BİLGESAM Başkanı Doç. Dr. Atilla Sandıklı, Bartın Üniversitesi İktisadi İdari Birimler Fakültesi İktisat Bölümü ve İktisadi Düşünce kulübü işbirliği ile Bartın Üniversitesi Konferans Salonunda “Ortadoğu’daki Gelişmelerin Ekonomi Politiği” konulu konferans verdi.
Ortadoğu’yu tarihsel süreç içerisinde farklı bölgeleri kapsayacak şekilde kanunları belirlenmiş bir bölge olarak tanımlayan Sandıklı’nın bölgede son dönemde yaşanan gelişmeler ışığında Ortadoğu’nun uluslararası ilişkilerine ekonomi-politik açıklamalarını dikkatlerinize sunuyoruz;
“Ortadoğu’yu farklı kılan en önemli özellikleri zengin yeraltı kaynakları ve tek Tanrı’ya inanan dinlerin doğduğu bir bölge olmasıdır.
Ortadoğu’nun stratejik açıdan önemine dikkat edildiğinde, Dünya’da petrol
rezervlerinin e’ne sahiptir. Deniz ticaret yolları ve geçitlerinin büyük kısmını kontrol eder.
ORTADOĞU’DAKİ DEVRİMLER
Rejimlerin değiştiği Tunus, Mısır ve Libya’da geçiş sürecinin zorlukları yaşanıyor. Bir
yandan geçmişle hesaplaşan bu ülkeler diğer yandan da demokratik bir rejim inşa etmeye çalışıyor. Diğer bazı ülkelerde ise olaylar yatışmak yerine giderek daha da kanlı hale geliyor.
Suriye ve Yemen'de her gün çok sayıda kişi hayatını kaybediyor. Ancak sokaklar reform taleplerinden vazgeçmiyor. Bahreyn fırtınayı geçici olarak atlatmış gözüküyor.
YENİ DÜNYA DÜZENİ
Küreselleşmenin ardından Yeni Dünya Düzeni kavramı tartışılmaya başlanmış ve SSCB ve Varşova Paktı’nın dağılmasından sonra yeni bir dünya düzeninin kurulması beklentisi ön plana çıkmıştır. ABD tek süper güç olarak kalmış, Batı tarzı siyasal, ekonomik ve sosyokültürel sistemin dünyadaki etkinliği artmıştır.
ABD’nin yeni yüzyılda nasıl bir dünya düzeni hedeflediği, Aralık 1999’da yönetim tarafından yayımlanan “Yeni Bir Yüzyılda Ulusal Güvenlik Stratejisi” olarak adlandırılan belgede açıklanmıştır. ABD, “Engagement and Enlargement - Angajman ve Genişleme” olarak tanımlanan bu stratejide, milli çıkarlarının ve değerlerinin geliştirilebileceği hedeflere seçici şekilde angaje olma yolunu benimsemiştir. ABD çıkarlarının yoğunlaştığı ve angaje olduğu bölgeler; Varşova Paktı ve SSCB’nin dağılmasından sonra güç boşluğu oluşan Orta ve Güneydoğu Avrupa, Orta Asya ve Orta Doğu’dur.
Soğuk Savaş dönemindeki çevrelemenin yerini genişleme almış durumdadır ve hürriyet, insan hakları, demokrasi ve serbest piyasa ekonomisi değerlerinin yayılması hedeflenmektedir.
BÜYÜK ORTA DOĞU PROJESİ
ABD Senatosu ve Temsilciler Meclisi, 8 Nisan 2004’de, Büyük Orta Doğu ve Orta Asya’da ekonomik ve siyasi kalkınmayı sağlayacak programlara yetki ve 3 yeni kuruma destek vermek için, “2004 Yılı Büyük Orta Doğu ve Orta Asya Kalkınma Kanunu” olarak adlandırılan yasayı kabul etmiştir. Kanunun amacı: Büyük Orta Doğu ve Orta Asya’da siyasal özgürlüğün geliştirilmesi ve ekonomik kalkınmanın sağlanmasıdır. Kongre bu maksatla üç yeni tüzel kişilik olan “Demokrasi Vakfı, Kalkınma Vakfı ve Kalkınma Bankası” katkı ve katılımlarını da içeren yardım programı için yetki vermiştir.
