücü
Recep YAZGAN
Beyaz leke gösterir…
Hasan KARADEMİR
HALK (!) PARTİSİ
Mehmet BOZKURT
Dünya bir utancı konuşuyor!
Özlem Gürbüz
Bilimin Sınırlarında Dolaşmak
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SUS GÖNLÜM!
Gülay ÇETKİN
Denizli milli eğitimde usulsüz lojman mı tahsis edildi?
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Kaldığımız Yerden mi, Kandırıldığımız Yerden mi Devam Edeceğiz?
Ahmet DÜZGÜN
Bir Oy Vermenin Değeri
Aydın BENLİ
Son Kale Haymana ve Memleket Onuru- Recep Tümtürk
Ahmet SAĞLAM
İNANMAK
Halil MERT
Bu Coğrafya Bizimdir
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Nihat Güç
Bir Ve Beraber Hareket Etmek Zorundayız!
Adnan İPEKDAL
Ne Vereyim Abime, Biraz Sokak Kültürü Alır mısınız?
Vehbi KARA
İnsan Çok Zalim Ve Çok Cahildir
Ravza ZEYBEK
İlim Neyi Bilmektir?
Servet ZEYREK
Dünden Bugüne Çarşamba'da Eğitim
Özhan KIZILTAN
İyi Polis ve Kötü Polisten Sonra Mason Polis Tartışması
Aydan KURT
Yorulmuyor musun?
Mehmet Nuri BİNGÖL
Sahtelerin Tasallutu
Fatma Saçak Akbulut
SEVGİ DİLİ
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Cevahir AYDIN
El alem Jürisinin Sahte Kürsüsü
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Ahmet Eren KURT
Sessizlik Bazen Bir Tercih Değil, Son Çaredir
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Hüseyin KURT
Telekonferansın Ardındaki Gerçek: Büyük Kürdistan’ın Güncel Senaryosu
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Mesut CİHAT
Allah'ın Zatı ve Subuti Sıfatları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Batuhan ŞUORUÇ
Şıracılar
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
İsa ÇOLAKER
Aşık Veysel Şiirinin Renkleri
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Cahit KURBANOĞLU
Nefis nedir ve ne istiyor?
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Levent ERTEKİN
Fakir Halkın Bağışladığı 350 Uçak
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)