Ne var ki Anadolu'nun bu toplumcu-gerçekçi romancıları haksız düzene baş kaldırırlarken, Atay bireyin sorunlarına eğilmiş ve burjuva zihniyeti karşısında bireyin isyanını dile getirmiştir. Aynı şekilde Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü de postmodernist ögeler barındıran bir romandır fakat modernizme daha yakın olduğu söylenebilir. "Saatleri Ayarlama Enstitüsü iki uygarlık arasında bocalayan toplumumuzun yanlış tutumlarını, davranışlarını, saçmalıklarını alaya alan, eleştirel bir romandır. Yapıt, çocukluğu Abdülhamit döneminde geçen Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerinde de yaşayan Hayri İrdal'ın anıları şeklinde verildiğine göre söz konusu hicvin son elli yıllık Türk toplumuna yöneltilmiş olması gerekir."
İlk olarak bu romanlarda yoğun bir ironi kullanımın yanında onların barındırdığı gerçeklikten de bahsetmek yerinde olacaktır. Saatleri Ayarlama Enstitüsü her ne kadar zıtlıklarla dolu, ironik, alaycı, mizahi olsa da aslında gerçektir. Bu gerçeklik de karşılıklı diyaloglarla başarılı bir şekilde yakalanmıştır. Yani aslında Tanpınar bir nevi çok sesli bir yapı kurar, karakterlerini sürekli çatıştırır ve bunu da uzun paragraflarla yapar. Ayrıca topluma bir yabancının gözünden bakarak toplumdaki aksayan yönleri ortaya çıkarmaya çalışır. Bu bir yabancının gözünden bakma yönteminde " Montesquieu Les Letress Persanes'da (1721) bu iş için bir İranlı'yı seçmişti ; Goldsmith ise Citizen of The World'da (1762) bir Çinli'yi kullanmıştır. Evliya Çelebi bugünün Ankara'sına gelir ve kendisiyle konuşanlardan modern Türkiye'yi dinler"
Yazar, böylece, geçmiş zamandan getirdiği bir adama yapılan açıklamalarla şimdiki toplumu hicveder. Tanpınar'da bu yönteme benzer bir yöntem kullanır. Fakat Hayri İrdal uzak bir ülkeden gelmemiştir. O eleştiren toplumun bir üyesidir. Berna Moran'ın dediği gibi "o insanlarla birlikte yaşar ama onlardan ayrılır." Tutunamayanlar romanında ise gerçek ile hayal iç içe geçmiş şekildedir. Şöyle ki Selim "insanların roman kahramanlarına benzeyebildikleri oranda gerçek olduklarını düşünür." Kendisi Metin'in uydurduğu çapkınlık hikayelerine inanmayı yeğler çünkü " her gün yaşadığım olaylar daha uydurma geliyor bana" der. Yani Berna Moran'ın görüşüyle "Selim'e göre düzene sokulmuş olaylar, kurmacaya dönüştürülmüş yaşam, şekilsizlikten kurtarılmış ve bir anlam kazanmış yaşamdır." Ayrıca Oğuz Atay bu romanda sıklıkla alıntılanan iç konuşma yöntemine başvurmuştur. " Alıntılanan iç konuşma (quoted monoloque, ya da direct free speech) diyebileceğimiz bu yöntemde anlatıcı aradan çekilir ve karakterin kendi kendine konuşmasını, düşündüklerini olduğu gibi anlatır."
Romandaki çok sesliliği de dikkate aldığımız zaman bu iç konuşma yönteminin romandaki karakterlerin iç dünyalarını çözümleyebilmemizde ne kadar yararlı olduğunu idrak edebiliriz. " Bilinç akımı aslında bu yöntemin özel bir şeklidir. Karakterin akıp giden düşüncesinde mantıksal bağlar yerine çağrışım ilkesi egemendir. Sanki bilincin daha alt tabakalarına inilmiştir ve akıp giden düşünce nehri kişinin denetiminden çıkmıştır. Onun için düzgün cümlelerle de yürümez. Tutunamayanlar'da bilinç akımı hiç yok gibidir. Temel yöntem "alıntılanan iç konuşmadır" ve Atay bu yöntemi değişik ve ilginç şekillerde kullanır. Doğal olarak bu iç konuşma birinci kişi ağzından verilir."
Dahası bu iki romanda kimlik meselesi sorunsalı ve toplumsal eleştiri açıkça göze çarpmaktadır. Saatleri ayarlama enstitüsü ile başlayalım. Bu eserde ilk olarak bir "tutkunun metalaştırılması" göze çarpmaktadır. Şöyle ki "Hani 'şiirin peşindeki yaşam' denir ya şairin yaşamı için, Hayri İkdal'in yaşamı da 'saatin peşindeki yaşamdır'. Onun dizeleri akreple yelkovanın sürekli hareketidir; ritmiyse saat tik takları. Kapitalist ilişkiler ağının yerleştirilmeye çalışıldığı bir dönemden tutkunun metalaştırılmasına ve Saatleri Ayarlama Enstitüsü gibi bir kurumun kurulmasına giden süreç, temelini bu noktadan alır. Bu tutkunun kapitalistçedeki dillendiricisi Halit Ayarcıysa şöyle der: " Ayarı bozuk saatlerimizle yarı vaktimizi kaybediyoruz. Çıldırtıcı bir kayıp...Çalışmamızdan, hayatımızdan, asıl ekonomimiz olan zamandan kayıp... İşte biz onun sayesinde bu kaybın önüne geçeceğiz. İşte enstitümüzün faydalı tarafı."
