Her şeyi kontrolümüzde sanıyoruz. Yaptığımız hesaplara göre bir hayat yaşadığımız algısına inandırılmış durumdayız. Hayata kendi penceremizden bakıyoruz sadece. İşte Özbekistan’a gitmek istedim, çaba sarfettim ve gittim. Bu kadar mı peki? Değil. Ancak bizler… modern dünyanın insanları, bize takılan gözlüklerle hayata baktığımız için görmüyoruz. Görmemizi istedikleri şeyi kendimizin gördüğünü sanıyoruz. Büyük bir aldatmaca içerisindeyiz. Özgün değiliz. Dayatmaların, ayartıcı dayatmaların sınırlarında yaptığımız hareketleri özgürlük olarak yutuyoruz. Hülasa fıtratın izini kaybedeli çok oldu diyorum kıymetli dostlar…
Bizim gibi çılgın insanlardan standart bir gezi yazısı beklemeyin. Dolayısıyla normal bir girişte hiç beklemeyin. Çünkü biz gezmiyoruz. Gezmediğimiz için gezi yazısı da yazmıyoruz. İşin doğrusu gezi yazısı yazamayız biz, abi… çünkü biz seyahat ediyoruz. Yolculuk gerçekleştiriyoruz. Her an iç dünyamızda yaptığımız yolculukların dışa yansımasının izini sürüyoruz seyahat ederek…
İsyan ediyoruz. Bize dayatılan her şeye isyan ediyoruz. Bizi bizden alan, koparan, özümüzden uzaklaştıran her şeye isyan ediyoruz. Bizim seyahatimiz bir yönüyle de aslında bir başkaldırıdır. Hobi olsun diye, hava atalım diye, fotoğraf çekelim diye seyahat etmiyoruz. Burası çok önemli, her dem yenilenen kendimizi, güçlü bir şekilde inşa etmek için yollara düşüyoruz…
Yine düştük yollara… Özbekistan’a doğru yola çıkacaktık. Ancak bunun öncesi var. Oraya değinmek istiyorum. İşin manevi atmosferine sizleri davet ediyorum. Her sefer aslında bir davettir. Bazen bunu idrak ederiz bazen de bunu idrak edemeyiz. Birçok kişinin aşkın ve taşkın isteği dua hükmünde kabul olmuşsa Mutlak Hüküm Sahibinin dergahında, artık hiç kimsenin yapabileceği bir şey yoktur. Kula düşen şudur: Teslim ol kurtul…
Biz Buhara’ya gittik mi yoksa Buhara’ya çağrıldık mı? Bilmiyoruz. Ancak çağrıldığımıza hem de çok güçlü bir şekilde davet aldığımıza dair emareler var. Özbekistan seyahatinde ki merkez yer Buharaydı. Diğerleri ise Buhara’nın, Şah-ı Nakşibendi Hazretlerinin bereketiydi diye düşünüyorum…
İsrafil Bahar abinin dostu Dr. Aziz Toprak abi rüya görüyor bundan yaklaşık 9 ay önce. Şah-ı Nakşibendi Hazretleri(k.s.) rüyasında İsrafil abiyi önde huzura kabul ediyor. Aziz abi de arkada kalıyor. Bu bir davet değil mi? Babam Molla Muhammed Hadi, Nakşibendi Hazretlerini çok seviyor. Aşkın bir muhabbeti var. Onun kabrini ziyaret edip dua etmek istiyor. Ancak uçak korkusu var. Dolayısıyla burada oğul babaya aracılık yapıyor bir anlamda. Onun selamını ve dualarını götürüyor Buhara’ya… Yusuf Kaplan Hocamızın Türkiye’de okuyan Özbek talebesi Cemşid kardeş, Yusuf Hocasını evinde ağırlamak ve memleketinde güzel işler yapan güzel insanlarla tanıştırmak istiyor. Bunu çok istediğine bizzat şahitlik ettik. Yine Cemşid’in kardeşim dediği Hasan, hocayı görüp hasbihal etmek istiyor. Bu arada Hasan kardeşte Türkiye’de okuyor. Taşkent’te tarihi bir medrese önünde tanıştığımız Zafer kardeş, hocayı görüp tanışmak ve bir hatıra fotoğrafı çekmek istiyor. Zaferin arkadaşı Muhittin de hocayla tanışıp ondan nasihat almak istiyor. Bu istekle yola çıkıp dönüş yolculuğumuzda bizi havalimanında yakalıyor ve muradına eriyor.
