Haseki Eğitim Merkezlerinin Asıl Açılış Hedefi
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Haseki Eğitim Merkezlerinin Asıl Açılış Hedefi
27.09.2020 06:30:00

 

Haseki Eğitim Merkezlerinin Asıl Açılış Hedefi

Türkiye’mizde birçok ilde bulunan Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesindeki eski adı, Haseki Eğitim Merkezleri olan Dini Yüksek İhtisas Eğitim Merkezleri, İlahiyattan mezun olan adaylara Müftülük-Vaizlik eğitimi veren önemli kurumlardır.

1970’li yıllardan beri hizmet veren bu merkezlerin amacı, İlahiyattan (o zaman ki Yüksek İslam Enstitüleri) mezun olan adayların meslekte eksiklerini tamamlayarak hizmete hazır hale getirmektir.

2003’lü yıllara kadar hizmetini başarıyla yürüten bu merkezler, Bardakoğlu yönetimiyle birlikte göze batar hale gelmiş ve buralarla ilgili bir nevi operasyon denebilecek köklü bir revizyona gidilmiştir. Bu meyanda 4-5 yıl kadar süren komisyon çalışmalarından sonra 2007 yılı sonlarında akıllara durgunluk verecek mahiyet ve içerikte bir program uygulamaya konmuştur.

 

Biz bu yazımızda, bir örnekle yola çıkarak bu program içeriğinde yer alan ve İslam itikadıyla örtüşmeyen bazı gerçeklere temas etmeye çalışacağız.

 

HASEKİ EĞİTİM MERKEZLERİ PROGRAMINDAN BİR ÖRNEK

İslâmiyet Dışında Başka Kurtarıcı Dinler De Vardır

DİB tarafından Dini Yüksek İhtisas (Müftülük/Vaizlik) Eğitim Merkezleri Kelam Dersi yardımcı ders notu olarak programa konan ve 2015 yılı itibariyle de programda yer alan, Mahmut Aydın’a ait “Dinsel Çoğulculuk Üzerine Bir Müslüman Mülahazası” adlı yayınlanmış makale, geçmiş yıllarda yardımcı ders notu olarak öğrencilere dağıtılmıştır.[1]

 

Makalede açıklanan İslâm itikadına aykırı fikirler özetle şöyledir:

 

1) İslâm merkeze alınarak diğer dinler değerlendirilemez(!).[2]

 

2) Kurumsal İslâm, tek ve mutlak doğru bir din değildir(!).[3] Başka bir ifadeyle kurumsal İslâm, tüm insanlık için mutlak kabul edilmesi gerekli tek doğru inanç kaynağı olamaz(!).[4]

 

3) Hz. Peygamber’in tebliğ ettiği Kurumsal İslâm öğretisini ve ulemanın ortaya koyduğu şeriat İslâm’ını merkeze koyarak başka dinleri değerlendirmek yanlıştır(!).[5]

 

4) Kur’an’ın çoğulcu anlayışı ile fıkıhçıların dar kapsamlı din anlayışları arasında açık bir çatışma bulunmaktadır(!).[6]

 

5) İslâm’ın sahip olduğu kutsal kitap Kur’an, kendisini “en doğruya ileten ilahi rehber” olarak tanımlamaktadır. Ancak bu iddia, “dinsel çoğulculuk” çerçevesinde yeniden mütalaaya sevk eden bir meydan okumadır.[7] (!)

 

Yani, Kur’an’ın en doğru yola ilettiği inancı, “çoğulculuk” anlayışı çerçevesinde yeniden gözden geçirilmelidir(!).

 

6) Geleneksel inancımızı yeniden mütalaa etmeliyiz(!).[8]

 

7)Müslümanlık inancımızı diğer dinlerden izole edilmiş bir şekilde değil, onların öngördüğü vizyonla yeniden gözden geçirmemiz gerekir(!).[9]

 

8) Kur’an, hitabını tarihsel bir bağlam içinde yapmıştır(!). Dolayısıyla Kur’an, öncelikle o devirdeki Arapların ahlaki ve dini durumlarını düzeltmek için indirilmiştir(!). Kur’an’ı anlamada bu tarihsel olgu göz ardı edilmemelidir(!).[10]

 

9) Kur’an günümüzde sahip olduğumuz şer’i sistem olan İslâm’ı değil, kişinin benliği ile Allah’a teslim olmasını kastetmiştir(!).[11]

 

Yani, İslâm, bağlayıcı hükümler içeren bir din değil, aksine, Allah’la kul arasındaki kalbi ilişkiden ibaret, ütopik bir dindir(!).