Romanda ayrıca bir dönem eleştirisi ile de karşılaşırız. Romanın geçtiği zamanı göz önüne aldığımız zaman bunu daha da iyi anlayabiliriz. Şöyle ki "Herkesin ilk göz ağrısı, herkesin yıkıntıların üstünden umutlarını bağladığı 'çocuk'tu yeni rejim. Abdulselam Bey, içinde hiçbir çocuğun doğmadığı, büyümediği bu odaya "çocukların odası" adını vermiş ve garibi şu ki bu ad tutmuştu da. Belki de bu adın sihri yüzünden bu odaya garip bir hava sinmişti. Yavaş yavaş herkes evin kaybolmuş hayatının bu odada toplandığına inanmıştı."
Ayrıca cimri ve bencil halanın ölümü Osmanlı'nın çözülüşüyle özdeşleştirilebilir. "Ya hortlaması? Burada da Tanpınar, umutları toz buhar olanları şu pasajla anlatır: "Birkaç saat evvel cennetteki mekânına gönderdiğini sandığı huysuz ve hasis kardeşini böyle sırtında kefen, karşısında görür görmez, adamcağızın korkudan, şaşkınlıktan âdeta dili tutulmuştu..."
Tutunamayanlar romanına geldiğimiz zaman ise yine büyük bir toplumsal eşitsizlik ve eleştiri ile karşılaşırız. Romandaki eleştirilerden en belirgin olanlarından biri ise "İsa Mitosu" ile verilmek istenmiştir. Selim İsa'yı çok sevmektedir. Fakat neden bir başkası değil de İsa ? Çünkü İsa tutunamayanların arketipidir. Selim romanda " Benim bu varlığa inancım dua eden bir çocuğun saflığına eş değerdir" (s.600) der ayrıca insanların doğru yoldan çıktığını görünce onları İsa'nın üslubu ile uyarır (bkz. s.193) " İncil'e göre nasıl İsa'nın ikinci gelişinde son yargılama yapılacak, iyiler mükafatını, kötüler cezasını görecek, hak yerini bulacaksa,Selim'e göre de bir gün gelecek ezilenler yargıç, ezenler suçlu sandalyesine oturacaklar"[8] Romanda Selim'in İsa mitosundan başka Turgut üzerinden de burjuva eleştirisi yapılmıştır. "Yirminci yüzyılın ikinci yarısında" başlar Turgut'un öyküsü. Selim'in intihar etmeden önce yazdığı mektubu aldığı zamanlarda Turgut "küçük burjuva toplantılarının incisidir." Bu dönemde Turgut'un yaptığı gözlemler romandaki burjuva eleştirisinin bel kemiğini oluşturur. Turgut için yaşam "Tekdüze günlerin birbirini kovaladığı anlamsız ve ruhsuz bir yaşam; ucuzluklarla dolu, sahte ve zevksizdir. Yumuşakçalar için mutluluk parasal başarıdır; daha çok kazanmak, araba, kat, mobilya almaktır. Turgut da böyledir başta; o da bir araba ve bir kat almanın peşindedir. Evindeki eşya küçük burjuva zevksizliklerinin göstergesidir : sahte ağızlıklara sokulmuş sigaraların yerleştirildiği kutular, Alaattin lambası biçiminde çakmak, yaprak biçiminde gümüş tabla, maroken taklidi plastikle kaplanmış koltuk vs."
Ayrıca Tutunamayanlar romanının bir başka çok önemli özelliği de Türk Edebiyatı'nın ilk post-modern romanı olmasıdır. Roman o güne kadar alışılmış olanın dışına çokmış ve bu yüzden de birçok eleştiri bile almıştır. Postmodernizm genel olarak modern sonrası olarak bilinmektedir fakat post "-den sonra değil" "-den kaynaklanan" anlamı vermektedir. Yani postmodernizmin çıkış noktası modernizmdir. "Atay, post-modernist yapının kendisine sağladığı özgürlükleri bilinçli bir biçimde kullanmıştır. Post-modern edebiyatta sıkça rastladığımız metinlerarasılık ve metafiction gibi teknikleri ustalıkla kullanmıştır."
Ayrıca post modernist edebiyatın olmazsa olmazlarından kurmaca içinde kurmaca tekniği de romanda sıkça verilmektedir ki Turgut Özeben'in hikayesi, Selim Işık'ın hikayesi,Esat'ın hikayesi Süleyman Kargı'nın hikayesi, Metin'in hikayesi, Günseli'nin hikayesi buna verilecek en güzel örneklerden biridir. Ayrıca "Post-modern edebiyatı geleneksel romanlardan ayıran bir diğer önemli özellik ise iç-içe geçmiş alt anlatılardır. Üst-kurmaca tekniği anlatı içinde anlatı özelliği ile karşımıza çıkar nitekim; Tutunamayanlar'da üst-kurmaca "Sonun Başlangıcı" adlı bölümde gazeteciye gelen bir mektup ile başlar."
Dahası post-modernist romanın olmazsa olmazlarından olan ironinin de romanda sıkça işlendiğinden bahsetmiştik. Bu ironi Tutunamayanlar'da mizahi bir hava ile çıkar karşımıza ve Oğuz Atay bu ironiyi eleştiri için kullanır. "Atay romanında sosyal, piskolojik, toplumsal, kişisel, ulusal, dengesel, döngesel, karakteristik özellikler, burjuva hayatı, sosyete, jet sosyete, iktidar, muhalefet gibi kavramlar üzerine kafa yorar bunları eleştirir."
Aynı zamanda Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nde de postmodern ögelere yer verildiği görülür. Özellikle Hayri İrdal geleceğe yönelik göndermelerde bulunurken postmodernist ögeler kullanılır. Fakat her ne kadar bu ögeleri barındırsa da romana genel olarak postmodernist diyemeyiz çünkü roman modernite ile paralel olarak "temelde dayandığı fikir, geleneksel sanatlar, edebiyat, toplumsal kuruluşlar ve günlük yaşamın artık zamanını doldurduğu ve bu yüzden bunların bir kenara bırakılıp yeni bir kültür icat edilmesi gerektiğidir."
Romanda gündelik hayatla dalga geçilmesi ve yaşamdaki garipliklerin eleştirilmesi modernitenin olmazsa olmaz "her şeyi sorgulama" kuralıyla paraleldir. Şöyle ki " Modernizmin bütün olanaklarından faydalanıyor Ahmet Hamdi Tanpınar. Bir durum anlatısından çok, bir durumun deviniminin sembollerle, imgelerle, ironiyle aktarıldığı tarihsel bir kavrayış egemen romana. Ama, bizi "katharsise " ulaştırma amacını da gütmüyor. Çıkarsamaları okura bırakıyor. Gösterdiğini bir de uzun uzun açıklamaya girişmiyor. Bu da, okuyana bir yorum zenginliği olanağı veriyor. Tıpkı Albert Camus'un Vebası gibi."
Sonuç olarak Türk insanının doğu ile batı arasında bocalamasını irdeleyen bir başucu romanı olan Saatleri Ayarlama Enstitüsü insanların popülerliğe ve paraya verdiği önemin, insanların nasıl bir anda yüz değiştirebileceğinin altı çizilmektedir. Ayrıca gerçekliğe çeşitli açılardan yaptığı, çok renkli bakış denemeleridir. Toplumsal sorunları bireysel ölçekteki; bireysel sorunlarıysa toplumsal ölçekteki bağlantılarıyla irdeler. Yani tümdengelimi de, tümevarımı da kullanır. Bunlara bir dönemin toplumsal kimlik bunalımına, batıl inançlara ve bilimin kutsallaştırılmasına yönelen ironik anlatım ile alakâsız görülen olayları birbirleriyle ilintilendirirken anolojinin kullanımını da eklersek, Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nün hem içerik hem de biçim yönünden modern romanın esaslı bir örneği olduğunu görürüz. Yine Tutunmayanlar da çoğu yazar ve okuyucuya göre modern Türk edebiyatının en önemli eserlerinden biridir. "Kullanılan dil ve anlatım şekli itibariyle edebiyatta bir devrim olarak kabul edilmektedir. Kitap belirli bir olayı sergilemekten çok; izlenimler, çağrışımlar, taşlamalar, ayrıntılar ve ruhsal çözümlemelerden oluşur. Berna Moran, bu kitabı hem içerik hem de biçimsel özellikleri bakımından Türk edebiyatında yepyeni bir evre olarak değerlendirmekte, Jale Parla ise Don Kişot'tan Günümüze Roman adlı çalışmasında modern ve postmodern roman bağlamında Atay'ın ve Tutunamayanlar'ın yerini belirtmektedir."
http://blog.radikal.com.tr/kultur_ve_sanat/saatleri-ayarlama-enstitusu-ve-tutunamayanlar-roman-incelemesi-62523
Hüsamettin ŞİMŞİR - RADİKAL
SAATLERİ AYARLAMA ENSTİTÜSÜ VE TUTUNAMAYANLAR
TÜRK EDEBİYATI'NDA POSTMODERNİST ROMANIN ilk ve en önemli temsilcilerinden olan Oğuz Atay'ın üstkurmaca kurguyu başarılı bir şekilde oluşturduğu "Tutunamayanlar" adlı romanı tıpkı toplumcu-gerçekçi romanlarda olduğu gibi bir başkaldırının romanıdır.
admin
















































































































































































