Turu düzenleyen Beytullah abi, eşi Gönül abla, çocukları; Ömer, Hamza ve Muhammed, ailece, Türkiye’deki samimi aile ortamlarını Özbekistan’a bizler için taşımak istiyorlar. Fatma abla, bir gönül seyahati yapmak istiyor. Nihal abla, kızı İclal kardeşle ruh dünyalarına Buhara’nın manevi güzelliğini nakşetmek istiyorlar. Büşra kardeş, samimiyete konulan sınırları kaldırmak istiyor. Nesibe kardeş, fotoğraf makinesiyle güzelliğin izini sürmek istiyor. Mustafa abi, kaderin çizgisine şartsız teslim olduğunu göstermek istiyor öncü ulularımıza. Ahmet Cevdet kardeş, kuşların zikrine hayret etmek istiyor. Rehberimiz Yıldız kardeş, içindeki güzelliklerin keşfini samimi kız kardeşler edinerek istiyor. Ve nihayetinde kıymetli hocamız Yusuf Kaplan, gönüller yapmak istiyor. Bir olan gönüller için mekân ve zamanın anlamsızlığını göstermek istiyor. Bütün bunlar yaşandı. Yaşanan şeyler bilerek ya da bilmeyerek olsun, aslında istediğimiz daha doğrusu ihtiyaç duyduğumuz güzelliklerdi. Allah(cc) tüm bunları birer dua hükmünde kabul etti. Ve Özbekistan seyahatimiz başladı…
İstanbul Havalimanında buluştuk. Hocamız ve diğer arkadaşlarla bilet işlemleri yaptıktan sonra uçağa geçeceğimiz alana geçtik. 6 Temmuz Perşembe’yi 7 Temmuz Cuma’ya bağlayan gece 00:30’da uçağımız hareket etti. Sabah 07:00 gibi Urgenç Havalimanına indik. Yusuf Hocamızı sabaha kadar uyutmadık. Gerçi hoca da zaten fazla uyuyamıyor, bunu biliyorduk. Yolculuk yaparken en fazla 15 dk uyuyabiliyor. Ancak biz o kadarına da müsaade etmedik! Aslında kader müsaade etmedi. Çok güzel akan derin bir sohbet bizi bizden aldı sabahın yedisinde uçaktan indikten sonra bıraktı ancak.
Urgenç’ten Hive’ye geçecektik. Bu yerler Harezm Bölgesinde yer alıyor. Tur sahibi Beytullah abi, baldızı Güler abla ve rehberimiz Yıldız kardeş bizi karşıladılar. Çok yorgunduk. Özellikle ben aşırı derecede bitkindim. Otursam uyurdum o derece. Urgenç’te iner inmez bir şeyi fark ettim. Üzerimize bir sekine indi sanki… Bu sekine, İslâm Medeniyetinin yüzlerce yıllık birikimiyle oluşan bir sekine olsa gerek…
Beytullah abi iki yıldır git gel yaptığı için Özbekçeye hakimdi. Rehberimiz de çok iyi Türkçe biliyordu. İşimiz kolaydı yani. Şunu da ifade edeyim. Burada siz kıymetli okuyucuyu bilgiye boğmak yerine seyahat boyunca gördüğüm, işittiğim, not aldığım şeylerin bende oluşturduğu hisleri daha çok paylaşmaya çalışacağım. Bilgi dünyasında yaşıyoruz. Dolayısıyla kuru bilgiye her yerden ulaşılabilir. Önemli olan ruh…
Urgenç’ten Hive’de yer alan hotelimize geçtik. Biraz istirahat ettikten sonra açık müze gibi duran Hive’de seyahat etmeye başladık. Bu arada rehberimiz Yıldız kardeşin de heyecanı gitmiş ve mahir bir rehber olduğunu hemen fark ettirmeye başlamıştı. Tabii Yusuf Hocamızın etkisiyle olsa gerek grup arasında çok çabuk bir ünsiyet oluştu. Tek bir vücut gibiydik sanki. Tarihi bir şehir’e, şimdi içinden çıkıp gelen değil de sanki tarihin içinden çıkıp gelen ve tarihi bir şehir olduğu halde ruhunu kaybeden Hive’ye yeniden tarihteki ruhunu verecekmişiz gibiydik… Böyle bir neşve hali vardı üzerimizde.