 

10) Kur’an, Hz. Peygamber tarafından tebliğ edilen İslâm’ı, tek kabul edilebilir yol iddia etmek suretiyle, diğer yollarla niza eden ve onları lanetleyen bir din olarak nitelendirmemiştir.[12]

 

Yazar bu sözlerini kabul makamında değil, tenkit amacıyla getirmektedir. Yani, Yazar’a göre, Hz. Peygamber (s.a.v.)’e indirilen İslâm’ın tek doğru yol olarak kabul edilmez(!); İslâm’ın dışında başka kurtarıcı yollar da vardır(!); İslâm o yollarla mücadele etmez(!).

 

11) Hz. Peygamberin tebliğ ettiği mesaj, Allah’ın kendini izhar ettiği tek din değildir.[13]

 

Yani, Hz. Peygamber (s.a.v.)’e gelen İslâmiyet dışında başka kurtarıcı dinler de vardır(!).

 

12) Gerek Hristiyanlar gerekse Müslümanlar, çoğulcu din anlayışının gereği olarak, ‘herkesin dinsel gelenekleri vasıtasıyla kurtuluşa ereceği’ fikrini benimsemeleri gerekir(!). Bu konuda her iki din mensuplarının da din anlayışlarını gözden geçirmeleri gerekir(!).[14]

 

13) Kuran’ın bazı teolojik yorumları, İslâm âlimlerinin görüşlerine ve İslâm toplumunun yerleşik inanç ve kanaatlerine ters düşmektedir(!).[15]

 

Yani, İslâm âlimleri Kur’an’ı ve hadisleri doğru açıklayamamışlar(!).

 

Bütün bunlara “hâşâ” ve “kellâ” diyoruz![16]

 

Makaledeki yer alan fikir ve temaların, sadece bunlardan ibaret olmadığını da hatırlatalım.

 

2) Sadece Bu Kadar mı?

Elbette değil! Muhtevasını özetlediğimiz yukarıdaki makale, DİB tarafından, Dini Yüksek İhtisas Eğitim (Haseki) Programı kapsamında Müftü Vaiz adaylarına yürürlükteki resmi program dahilinde dağıtılan yardımcı ders notlarından sadece birisidir.[17] Programda bu içeriğe benzer çok sayıda kitap ve makale yer almaktadır.

 

Örneğin; DİB Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Emin Özafşar’ın, “Polemik Türü Rivayetlerin Gerçek Mahiyeti”[18] adlı makalesi de Haseki Eğitim merkezlerine programı kapsamında yardımcı ders notu olarak gönderilen makaleler arasında yer almaktadır. Özafşar bu makalesinde, sünnet’in hücciyyeti konusunda önemli delillerden biri olan “Erîke Hadisi”[19] gibi bazı rivayetlerin, sahabe’nin kendi aralarındaki ilmi münakaşalarında takındıkları tavırlarının, hadis şekline dönüşmesinden meydana geldiğini ileri sürmektedir.[20] Aynı konuda Özafşar, çeşitli konulara sahabe’nin Kur’an ayetlerinden delil göstermelerine aksülamel olarak sünnet’i savunan hadis rivayetlerinin geliştirilmiş (yani uydurulmuş olabileceğini), bu aksülamele karşılık olarak da diğer bir grup sahabe’nin, rivayetlerin Kur’an’a arzı konusunda hadis rivayeti geliştirmiş olabileceğini (yani hadis uydurmuş olabileceğini) ifade etmektedir.[21]

 

