http://www.facebook.com/AKubilayB | http://twitter.com/AhmetKubilay_
Yeni bir kavimden bahsediyorum. Yeni bir kavmin model insanlarından biri olmak yükünden bahsediyorum. Bu yük sadece bana ait değil. Kavmin her mensubunun bir saniye bile kopmaması gereken bir açı bu. Bir insan modeli olmaktan, bir insan modeli inşa etmekten bahsediyorum.
Nasıl olacak bu yeni insan? Nasıl yeni insan olacağız? Yeni insanın ilk akla gelen, ilk görünen, fark edilen özellikleri hangileridir?
O, ihsan sahibidir. İhsan, “yapılması gereken şeyi, yapılması gereken yer ve zamanda, yapılması gerektiği gibi yapmaktır.”
Öncelikle ibnülvakittir. Eskiler öyle der. Yeniler de dese köksüzlükten biraz daha uzaklaşmış oluruz. Batılılar carpe diem diyorlar. Anı yaşamakla ilgili. İçinde bulunduğu ânı yaşayıp, biraz ötesini bile ve geleceği umursamamak anlamı daha baskın. İbnülvakit olmak öyle bir şey değil. Vaktin çocuğu olmak. Yüksek farkındalık sahibi olmak. Arı olup bal yaparken arı olduğunun da, bal yaptığının da, balın ne işe yaradığının da farkında olmak. Disiplin sahibi olmak. Vaktin çocuğu tabirinin kuvvetlendirilmesi lazım. O yüzden "vaktin kahramanı" olmak dense yeridir.
Bahsettiğim yeni insan tipinin bir diğer özelliği de ayvazlığıdır. Yeni insan, yeni kavim mensubu yeni insan, fütüvvet ehli olan insan; ayvazdır. Ayvazlığın çok çeşidi inşa edilebilir. Ayvazlıkla bağlantılı iki önemli sıfat söyleyeyim: dakik ve müdakkik. Ahalimiz dakik kelimesini hâlâ biliyor ama müdakkik biraz geride kaldı. Dakik, zamanda keskin, yeterli, kaliteli davranış sahibi olmaktır. Müdakkiklik de bunun mekan planında karşılığıdır. Zamanda dakik, mekanda müdakkik. Formül şöyle oluşuyor: dakik artı müdakkik eşittir ayvaz. Fizik biliminin anlayışıyla ifade edelim: zaman - mekan birleşiktir. Tek bir varlıktır. Bu varlıkta, bu "eylem düzlemi"nde ayvazlık da dakik ve müdakkik sıfatlarını yaşayıp, özünde birleştirerek zaman-mekanı fethetmeyi hedefler. Sekiz köşe sembolünde ifadesini bulan anlayışa göre, karanlık tek bir köşe bırakılmamalı. Suyun ulaşmadığı, kanın ulaşmadığı tek köşe kalmamalı. Nasıl ki vücutta kan kendisine ulaşmayan yerde kangren olur, o parça çürür, vücuda sıkıntı verir; aynı şekilde her yere ulaşılmak hedeflenmeli. Bir sorunu çözerken, "Allahım kalmasın hiçbir hakikat nihan" anlayışıyla hareket edilmeli. Sekiz köşenin sembolize ettiği hem kendinde, hem ortamdaki hakimiyet anlayışı "politik iktidar" anlamında değildir. Politik iktidar ancak ikincil anlamlardan biri olabilir. Aslolan güzelleşmek ve güzelleştirmektir. Demagoji batağına düşmeden, kelimenin gerçek anlamıyla “kendi” ve “öteki” için somut adalet ölçülerinde “en iyisi”ni istemek ve hatta en iyisinden daha iyisini yapmak için bütün varlığı ile hareket halinde olmak esastır. Sekiz köşe siyasetinin insan tekindeki uygulaması, tek varlık olan zaman-mekan düzleminde zamanı dakiklikle, mekanı müdakkiklikle hayırla kontrol altına almaktır. Dakiklik ve müdakkikliğin toplamına da ayvazlık denir. Ayvazlık, hikayesini efsane Hind ülkesinin fatihi Gazneli Mahmud’un has adamı Ayvaz’dan alır. Önemli bir hedef insan streotipidir. Ayvaz’ın amacı kendini her dem yeniden inşa etmek, kendi hiyakesini kurmaktır. Ayvaz, hikayesi olandır. Asla unutulmamalı, merkezinde insanın olmadığı bir hareket başarıya ulaşamaz. Bir hareketin merkezine insanı alması da somut ölçülerle ölçülebilen, varlığı sosyal zeminde en mümkün bir modelle anlamlıdır. “İnsanı merkeze alıyoruz” deyip aslında insanlara saçmasapan bir akışın kullan at parçaları muamelesi yapan bir araya gelişler ancak “dış dünyanın” içeriyi işgal etmesine bilmeden araç olan bir araya gelişlerdir. Coğrafyamızın bir beka meselesi varsa budur: Üretimle, adaletle, akılla, verimle, eşyayla gerçek ilişki kurabilen gerçek bir insan modeli inşaıdır.
Aslında ayvazlıktan bahsettiğimizde, ayvazlık bütün olumlu özellikleri ve sıfatları içerdiği için, bütün konuyu anlatmış gibi oluyoruz ama mevzu, kitleselleşme, ahaliye ve dünyaya mâl olma planında yenidir, alan bakirdir. O yüzden üzerinde çok düşünülmesi, çok yazılıp çizilmesi, bol bol örneklenmesi, bilimsel zeminde iyi tanımlanması, sinemayla, edebiyatla, sporla, bilimle, hayatın gereken bütün alanlarında “ne olduğu”nun yaşanarak, yaşatılarak, kurumlaştırılıp, şirketleştirilip gerçekleştirilerek gösterilmesi bir toplumun varlık yokluk davasının daha ötesinde önemlidir.
Yeni insanın özelliklerinden biri de netliğidir. Netlik, aklı yetmeyene anlamayacağı şeyi söyleyip hem onu yormak hem vakit kaybetmek değildir. O kendini, yaptığını, dostunu, düşmanını tayin ve tespit ederken olağanüstü nettir. O bir işin saatini söylerken, yaptığı bir şeyden bahsederken, iletişim kurarken, soru sorarken ve cevap verirken mümkün olduğunca nettir. Örnek olarak, “nereden geliyorsun?” sorusuna “Annemin evinden geliyorum” derse bu netlikten uzaktır. Muhatabı da yormaktır. Ben nereden bileyim senin annenin evinin yerini. Veya biliyor olsam bile niye beni yoruyorsun? Semti söyle, caddeyi söyle, sokağı söyle, hatta abartmak gerekiyorsa ki genelde gerekiyor; nokta atışı koordinatlarını ver. Netlik bu abartılı örnekteki gibi bir şeydir. Netlik “modüler” anlayışla bağlantılı anlam taşır. Yani verilen cevap muhatap tarafından ima edildiğinde bile anlaşılsa, o anda yer yarılıp muhatabımızın yerine bir başka “yetkili”, “görevli” gelse konuyu tam anlasın diye net olmak zorundadır. Dünyanın en iyi uçaklarını üretmenin, dünyanın en tıkır tıkır işleyen fabrikalarını kurmanın yolu budur.
O’nun başka bir belirgin özelliği de çok okumasıdır. Hatta belli ilgi alanlarında kendine has özel, derin bilgi sahibi olmasıdır. En kötü şartlarda bile en az bir saat günlük okuma, imkanı, vakti daha müsait olanlar için 2 ila 4 saatlik rutin okuma alışkanlığı. Okumak eylemi dar anlamda okuma artı ortam okuma, örüntüleri okuma, olumlu anlamda “niyet okuma”, görünenin arkasındaki görünmezi okuma gibi bir çok yeteneğin iç içe geçmiş uygulanmasına denir. Berbat halinden her ân muzdarip olduğumuz “Tatar Çölü” yüzyıllardır okumayı ıskaladığımız için bu haldedir. Bu yokluktan aslında bütün dünya zarar görmektedir.
Yeni kavmin yeni insanı merttir. Delikanlıdır. Bu delikanlılık, mertlik kodu zayıfladığı, tozlandığı yerden çıkarılıp, cilalanıp, markalanıp bol bol tedavüle sokulmalıdır. Bir insan bir insandır. Kazanılmalı. Zararlı bir enflasyona sebep olmayacak aşırı üretim varsa, budur. Ahalinin çoğu, alışkanlıklarının bir kısmının bencil, ötekine zarar verici, asaletten uzak olduğunun farkında değil. Altkültür bu noktada fena halde ifsat edicidir. Şöyle örnekleyebilirim: Bir gencin otomobili var. Arkadaşının da otomobili var. Bazen biri ötekinin otomobilini ödünç alıyor. Otomobili ödünç alan kaza yapıyor. Arabası kaza geçiren arkadaşın altkültür babası sorun çıkarıyor. Demiyor ki: “Sen de onun arabasını alıp kaza yapabilirdin. Olur böyle şeyler.” Diyemiyor, altkültür buna pek izin vermez. İşte biz bu tavrı delikanlılıktan uzak görüyoruz. Sık verdiğim başka bir örnekte de yüz öğrenci (her biri ayrı ayrı kopya çekerek) geçer not alıyor. Geçer not almasalar o sene “sınıfta kalacaklar.” Bu çocuklar ailelerine “anne, baba ben o beni geçiren kritik notu aldığım sınavda kopya çektim” dese yüz anne – babadan kaçı “kızım, oğlum, evladım bu yaptığın yanlıştır. Ahlaksızlıktır. Delikanlılığa aykırıdır. Hemen gidiyoruz / gidiyorsun öğretmenlerine, okul yöneticilerine kopya çektiğini söylüyorsun” der? Benim bunu sorduğum öğretmenlerin, öğrencilerin çoğu yüz aileden en çok üçü beşinin böyle bir tavır geliştireceği yorumunu yaptı. Kişisel bir anket olarak kaydedeyim. Asırlarca sürmüş kıtlık, kuraklık, iç isyanlar, arka arkaya amansız ve çoğu anlamsız ölüm – kalım savaşları ahalide ancak aşırı bir travma sonrası görünen post-travmatik sendrom örüntüleri taşıyan bir altkültüre sebep olmuştur. Bu coğrafyada yapılacak herhangi bir iş, atılacak herhangi bir adımda, var olan herhangi bir hayat alanına dair yapılacak analizde hangi sorunu konuşursak konuşalım, biraz kazırsak altından işte bu travmatik altkültür çıkacaktır. Genel ortalama kendine has bir travmatik altkültürün bozuk işletim sisteminde yaşadığı için bir nesilden diğerine ciddi bir birikim aktarılamıyor. Her nesil Amerika’yı yeniden keşfediyor. Gidişat bir biteviye birbirinden, ötekinden hesap sorma, dere yatağına ilk gerçek selde yıkılacak kerpiç binalar kurma akışından ibaret. Okuma, öğrenme, bilgi tecrübe alanları arasında geçişkenlik gibi temel kodlar ya çok zayıf ya kötü kurgulanmış durumda. Alt kültürün bu külliyen delilikten ibaret olan ortamı, şartları yüzünden uzayı fethedecek bir filo kurmak şöyle dursun, ağır yağmurda bir şehrin ana caddelerini selden kurtaracak belediye düzeni kurmak bile büyük başarıdır.
Yeni insanın bir diğer özelliği de derin sabrı, devamlılığa “hasta” disiplini, fil gibi hafızasıdır. Altkültürün ortalama insanı için hayat bir “nerede tak, orada bırak” gevşekliğidir. Oysa fetâ öyle değildir. O bıkmaz, o usanmaz. O gevşemez, o vazgeçmez. Dostu da, düşmanı da iyi bilir, unutmaz.
O’nun bir başka özelliği de, zekadan, akıldan, akıllı insanlardan, akıllı söz ve işlerden hoşlanmasıdır. Mazereti olmayan akılsızlığa tahammülü yoktur. Bu türden bir görmezden gelmeyi, boş vermeyi “vatana ihanet”e yakın bir ahmaklık sayar. Madem akıl büyük nimet, bu nimete saygı göstermek vatanı savunmakla eş değer bir görevdir. O, aksi yani doğru yönde gelişebilecekken akılsızlıkta ısrar edenleri kelimenin gerçek anlamıyla hem kendi aklı için hem kocaman bir milletin geleceği için zararlı bulur. Onlardan uzak durmayı delikanlılık sayar. Akıl, geliştirilmesi ve insanlık yararına kullanılması için verilmiş bir emanetse ve insan emanete ehilse elbette aklını korumak için yanında durana radyoaktivite benzeri zarar veren kasıtlı akılsızlardan uzak durmak emaneti korumaktır, delikanlılıktır. O’nun sevip sevmeme ölçüsü muhatabının akıllılığı ve bu aklı iyiye, güzele kullanma eğilimidir. Aksi, babasının kızı / oğlu da olsa ona sevimsiz gelir. Kötü muhataplara karşı yapılabilecek şey de ya onları geliştirmeye çalışmak veya bir noktadan sonra bunun imkansız olduğu kesinleştiyse “Zülkarneyn seddi”nin imkanlarına sığınmaktır.
O, dünyayı keskin çizgilerle doğu, batı diye ayırmaz. Dünya yekta bir bütündür ve merkezinde bizim yaşadığımız coğrafya vardır. Burası hem doğu, hem batıdır. Ne doğu, ne batıdır. Burası dünyanın merkezidir. Dünyanın merkezi Nasreddin hocanın eşeğinin sağ ön ayağının bastığı noktadır. Merkez kültür de bizim inşa ettiğimiz, ürettiğimiz kültürdür ve hedefi dünyaya yayılıp, onu bütünlemektir. Merkezde ahi vardır, aka vardır, fetâ vardır. Kendi ardına bir çizgi çeker ve bu çizginin birkaç asır gerisine kadar yaşanan her şeyi merkezden bakarak taraf olmadan algılar, idrak eder. Enerjisini son birkaç asrın iç tartışmalarına harcamayı kesinkes israf görür. Ne yapılacaksa yeni bir açıyla, yenilenmiş kavramlarla yapılmalıdır.
O’nun duygudurum kontrolü yüksektir. Hem teoride, hem pratikte duygudurum kontrolünü önemser. Kendini çıkan fırsatlarda test eder, geliştirir. Basit, kişisel sorunlar, altkültür ahalisinde yaygın olduğu gibi, kafasında dönüp durmaz. Geçmişten ibret alıp onu geride bırakır ve nonlineer bir üslupla geleceğe akmaya devam eder. Aka, akmaktan geliyor.
O, vefalıdır. İnsaflıdır. Devamlı yükselen bir çizgide zekidir. Hayatı bir sosyal tecrübe yolculuğu olarak görür. Her gün yeni fırsatlar getirmektedir ve o, bu fırsatları kullanarak devamlı bilgisini, görgüsünü, aklını yükseltir. Kendi genetik yapısını iyi tanır ve genetik kodlarında bizzat ameliyatlar yaparak kendi yolunu kendisi açar.
O, iyi bilir ki, sadece kendisi için yaşayan birisi iyi insan değildir. İnsanın iyisi, gerçeği, delikanlısı başkaları için yaşayandır. Basit kişisel hedefler on metre iken o yüz metrelik hedeflere çalışır ki, işin nefsi boyutunda da, kendi hedefi kendisini aşırı meşgul etmez, daha sosyal, daha yüksek hedeflerle uğraştığı için zaman içinde daha da asilleşir, üstünleşir. O asil bir kavmin / sınıfın mensubudur. Bu türden sosyalleşmeye altkültürün bir araya gelişleri “dava adamlığı” diyor. Ben bu ifadeyi çok kullanmıyorum. Kullanmayacağım da. Bu türden artık içi işgal edilip, boşaltılmış ifadeleri çizdiğimiz “fetret dönemi çizgisi”nin gerisinde bırakmak lazım. “Bugün yeni bir gün / yeni şeyler söylemek lazım.”
O’nun kişisel projesi/projeleri vardır. En az bir bilgi alanında gerçek tecrübe biriktirir. CV’si kalabalıktır. Bununla “milli” bir gurur duyar. Aşırı çalışkandır. Tembel ahalinin kınamasından korkmadığı gibi gurur duyar, şeref duyar. Asabiyesi ve asaleti daimdir. “Öteki” diye ayırmaz kimseyi. Bu nonlineer bir bakış açısıdır. Kimseyi rakip görmez. Ne ciddiye alır, ne ciddiye almaz. Öyle bir meselesi yoktur. Varlığı hiçbir şeyin alternatifi değildir. Hayatın özünü, bizzat, her iyi niyetlinin de el atması, el uzatmasıyla hep beraber gerçek hayata yüksek kalite, yüksek verim, iyi üretim, iş, oluş, hareket üzerinden aktarmayı varlık sebebi görür. İnsanın burada bulunmasının temel sebebi, bir araya gelerek “şeytan”dan, “kötü”den, “düzensiz”den üstün olunabileceğini göstermek/ispatlamaktır. Bu, onu iyi temsil eden göstergelerle, belli işlerin sabitlenmesi, var kılınmasıyla mümkündür. Az laf, çok iş. Hiçbir şey yapamıyorsan, otur gördüğün rüyayı yaz. Ama bunu yaparken bile uyduğun belli kurallar, töreler, tespit ettiğin örüntüler olsun.
Yeni insan, yeni iç kavmin, fütüvvet ehlinin töreleri, kodlarıyla tanımlandığı için uzatmıyorum. Yaşayın, bilin. Yaşayın görün.
Ravza ZEYBEK
Bir Bayrama Uyanmak
Eyüphan KAYA
Cuma Hutbemizin konusu; Veda Hutbesi
Seyfettin BUDAK
Görünmek mi, var olmak mı?
Adnan ÖZ
Türk futbolu böyle yö-ne-ti-le-mez!
Songül KARAMAN
Geçmişten Günümüze Ramazan Gelenekler
Nihat Güç
İsrail-ABD, İran Ve Biz
Özlem Gürbüz
Çocukların Dilinde Mekke Sevgisi
Hamdi TEMEL
Oruç: Hücrelerimizi Yenileyen İlahi Sistem
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Problem Çözmenin Önemi
Halil MERT
Şehirler medeniyetin merkezi mi, suç kaynağı ve alanı mı?
Fatih ORUÇ
II. Körfez savaşı veya ABD-IRAK savaşı
Mehmet BOZKURT
İran Yalnızlaşırken, Ortadoğu Yanıyor!
Mehmet Nuri BİNGÖL
ABD, İran, Vekâlet Savaşları ve Caydırıcılık Meselesi
Levent ERTEKİN
Karatüre Üzerinden Kültürel Restorasyon (3)
Aydın BENLİ
İran’a saldırı, bölgeye saldırıdır!
Aydan KURT
Oyunlar…
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Z kuşağı daha az zeki mi, yoksa daha fazla yorgun mu?
Fatma Saçak Akbulut
Sevmek
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 76
İsa ÇOLAKER
Şiirin Gürültülü Sessizliği
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Bülent ERTEKİN
EŞKİYA DÜNYAYA HÜKÜMDAR OLMAZ
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Recep YAZGAN
Beyaz leke gösterir…
Hasan KARADEMİR
HALK (!) PARTİSİ
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SUS GÖNLÜM!
Gülay ÇETKİN
Denizli milli eğitimde usulsüz lojman mı tahsis edildi?
Ahmet DÜZGÜN
Bir Oy Vermenin Değeri
Ahmet SAĞLAM
İNANMAK
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Adnan İPEKDAL
Ne Vereyim Abime, Biraz Sokak Kültürü Alır mısınız?
Vehbi KARA
İnsan Çok Zalim Ve Çok Cahildir
Servet ZEYREK
Dünden Bugüne Çarşamba'da Eğitim
Özhan KIZILTAN
İyi Polis ve Kötü Polisten Sonra Mason Polis Tartışması
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Cevahir AYDIN
El alem Jürisinin Sahte Kürsüsü
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Ahmet Eren KURT
Sessizlik Bazen Bir Tercih Değil, Son Çaredir
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Hüseyin KURT
Telekonferansın Ardındaki Gerçek: Büyük Kürdistan’ın Güncel Senaryosu
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Mesut CİHAT
Allah'ın Zatı ve Subuti Sıfatları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Batuhan ŞUORUÇ
Şıracılar
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)