Kanunda yardım programının uygulanacağı bölge; “Büyük Orta Doğu ve Orta Asya” bölgesi; Arap Birliği’nin 22 ülkesi (Cezayir, Bahreyn, Komoros, Cibuti, Mısır, Irak, Ürdün, Kuveyt,Lübnan, Libya, Moritanya, Fas, Umman, Filistin Otoritesi, Katar, Suudi Arabistan, Somali, Sudan, Suriye, Tunus, Birleşik Arap Emirlikleri ve Yemen), Afganistan, İran, İsrail, Kazakistan, Kırgızistan, Pakistan, Tacikistan, Türkiye, Türkmenistan ve Özbekistan ülkelerini kapsamaktadır.
Kanun herhangi bir hüküm olmasa dahi Başkan’a, siyasi ve ekonomik özgürlüklerin, serbest ticaret ve özel sektörün kalkınmasını sağlamak amacıyla, Büyük Orta Doğu ve Orta Asya’ya yardım sağlama yetkisi verilmiştir. Başkan, özel sektörün kalkınmasını, ticaretin geliştirilmesini ve yatırımların artırılmasını sağlamak amacıyla, Büyük Orta Doğu ve Orta Asya Bankası’nı kurmak, diğer bağış yapan devletlerle ve Büyük Orta Doğu ve Orta Asya’dan temsilcilerle birlikte çalışmak için yetkilidir.
Başkan, bağış yapan devletlerle ve Büyük Orta Doğu ve Orta Asya’dan temsilcilerle birlikte, siyasi partileri, kamu ve özel sektörü, KOBİ’leri ve sivil toplum kuruluşlarını destekleyecek olan çok taraflı Büyük Orta Doğu ve Orta Asya Kalkınma Vakfı’nı kurmak için çalışmaya yetkilidir. Başkan, bağış yapan devletler ve Büyük Orta Doğu ve Orta Asya’dan özel sektör ve sivil toplum kuruluşları liderleriyle birlikte, bölgede sivil toplumun ve siyasi partilerin gelişmesini, demokratik reformları, iyi idare pratiğini ve hukukun üstünlüğünü desteklemek için çok taraflı, kamu-özel Demokrasi Vakfını kurmak için yetkilidir. Özel vakıflar bu vakfa katılmaları için teşvik edileceklerdir.
Başkan, daha açık bir siyasi ve ekonomik sistemin gelişmesi ve Birleşik Devletler yardımının bu gelişmelerdeki etkisi, Büyük Orta Doğu ve Orta Asya Kalkınma Bankası, Kalkınma Vakfı ve Demokrasi Vakfı’ndaki ilerlemeler konusunda 31 Ocak 2005 tarihinden başlamak üzere her yıl kongreye bir rapor sunmaktadır.
İÇ DİNAMİKLER
Demokrasi, özgürlük, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve serbest piyasa ekonomisi gibi değerler, son yıllarda hızla gelişen iletişim, haberleşme ve ulaşım sistemleriyle bütün dünyaya yayılmaya başlamıştır. Ortadoğu’daki halkların da özlemleri haline gelmeye başlayan bu değerler siyasi ekonomik ve sosyal sınırlamalar nedeniyle yeterince karşılanamayınca bu bölgede yaşayan halkların hasiyetleri olarak ortaya çıkmıştır. Bu hassasiyet Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında oluşturulan sosyal medya grupları vasıtasıyla yönetilebilir bir hale getirilmiştir.
Otoriter yönetimler özgürlüklerin, insan haklarının, demokratik beklentilerin önünde büyük bir engel ve gelir bölüşümünde adaletsizliğin, fakirliğin, işsizliğin ve yolsuzluğun nedeni olarak görülmeye başlanmıştır. İşsizlik oranlarının Tunus’ta , Mısır’da , Libya’da 0, Yemen’de 5 olması, Yoksul nüfus oranlarının Mısır’da , Libya’da 3, Yemen’de E’e ulaşması bu ülkelerdeki halkların tepkilerinin artmasına neden olmuştur.