Haseki Eğitim Merkezleri Ders programı kapsamında öğrencilere ciltler halinde cem edilmiş kitaplar olarak dağıtılan ve İslam itikadı bağlamında fikirleri tenkit edilen, Mehmet Görmez,[22] Bünyamin Erul, Yavuz Ünal,[23] İlhami Güler, H. Şefkatli Tuksal, Ali Dere, M Sait Özervarlı, Mehmet Aydın, Adnan Aslan,[24] İsmail Hakkı Ünal,[25] Mualla Selçuk, Ahmet Akbulut, M. Saim Yeprem,[26] Hüseyin Atay, M. Said Hatipoğlu, Salih Akdemir, Necmettin Şahiner, Halis Albayrak, Ethem Ruhi Fığlalı, Süleyman Ateş, M. Şerafeddin Yaltkaya, Muhammed Abduh, Schacht, Goldzier, Şeltut, Reşid Rızâ, Fazlurrahman ve Ebu Reye gibi çoğunluğu Ankara Okuluna mensup, modernist/tarihselci düşüncelere sahip pek çok ilahiyatçı ve yazara ait yazı, kitap ve makaleler de yer almaktadır.

 

Haseki Eğitim Merkezlerinin Asıl Açılış Amacı

Bilindiği gibi Türkiye’mizde birçok ilde bulunan Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesindeki İhtisas (Haseki) Eğitim Merkezleri temelde birer hizmet içi eğitim kursudur. Hizmet içi eğitim kurslarındaki programın tamamıyla mesleki olması gerektiği tartışma götürmez bir gerçektir. Bugüne kadar son beş yılda ilave edilen küçük istisnalar dışında Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesindeki bu kurslar mesleki içerikli olarak hizmetine devam etmiştir. Çünkü Haseki Eğitim Merkezlerinin açılış gayesi, adayların mesleki alanda mümkününce iyi yetişmelerini sağlamaktır.

 

İlahiyat Fakültelerinin açıldığı yıllardan beri programlarındaki mesleki dersler yönüyle yetersiz bir düzeyde olduğu hususu, ittifakla kabul edilen bir gerçektir. Son 10-15 yılda Kur’ân-ı Kerim, Arapça, Hadis, Tefsir ve Kelam gibi Temel İslam Bilimleri dersleri daha azaltılmış durumdadır (yıl, 2008). İlahiyat Fakültelerinde “Diyanet” ve “Öğretmenlik” alanındaki istihdama göre öğrenci kabul edildiği yıllardan bu yana, mesleki formasyon daha da aşağı çekilmiş durumdadır. “Öğretmenlik” alanı programında mesleki dersler, son derece azaltılmış durumdadır. Üstüne üslük bu bölümlerin öğretimi, düne kadar Eğitim Fakültelerine devredilmiş durumdaydı. Olması gereken şekildeki ders programından mahrum edilen bu öğrenciler, bu uygulamayla çevre faktörünün de olumsuz etkisi altına sokulmuşlardır.

 

Mesleki yönlerinin güçlendirilmesi maksadıyla Haseki Eğitim Merkezlerine alınan bu öğrenciler, bu amacın tam aksine, 2007 yılı sonunda uygulamaya konan köklü ve yeni programla İslam Dini ilkelerine ters düşen bir içerikle ortaya konduğu görülmektedir. Programa, mantık ve felsefe dersleri de yoğun bir şekilde konmuştur.  Bu uygulama ile, ülkemizdeki son ve en önemli mesleki eğitim programı olan Haseki Eğitim Merkezlerinin (Dini Yüksek İhtisas Merkezleri) yozlaştırılması şüphe ve tehlikesiyle karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz. Bu hareketin temelinde yatan gerçek ise, “dini modernizm/tarihsellik”tir.  Küresel kaynaklı olduğu düşünülen bu çalışmaların, maalesef Türkiye’mizi de kuşattığı görülmektedir. Son beş-on yılda Diyanet de “dini modernizm/tarihsellik” doğrultusundaki çalışmalara yönelmiş görünmektedir[27] (yıl, 2008). Kanaatimizce Haseki programının yozlaştırılması, bu türden çalışmaların en önemlisi olabilir.