Bu neşveyi henüz Hive’de yakalayabilmiş olmak güzeldi gerçekten. Çünkü bazen ruh ve beden aynı anda seyahat etmiyorlar. Beden olarak gittiğiniz yere ruh olarak gidemeyebiliyorsunuz. Biz Hive’deydik her birimiz ayrı ayrı ve hepimiz bir vücut olarak… tabii şehrin her tarafı tarihi eserlerle dolu. Oradan çıkıp oraya, şuradan çıkıp oraya gidip geliyoruz. Fotoğraflar çekiliyor. Güneşten yanıyoruz. Ama şikâyet etmiyoruz.
Hive’de çok güzel bir Cuma namazı eda ettik. Çok sade bir makamla ezan okundu. Çok sevdim ezanı. Hoca’da çok sevmiş olmalı ki videoya almamı söyledi. Tesbihat sonrasında cemaatin en yaşlısının dua etmesi dikkatimi çekti. Bunu şöyle yorumladım. En azından camii içerisinde en büyük olana önem verilerek Müslüman cemiyette yaşlıya, büyüğe verilen önem, hürmet bir şekilde diri tutulmuş oluyor. Ayrıca beli bükülmüş ihtiyarların öncülüğünde Allah’a(cc) niyazda bulunmak daha çok rahmete de vesile olurdu. Namaz sonrası yemeğe geçtik. Yemek adları çok komik bize göre tabii. Mal göçtü gibi adları var. Bize de muhabbet oldu. Mal göçtü, dana göçtü gibi…
İkindi namazımızı Cuma mescidinde kıldık. Buralar on yıllarca Sovyet etkisinde kalmış. Bağımsızlıktan sonra bakir kalan bu bölgeler farklı kültürlerin tesirine açık hale gelmiş. Suud ve İran kültürlerinin etkisini görmek mümkün. Tesbihatlarda Suud etkisi, Cuma Mescidi adlandırması da İran etkisinden kaynaklanmaktadır. Ciddi bir dinamizm olduğunu ifade etmeliyim ancak bu dinamizmin sağlıklı bir şekilde harekete geçirilmesini mümkün kılacak, İslâmî duyarlılıkları gelişkin bir entelektüel kuşağın olmadığını da söylemeliyim. Şimdi şehrin kale kapısından girince Müslüman bir şehirde olması gereken o dokuyu; Peygamberden izler… görebiliyorsun. Ancak bunun farkında olmadan yaşayan insanlarca şehrin ölüme terkedildiğini şehre şehrin kimliğiyle baktığında da görebiliyorsun… işte bu çok hazin bir şey…
Hive’de de yalnızdık yani… yalnızdık. Evet, bütün o güzel, içten yaklaşan insanlara rağmen yalnızdık. Çünkü onlar farkında olmadan içinde yaşadıkları şehirde, şehrin tarihi dokusunu korumalarına rağmen şehrin ruhunu hissetmeden yaşayan ve böylece şehri tarihe esir etmişlerdi. Aslında biz de tam olarak bunun için burada değil miydik? Tarihin yapıldığı yere yeniden tarih yapmak için tarihi bir seferdi gayemiz.
Cuma günü Hive’yi bitiremediğimiz için cumartesi günü de devam etmiştik sabahtan. Ancak cumartesi biraz daha farklı bir tarzla seyahat etmeye başladık. Elimde defter ve grubumuzu bazen uzaktan temaşa ederek notlar almaya başladım. Benim meselem rehberin anlattıklarının tümüne dikkat kesilmek değildi. Asıl hikâyenin izini sürebilmekti meselemiz… az, öz bilgi ve daha çok tefekkür…
Pehlivan Mahmut’un kabir ziyaretine gitmedik Yusuf Hoca, İsrafil abi ve ben. Grubumuz heyecanla döndü oturduğumuz yere ve çok şey kaçırdığımızı söylediler. Oysa biz çok derin bir sohbet gerçekleştirmiştik. Fıtri bir akışla gelen çok derin bir sohbet. Ağaç gölgesinde oturmuş, Hive’yle belki de ilk defa bu kadar yakın temas kurmuştu ruhlarımız, böyle bir hal ile muazzam bir sohbetti o sohbetimiz… Pehlivan Mahmut bizi anlayışla karşılayacaktı eğer sohbetimize iştirak edebilseydi. İnanın bunu Pehlivan Mahmut’tan duyar gibiyim: Bu sohbetinize değdi dostlar… bizlerin de hayattayken yapmak istediği şey de bu ruhu, sizin oluşturduğunuz bu ruhu oluşturmaktı. Sizler bizlerin mirasçılarısınız… derdi. Bizler de inşaallah âmin diyoruz.
Hive’de o ağacın gölgesinde üç boyutlu yaşayabilmenin üzerine sohbet ettik. Dünü, şimdiyi ve geleceği hep birlikte yaşayabilmek… bu şekilde ancak Hive gibi kadim şehirlerimiz yaşayan ölü şehir olma durumundan kurtulabilirler. Hive’den ayrılırken, henüz kale kapısına varmadan şöyle düşündük. Necip Fazıl burayı görseydi muhtemelen tek bir şiirle Hive’yi ölümsüzleştirirdi. Üstat, sahip olduğu o aşkın ruh haliyle Hive’yi alır o tarihteki ruhuna girdirirdi şimdinin içinde…
Evet, şehrin girişindeyiz. Yine ayrılmak için. Bekliyoruz bu tarihi kadim şehir’e elveda demek için. Mustafa Hoca’yla Yusuf Hoca sohbet ediyor. Ben ise onların seslerinin verdiği dinginlikte şehrin kapısında şehre girenleri seyrediyorum şehrin tarihinde! Savaşlar… göçler… kervanlar… ile oluşan şehrin her anlamdaki zenginliği üzerine tefekkür ediyorum…
Şehrin kapısının sağında şehir surlarının önünde üç develik bir kervan. Başlarında kervancı başı. Ortadaki devenin üstünde bir adam, elinde kitap… okuyor mu? Yazıyor mu? Okuyor gibi… bu heykel kervan beni, tarihin bir kesitinde kendisine şu soruları soran birine/kendime götürdü! Ben kimim? Neredeyim? Burada mıyım? Hayır! Orada mıyım? Hayır! Yusuf Hocamın ifadesiyle bizler üç zamanı da yaşıyoruz… üç zamanı da yaşayan ya da yaşamaya çalışan çilekeşler…
Hala Hive’nin şehir kapısındayız. Şehrin girişinde oturan Yusuf Hocamın çaprazında bir ağaç gölgesine geçtim. Onu temaşa ediyorum ondan habersiz bir şekilde. Şu hisler döküldü kâğıda…
Harezm bölgesindeyiz. Bu güzel şehrin kapısında oturan ve bütün ümmetin sorunlarını omuzlayan adamın, kapısında tevazuyla gölgelendiği şehirdeyiz. Ben, seyyah Seyfullah, İslâm ümmetinin yükünü omuzuna almış adamın çaprazında çimenlerin üstünde bir ağaç gölgesindeyim. Büyük savaşçı, kalemi ve fikirleriyle ümmetin önünü açmak için savaşan Yusuf Kaplan’ı temaşa ediyorum. Onunla tarihe giren Müslümanları seyrediyorum. Şimdiden istikbale bir kapı açtık tıpkı kapısında durduğumuz Hive’ye açılan kapı gibi…
Hive’den Buhara’ya otobüsle geçeceğiz. Yaklaşık 6-7 saatlik bir yolculuk olacak. Yol boyunca da güzel anılar biriktirdik. Yine birçok not aldım yol boyunca. Şöyle diyerek Hive’den ayrılıyoruz. Biz Hiveniniz, Hive bizim. Biz Hive’yi terk etsek de Hive bizi terk etmez.
Adnan İPEKDAL
Eziklerin Efendisi Efendilerin Eziği
Nihat Güç
Kur’an’dan Birkaç Mesaj
Bülent ERTEKİN
Ellerinizi aktarcı milletinin üzerinden çekiniz!
Mehmet Nuri BİNGÖL
Büyük Dedem Kado
Seyfettin BUDAK
“Ah Şu Kaliteli İnsan Rolleriniz Yok mu? Bitiyorum…”
Adnan ÖZ
Kazanabileceğimiz maçları kazanamamak alışkanlık oldu!
Halil MERT
Papa Daveti, Fener Patrikhanesi…
Eyüphan KAYA
Kadim Diyanet Reisimiz Ali Erbaş hocadan kamuoyuna
Recep YAZGAN
Papa bizi birleştirdi, gitti!
Vehbi KARA
En Güzel Yazılar Hangisi?
Hamdi TEMEL
Metamfetamin Ölümleri
Erol AYDIN
Bir Damla Kan, Bin Bir Endişe
Ahmet SAĞLAM
Sevindik, Sevinemedik
Ahmet Eren KURT
Gölgenin Derinliğine Doğru İnen Merdivenler
Gülay ÇETKİN
Okula Gelen Gizemli Kişi
Songül KARAMAN
Zikrin Beyindeki Gücü
Özlem Gürbüz
Yeşil Yapay Zeka İçin Politika Çerçevesi
Mehmet BOZKURT
Öğretmenler Günü- 2025
Servet ZEYREK
Yedinci Oğul Nerede?
Fatih ORUÇ
ENFLASYON neden düşmüyor!
Fatma Saçak Akbulut
Bataklıktan Doğan Saflık: Lotus’un Sessiz Öğretisi; Lotus
Aydın BENLİ
Şehit cenazelerinde edep ve haya dersi şart!
Hüseyin KURT
Telekonferansın Ardındaki Gerçek: Büyük Kürdistan’ın Güncel Senaryosu
Hasan KARADEMİR
Giriş: Foucault'nun Eleştirel Soykütüğünün Temelleri
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Teknoloji Kullanımı: Fırsatlar Ve Tehditler
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı iken oruç tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (1)
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Ahmet AYDIN
Bilir misin?
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Ahmet DÜZGÜN
Putlarımız ve Perestlerimiz
Cevahir AYDIN
Yanlış Anladınız
Mesut CİHAT
Allah'ın Zatı ve Subuti Sıfatları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Batuhan ŞUORUÇ
Şıracılar
Mesut BALYEMEZ
SOSYAL MEDYA KEVAŞELERİ
Bilal Dursun YILMAZ
Her Şey Dâhil Vicdan
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Ravza ZEYBEK
Bulanlar Arayanlardır
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Aydan KURT
Farkında mısınız?
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
Mahremiyet, insanın özgür iradesiyle var oluşu!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
İsa ÇOLAKER
Aşık Veysel Şiirinin Renkleri
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Özhan KIZILTAN
Duvarların Ardında Filizlenen Hayat
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Cahit KURBANOĞLU
Nefis nedir ve ne istiyor?
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Emine AYDEMİR
Ateşle oynayan evliya Ateşbaz veli hazretleri
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
Abdullah BİR
Fitne, Kaos, Suriye ve Suriyeliler’e Daire İki Kelam...
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Önder GÜZELARSLAN
İsraf Bir İnsanlık Suçudur!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Levent ERTEKİN
Fakir Halkın Bağışladığı 350 Uçak
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)