Sosyal medya grupları tarafından sorgulanmaya başlayan otoriter yönetimler eleştirilmeye başlanmıştır. Halkın özlemleri, tepkilere ve daha sonra potansiyel harekete dönüştürülmüştür.
Halk hareketlerine karşı Fas, Ürdün, Suudi Arabistan gibi bazı Ortadoğu devletlerinin
yöneticileri siyasi, ekonomik ve sosyal tedbirler alırken, önemli bir kısmı ise uygun politikalar geliştirmek yerine kapalı toplum üzerinde mutlak egemenlik tesisinde ısrar etmişlerdir. Hak ve özgürlük talepleri güvenlik güçleriyle bastırılmaya çalışılmış, yöneticilerin çıkarları korunmaya çalışılmıştır. Denetlenemeyen otoriter yönetimlerin baskı ve şiddetine karşı halkın tepkisi öfkeye dönüşmüştür. Sosyal paylaşım siteleri vasıtasıyla halkın bilinçlenmesi ve organizasyonu gerçekleştirilmiş ve örgütlenen halk sokaklara dökülerek isyanların fitilini ateşlemiştir.
DIŞ VE İÇ DİNAMİKLERİN ORTADOĞU’YA YANSIMALARI
Büyük Ortadoğu ve Orta Asya Kalkınma Kanunu ile Ortadoğu bölgesi jeopolitik açıdan genişletilerek, kapsamına Kafkasya, Orta Asya ve Kuzey Afrika da dâhil edilmiştir. Büyük Ortadoğu Projesi’nin alt yapısıyla ilgili üç teşkilat kurulmuştur. Bunlar Demokrasi Vakfı, Kalkınma Vakfı ve Kalkınma Bankası’dır. Bu teşkilatlar bu projelerin finansman ve organizasyonunu gerçekleştirmektedirler.
Gelişmelere baktığımızda Büyük Ortadoğu bölgesinde, Afganistan ve Irak Savaşları, Libya, Suriye ve İran’a karşı silahlı güç kullanma tehditleri; Gürcistan, Ukrayna, Lübnan, Kırgızistan, Tunus, Mısır ve Libya devrimleri; Suriye, Yemen ve Bahreyn’de isyanlar yaşanmış ve yaşanmaktadır. Acaba yaşanan bu iç ve dış gelişmeler birbirinden bağımsız mıdır? Yoksa neden-sonuç ilişkisi açısından birbiriyle ilintili midir?
Büyük Orta Doğu projesi dört platformda uygulanmaktadır. Birinci platformda Batılı
değerlere savaş açan, despotik ve terör destekçisi diye adlandırılan ülkeler yer almaktadır. Afganistan ve Irak Savaşları bu açıdan değerlendirilmelidir. Sorunun ana merkezi olarak görülen bu iki ülkeye karşı ABD bizzat güç kullanmıştır.
İkinci platformda ise, yine otoriter ve Batılı değerlere karşı çıkan rejimler vardır. Bunlar İran, Suriye ve Libya’dır. ABD, bu ülkelere karşı da kuvvet kullanma tehdidinde bulunmuş ve bu ülkeleri proje doğrultusunda değişime zorlamıştır. Libya ve Suriye’nin katı tutumlarında değişikliğe giderek Batı ile uyumlu ilişkiler geliştirmeye çalışmış ancak Batılılarla ilişkilerin gelişmesi aynı zamanda bu ülkelerdeki otoriter yönetimlere karşı ayaklanmaların da zeminini hazırlamıştır. Libya’da Kaddafi yönetiminin kendi halkına savaş açması ve gelişmelerin iç
savaşa dönüşmesi uluslararası müdahaleye neden olmuştur. Suriye’de benzer gelişmeler yaşanmaktadır.
Üçüncü platform ise; yine otoriter ama tehdit unsuru düşük olan ülkelerdir. Bunlar Orta Asya, Kafkasya ve Ortadoğu ülkeleridir. Bu bölgelerin özelliği SSCB ve Varşova Paktı dağıldıktan sonra büyük bir güç boşluğunun oluşmasıdır. Kafkaslarda sırasıyla Gürcistan’da Kadife Devrim, Ukrayna’da Turuncu Devrim olmuştur. Bunun yanı sıra Lübnan’da da Sedir Devrimi uygulamaya konmuştur. Orta Asya’da ise ilk devrim Kırgızistan’da gerçekleşmiştir.
Son olarak Tunus ve Mısır’daki halk ayaklanmaları başarıya ulaşmış, diğer ülkelerdeki ayaklanmalar devam etmektedir. Bu ülkelerde halkın Demokrasi ve Kalkınma Vakıfları aracılığıyla örgütlendirilmeye çalışıldığı ile ilgili emareler mevcuttur. Örgütlenen muhalefet fakirlik, gelir dağılımındaki adaletsizlik, yolsuzluk, seçimlere hile karıştırılması gibi halkı rahatsız eden ve tetikleyen gelişmeleri ön plana çıkararak, demokratik açılımlar sağlamak amacıyla devrim yapmıştır veya yapmaya çalışmaktadır.
Dördüncü platform Türkiye’dir. Hem Yeni Dünya Düzeni’nin hem de Büyük Orta Doğu Projesi’nin örnek ülkesidir. Türkiye özgürlük, demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve serbest piyasa ekonomisi kavramlarının yerleştiği halkı Müslüman olan tek ülkedir. Hem ekonomik hem de dış politika başarılarının artması bölge halkı arasında Türkiye’yi cazibe merkezi haline dönüştürmüştür. Müslüman toplumlar küreselleşmenin sağladığı imkânlardan istifade ederek Türkiye’yi yakından takip etmekte ve kendilerine örnek almaktadır.
Sonuç olarak; Tunus, Mısır ve Libya’da yaşanan gelişmeleri sadece halkın otoriter yönetimler altında ezilmesi, fakirlik, işsizlik ve adaletsizlik gibi önemli iç faktörlere bağlamak doğru değildir. Bu gelişmelere en az iç faktörler kadar küreselleşmenin dinamikleri, yenidünya düzeni ve Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında yürütülen çalışmalar da etkide bulunmuştur ve bulunmaya devam edecektir. Yavaş da olsa bölgedeki otoriter yönetimler tarihin sonsuz sayfalarındaki yerini alacaklardır. Bölgede demokrasi denemeleri, inişli çıkışlı bir şekilde gelişme gösterecek, bazı ülkelerde yaz, bazı ülkelerde ilkbahar, bazılarında sonbahar ve bazılarında kış yaşanacaktır. Yaşanan her deneyim, süreç içinde Ortadoğu halklarının aydınlanmasına ve kendi değerlerini geliştirmesine katkı sağlayacaktır.
Türk Dış Politikası; özgürlük, demokrasi, serbest piyasa ekonomisi ve barış moral değerleri üzerinde; hızla değişen dış ve iç politika ortamını gerçekçi ve akılcı bir şekilde değerlendirerek; esneklik, eşitlik, uluslararası işbirliği, proaktif dış politika, milletlerarası hukuka saygı, tutarlılık ve güvenilirlik prensiplerine uygun olarak bölgedeki barış ve istikrara katkı sağlayabilir. Vatandaşları ile birlikte bölge halkının güvenliğinin, refahının ve zenginliğinin sağlanması hedefine yönelebilir.
Ortadoğu’da neler oluyor
Muhammed Buazizi adındaki Tunuslu gencin kendini yakarak tutuşturduğu Ortadoğu'daki alev kısa sürede Tunus, Mısır, ve Libya’da otoriter rejimlerinin devrilmesine yol açtı.
admin















































































































































































