 

Halbuki İlahiyat Fakültesi öğrencisine, dört yıllık lisans eğitimi döneminde meslek derslerinden daha çok felsefe, mantık ve eğitim dersleri okutulmaktadır. Bu dersler amacına uygun tarzda okutulduğu takdirde faydalı oldukları inkâr olunamazsa da mesleki yeterlilik sağlanmadan sadece bu derslerle hoca olunamayacağı da aşikardır. Dini Yüksek İhtisas Merkezlerinde alan dışı derslerin tekrar okutulmasındaki amaç, felsefeci veya mantıkçı yetiştirmek olmadığına göre, bununla asıl hedeflenen ne olabilir acaba?..

 

Maalesef bugün, hedefi “ılımlı İslam” ve “Dinler Arası Diyalog” olan “dini modernizm/tarihsellik” denen bir tehlike ile yüz yüze gelmiş durumdayız.[28] Bu anlayış, batılılarca fısıldanan “Ilımlı İslam” anlayışının vasıtaları arasında görülmektedir. Türkiye’de, bu sakat anlayışın genelde yayın organı durumunda olan “İslamiyat Dergisi” ve “Ankara Okulu” yayınları hakkında 2000’li yılarda Din İşleri Yüksek Kurulu, tavsiye kararı bile vermezken, son beş on yıldır Diyanet’in neredeyse bütün yayın ve yönetim politikası, bu anlayışa çevrilmiştir.[29] Diyanet’te geçici olarak görevlendirilen ya da doğrudan atanan öğretim görevlileri, Diyanet Dergisinde yayınlanan öz geçmişlerinde, “İslamiyat Dergisi” ile olan bağlantılarından gururla söz edebilmektedirler. Kanaatimizce bu şeffaflık, İslamiyat Dergisi’inin ana tema olarak yer verdiği “tarihsellik” anlayışının, meşruiyetinin de açıkça ilanı anlamına gelmektedir.

 

SONUÇ

Tarihsellik önünde en büyük engel olarak kabul edilen fıkıh, tefsir, hadis ve akaid gibi Temel İslam Bilim dalları ve usullerini kıyasıya eleştiri, Fazlurrahman’a gönül verenlerin de bu günkü yazı ve söylemlerinde ağırlık verdikleri öncelikli konular arasında bulunmaktadır. Ankara Okulu yayınlarının neredeyse tamamına yakını bu fikirleri savunma gayretindedir.[30] “İslamiyat Dergisi/Ankara Okulu”nun gündeminde de genelde bu konular bulunmaktadır.

 

Diyanet’in son beş yıldaki eğitim programları ve yayınlanan eserleri, genelde İslamiyat Dergisi/Ankara Okulu yazar ya da yöneticilerine hazırlatılmıştır.  Beş yıl kadar üzerinde çalışılan ve Din İşleri Yüksek Kurulu’na da onaylattırılarak 2007 sonlarında uygulamaya konan Haseki Programıyla da Türkiyemizin Müftü ve Vaiz adaylarına, Fazlurrahman’ın fikirlerini sembolize eden ve “ılımlı İslam”ın vasıtası olan “dini modernizm/tarihsellik” düşüncesinin benimsetilmek istendiği anlaşılmaktadır. Zira, yukarıda bir kısmından bahsedildiği gibi, Fazlurrahman’ın birçok kitabının yanı sıra, onun yolunu benimseyen modernist/tarihselci ilahiyatçıların kitap ve makaleleri de yukarıda gösterildiği gibi Haseki programına konmuştur. Uygulamaya konuluşundan itibaren yoğun eleştirilere hedef olan program, birkaç kez göstermelik ve basit tadilata tabi tutulmuşsa da genelde fazla bir değişiklik olmamıştır. Bu raporumuzu programın 2015 yılındaki şekli de göz önüne alarak hazırlamış bulunuyoruz. Programın bu tarihten sonraki durumunu bilmiyoruz. Bu arada, tenkide konu ettiğimiz Haseki programının, 2011 yılı başlarından itibaren (DİB Başkanı Görmez’in yönetiminde) Prof. Dr. Ali ERBAŞ’ın ilk Genel Müdürü olduğu, “Din Eğitimi Genel Müdürlüğü” tarafından yürütüldüğünü de belirtmiş olalım. Diyanet Kanununun çıktığı 2010 yılı ortalarına kadar ise bu birim “Daire Başkanlığı” olarak hizmet vermekte idi.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER