Sol Kültürün Döneklik Hikâyesi
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Akasyam Haber
Advert
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Sol Kültürün Döneklik Hikâyesi
25.11.2022 16:52:04

 

Sol Kültürün Döneklik Hikâyesi

Bizde entelektüel kavramı daha ziyade Batı modernizmini savunan Kemalist ve sosyalist kökenli Cumhuriyetçi aydınlar için kullanılmıştır. 131

BURHAN ASAF BELGE

Erken Cumhuriyetin Kemalist aydınlarından biri de Burhan Asaf Belge’dir. Yazı hayatına 1925’te Aydınlık dergisinde başlayıp Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası’na katılan Burhan Belge, eniştesi Yakup Kadri ve Şevket Süreyya ile Kadro dergisini çıkararak, Kemalist devrimlere kadro hazırlamaya giriştiler.132

Dergi incelenince en ideolojik ve devrimci/jakoben yazıların Burhan Belge tarafından yazıldığı, kalemi güçlü entelektüel birikiminin yerinde olduğu görülür. Eski Aydınlıkçı artık Cumhuriyetçi Kemalist olmuştu. 1934’te Kadro kapanınca La Turquie Kemaliste yazarı oldu.

Hanedan yerine Cumhuriyeti, Osmanlı yerine yeni Türk milletini radikal biçimde savunan Burhan Belge, “Ankaralı” başlıklı yazısında Jön-Türk kuşağının özlediği yeni insan tipini canlandırır:

“… Yeni Ankara kendi hususiyetleriyle teçhiz edeceği insanı, binalarının harcı kurumadan çıkaracaktır. Yeni caddelerinin, yeni meydanlarının, yeni abidelerinin arasında, yakın bir günde, yeni insanın bir mal sahibi emniyetiyle dolaştığını göreceğiz. Bu insan işte medeniyet camiasının içinde yaşayan medeni bir milletin medeni bir şehrinde, şehrin medeni hayatını, yolda mektebe giderken öğreneceği için nefes alırken bile medeni bir insan olacak ve bu insana ANKARALI diyeceklerdir.”133

Cumhuriyet devrimlerinin Jakoben enteli Burhan Belge’nin taviz veremeyeceği bir devrim varsa, o da Harf inkılabı idi. Medrese-Modernite paradoksundan günümüzde bile kurtulamamış aydın taslaklarına örnek olabilir:

“… İnkılapçı biri yeni ile eski, faydalı ile zararlı, ileri ile geri arasında “serbest rekabet” kaidesini kabul edemez. İkisinin yan yana yaşamasını ve kendi işlerini kendi aralarında halletmelerini tecviz edemez. O, mutlaka işe karışacak ve bu işe karışması yeninin, faydalının, ilerinin lehine ve ötekilerin aleyhine olacaktır. (…) Bizler mektuplarımızda ve kendi aramızda eski yazıyı kullana kullana bu dünyadan göçeceğiz. Fakat ötekiler bu yazıyı tanımıyorlar. Bu yazıyı ne kadar ortadan kaldırırsak, borcumuzu o kadar ödemiş oluruz. Musiki işi de böyledir. Ortalıkta alaturka bırakmayacağız ki, ortalık bizlerin değil, gençliğin olsun. Bütün inkılaplarda bu kural olduğu gibi, herhangi bir inkılabın bütün davalarında da kuraldır ”134

NİYAZİ BERKES: NE OLDU SANA BURHAN?

1945–1950 sonrasının siyasal konjöktürü nasıl medreseli Necip Fazıl’ı etkilemişse Marksist Burhan Belge’yi de (1899–1967) güdülemiştir. Kemalist laikliğin ideoloğu kesilen Burhan Belge Hindistan Büyükelçisi yapılmayınca ani bir dönüşe sürüklenir.135

Cebelibereket Mutasarrıfı Baba Asaf Bey’in Divan-ı Harp yargılaması (Bahçe müftüsünün idamı) veya etnokültürel hafıza ne kadar etkilemiştir bilinmez, ama o da zihinsel olarak savrulur. Necip Fazıl’ın iftar davetlerine girip çıkacak; çok geçmeden Demokrat Parti saflarına geçecektir. Adnan Menderes iktidara gelince, partinin yayın organı Demokrat İzmir ve Zafer gazetelerine başyazar oldu. Kaleminin en coşkulu ve riyakar övgüleri artık Çakırbeyli çiftliğinin Zeybeği’nedir. Bu solcu rüzgar gülünü çok yakından tanıyan eski yoldaşı Niyazi Berkes’tir. Eski arkadaşı Burhan Belge’ye sormadan edemez:

– Ne oldu sana Burhan!?

Burhan Belge’nin arkadaşına verdiği yanıt, eğer doğruysa aydın dönekliğinin Mithat Paşa yetiştirmesi Ahmed Mithat Efendi’den sonraki en ahlaksız en cıfıt örneğidir:

“Niyazi biliyor musun, ben fikir orospusuyum. Bir orospu kim para verirse onunla yatmaz mı? İşte ben onlardan biriyim. Yalnız parasını aldığımız iştedir fark.!”136

MENDERES PUTUNA SARILIŞ

Kısa süre Adnan Menderes’in ‘göbek taşında’ yıkandıktan sonra, Muğla’dan mebus seçtirilen “Lenin hayranı mağşuş” Burhan Belge, artık Lenin putundan Menderes putuna sarılmıştır. Burnundan kıl aldırmayan yenilmiş kültürün ve medrese feodalizminin en despotik versiyonunu demokrasinin erdemi diye savunur. Nazi spikeri gibi mikrofondan sunduğu Radyo gazetesi konuşmaları ve Vatan Cephesi nutuklarını, Menderes’in dikte ettirdiği Yassıada duruşmalarında ortaya çıkar. Hem Menderes örtülü ödeneğinin hem ahlaksızlığın çukurlarında dolaşır. Bacanağı olan Yakup Kadri’nin Said Nursi için yazdığı “ortaçağın kara kuvvet cephesi” söylemlerine inanmadığı medrese kavramlarıyla karşı çıkmak, Marksist Burhan Asaf Belge için sanki kutsal bir görev görünüyordu.137

ÇETİN ALTAN

1960 ihtilali sonrası yapılan Anayasa siyasal özgürlük alanını epeyce genişletmişti. Sosyalist sendikacılar da bir parti kurmuş (TİP) başına lider arıyordu. Mehmet Ali Aybar bulunmaz bir liderdi. Milli Bakiye Sisteminden yararlanarak Meclise girdiler (1965). M. A. Aybar Cumhuriyet devrimlerini ve “İttihat-Terakki takipçisi tek parti dönemini, ceberrut devlet yapılanması” gören biriydi.138

Sosyalizm marjinal görüşlerin yükselen değeri olmuştu. Cesur bir gazeteci de Sosyalizmi savunuyordu. M.A. Aybar’ın Boğazdaki tekne gezilerinde kadeh kaldıran, Morrison Süleyman (Demirel) uğruna parlamento dayakları yiyen bu gazeteci Çetin Altan’dır.139 12 Eylül sonrasında herkes gibi nadasa alınan bu eski tüfek yıllardır sağ siyaseti “Takunyalı, gerici, yobaz” diye aşağılamıştı. Turgut Özal Çankaya Köşküne çıkınca liboşluğa soyunacak, O’nun davetiyle egosu okşanınca kıvrak bir dönüşle yelkenlerini suya indirecektir. Artık ekranlarda laf ebeliği yapabilir; kendine “Moskof uşağı-Kızıl komünist” diye belden aşağı sözler savuran cenahla sarmaş dolaş oldu (Tekin Erer’in Son Havadis yazıları). Onlar Uyanırken kitabıyla uyandırdıkları, onun için zibidiler olabilir, ilke ve ülkülerini inkar edebilirdi. Rusya’da Gorbaçov iflas ettiğine göre, sosyalizm safsatasını bırakıp küresel liberalizme sarılabilir, şeytanın bile göremediği metafizik ötelerde suya sabuna dokunmadan laf kıtlığında asma budayabilirdi.

TRAVMA MI İDEOLOJİK KIVRILMA MI AHLAK SORUNU MU?

Sorulabilir: Çetin Altan’ın nefret ile hayranlık arasına sıkışan kişiliği bir travma mı, ideolojik kıvrılma mı, ahlak sorunu mu, bu toprakların bir özelliği mi? Yoksa paşa dedesinin konağındaki ecdat asaleti mi depreşti? Bu ülkenin geleceğinde demokrasi hayalinin gerçekleşmeyeceğini anlamış, aynı karamsarlık “kuzudan korkan oğullarına” geçmişti. İkinci Cumhuriyet patentini eline alan oğulları da, Kemalist-faşistlerin vesayetini kırmak için, hurma kültürüyle bavullarla mahkemeye kumpas belgesi taşıdılar.140

ÖZDEMİR İNCE NE DİYOR?

Sol kültürün şiir-edebiyat ve zihin topoğrafyasını tanıyan Şair Özdemir İnce, aydın dönekliğini okuyanlardan biridir:

“… Bunlara değişik zamanlarda değişik adlar taktım: Ana rahmine haklı düşenler, Yeni Osmanlılar, yeni mürteciler, müflis entellektüeller. Ortak özellikleri, başarısız ve dönek olmalarıdır. Bazıları tabela profesörüdür. Gazeteci olanlar bir zamanlar devrimci idiler. Kendilerini Marx, Engels, Lenin gibi sanıyorlardı, devrim yapıp ülke yönetecek, iktidara gelip parayla oynayacak, güzel kadınlarla yatacaklardı. Kof egolarından başka sermayeleri yoktu. Yenildiler, dayak yemiş köpekler gibi kuyruklarını kıstırıp, galiplerin hizmetine girdiler. Önceki asıl işlerinde başarısızlığa, bozguna uğradılar. Gazete ve TV patronlarına, iktidar sahiplerine hizmet sundular. Aynı yerde otladıkları için ota para vermezler, birbirlerini keseleyip tellağa para vermezler. Şimdilerde post-modernizme sığınıp yenilgilerini fatura edecek adresleri buldular.1923-1950 Cumhuriyeti, Kemalizm, cumhuriyet devrimleri, ulusal devlet… Kendileri gibi “vesikalı” olmayan cumhuriyetçilere, cumhuriyet devrimlerine, İdris Küçükömer gibi solu sağda, sağı solda arayanlara “dinazor” demeye başladılar…”141

Fikir olgunluğu ve yanlıştan arınma duygusu ile dalkavukluğa yamanma güdüsünü ayırıyoruz. Julıen Benda’nın (1867–1956) Fransız aydınları için getirdiği eleştiri bizim için daha geçerli:

“ …Gerçek aydın, çıkar peşinde koşan, ikbal ve mevki gayretinde olan kişi değildir. Siyasi iktidarın yakını olmak için el etek öpmezler. Zengin sofralarında yemlenmek için şaklabanlık yaparak kralın soytarısı rolüne soyunmazlar. Entellektüel, kazığa bağlanıp yakılma, sürgüne gönderilme ve çarmıha gerilme riskini göze alan kişidir. Bu yüzden sayıları çok olmaz; gelişleri de belli bir rutine bağlı değildir zaten…”142

ARİF ORUÇ

Sosyalist solun cumhuriyet modernizmi ve Kemalist entelijansiya ile kan uyuşmazlığı nerden kaynaklanır? Bu kültürün döneklik ve eleştiri hafızası da tarihseldir. Kuvayı Milliye başlarında Hakkı Behiç (Bayiç)143 ve Arif Oruç’un etno-kültürel sofizmine kadar indirilebilir. Eskişehir’de Yeşil Ordu Cemiyeti kurulmuş, Yeşil Komünizm modası etrafı sardığı günlerde, Bursalı Şeyh Servet Efendi Anadolu’da Yeşil Komünizm vaazları veriyordu. Arif Oruç da komünist eğilimli Seyyare-i Yeni Dünya (1921) ile Batı cephesindeki düzenli orduya karşı, Ethem’in Kuvayı Seyyare’sini destekliyordu. Yunanlılar nizami ordu ile değil gerillacılıkla yenilebilirdi. Hüseyin Avni de Mustafa Kemal’i komünizme kaymakla suçluyor; sanki bu ikisi “Mustafa Kemal’in kurmay kafasını küçük zabit kafasına” ezdirmek istiyorlardı.144

Arif Oruç’un Yeni Dünya gazetesi Mustafa Kemal’in emriyle Rauf Bey tarafından kapatıldı. Bolşevik solun Mustafa Kemal ezikliği o günlere kadar uzanır; rejim/sistem öngörüleri de hiçbir zaman millici/ulusal çizgide olmamıştır.

Gazeteci Arif Oruç bununla kalmadı, Ethem Yunanlılara sığınıp “Yorgi Ethem” olduktan sonra da beraberdiler. Arif Oruç, sonradan kurduğu Türkiye Kurtuluş Partisi programında hanedanı savunmuş; “Devlet reisliği için doğrudan ve kaydı hayat şartıyla hanedandan birinin getirilmesini” istemiştir (m.5).145 Arif Oruç, bu merakını gidermek için, “Ay Han” takma adıyla, iki ciltlik “Sultan Aziz Nasıl Hal’ edildi, Nasıl İntihar Etti?” isimli bir de kitap yazmıştır (1927).

Şehzade Ömer Faruk Efendi ve Abdülmecid ile dostluğu köklüydü. Hem solcu hem saltanat ve hilafet özlemcisiydi. Cumhuriyete karşı muhalefeti “Yarın” dergisiyle devam etti, 1930 yılında Serbest Fırka bahanesiyle Kubilay’ı şehit eden Derviş Mehmet safında yer aldı…146

RIZA TEVFİK, ALİ KEMAL VE AHMED İZZET PAŞA…Tanzimat sonrası aydınımızın modernleşme macerası da rutine bağlı kalmamış; döneklik ve kapılanma öyküsü Abdülhamid döneminde başlamıştır. Namık Kemal’in romantik söylemi ve Ali Suavi’nin Türkçülüğü bir yana bırakılırsa, en acısı Midhat Paşa bendesi Ahmet Midhat Efendi ile (Bağdat valiliğinde katibi) Dağıstan kökenli Mizancı Murat kapılanmasıdır.147

Osmanlının etno-kültürel kozmopolitizmi, devşirme ruhu ile aynı paraleldeki medrese öğretisi bu travmanın birinci sebebidir. Osmanlı devlet olmuş toplum olamamış, cemaat olmuş cemiyet olamamıştır. Recaizade Mahmut Ekrem’in ‘araba sevdası’ diye özetlediği moderleşme simgesine Tanpınar talihsiz Osmanlı fatalitesi (kötü kader) diye yaklaşmıştır. Bunun en somut örnekleri mütareke döneminde görülecektir: Rıza Tevfik, Ali Kemal ve Ahmed İzzet Paşa… Medrese öğretisi ve devşirme ruhu, devletin kurucu unsuru olmasına rağmen en fazla Osmanlı öz kimliğini, yani Türklük bilincini ezmiştir. Cumhuriyetle ortaya çıkan ulusal bilinç bu bastırmanın ürünüdür. Bu aydın travmasının birinci nedeni Max Weber ve Hegel’in analizlerindeki “özcülük” psikolojisidir: Herkes rasyonel olamaz ama herkesin duygusal bir kalbi ve psikolojik bir bilinçaltı var…

Hafızalardaki bu entellektüel perspektifi, gelişmemiş Batı dışı günümüz kültürlerine ve özellikle İslam ülkelerindeki post-modern mutasyonlara uygulayabiliriz. İranlı Daryush Sahayegan, kendi ül- kesindeki İslamileşme olgusuna modernite penceresinden bakarken, gördüğü zihinsel fenomenlerin “zıvanadan çıkma” hali bizdeki Siyasal İslamcılar için de geçerli:

“… Bütünüyle yeni bir olgu olan günümüzdeki İslamileşme, bir bakıma bir kültürel kimlik felsefesinin zıvanadan çıktığında varabileceği en uç sınırdır; modernliğin ve ona eşlik eden yıkıcı fikirlerin tersini savunarak toplumsal muhayyilede saklı duran bütün çarpıklıklar güncellenmek istenir… Abuk sabukluğa yakın bir “gerçeküstü” dünya yaratan İslamileşme’nin yaygaracı yüzeyselliği buradan gelir. Kapalı bir sistemi ve Ortaçağ değerleri olan bir dindarlar dünyası günümüzde ancak, kitaplarda, beyin hücrelerinde ve kutsal şehirlerde vardır…Mehdicilik nerdeyse seküler bir tarihsel determinizm haline gelmiştir…”148

SİYASAL İSLAMCILAR

Günümüz Postmodern ikliminde dolaşırken, Marksist – liberal solun İslamcı “entegrizme” verdiği desteğe geliriz. Saltanat dinciliği dediğimiz Siyasal İslam, kendi biçimsel demokrasi ve özgürlük masalına ilk desteği neoliberal (sol-sağ) liboşlardan almıştır. Faşist – Kemalist-laik entelijansiya için duydukları kronik nefret onları İslamcılara yaklaştırmıştır. Bu takımı demokrasi dersi verilerek ehlileştirilebilir bir kitle sandılar. Milliyetçi/ Ülkücülerle zamanında kanlı bıçaklı olmuşlar, Tarikat Kamplarında yetişen “yeşil irtica” ile ölümcül kavga yaşamamışlardı. Geçirdikleri varoluşsal kriz nedeniyle bağajlarına yeni felsefi görüş ekleyemediklerine göre “ideolojilerinin sıfırlanma hırsını” Atatürkçü laiklerden çıkarabilirlerdi.

İslamcılar bizi Avrupa Birliğine sokacak, özgürlükleri geliştirecek, Ortadoğu’da yıldızımız parlayacaktı… Bunlar öyle yobaz cinsine benzemiyor, hukuka saygılı, demokrat, özgürlükçü ve “ılımlı İslamcılar”dı. Erken cumhuriyet despotluğundan intikam almak İslamcıların değil solun da özlemiydi. Hurma kültürü onları besmelesiz liboş sayar, onlar da bu görgüsüzleri takunyalı, gerici, yobaz diye aşağılardı. Buna rağmen demokrasi icabı aynı masaya oturabilirlerdi. Medine Vesikasını özgürlük manifestosu sayabilir; Abant Toplantılarına hoşgörü tebliğleri sunabilir; sadece tarikat ve cemaatları değil, ortaçağın takma kafalarını da sivil toplum örgütü sayabilir, “yetmez ama evet” faslından destek çıkabilirlerdi. Atatürkçü/Laik faşistlere göre bunlar daha insaflı sayılırdı. Gerekçeleri hazırdı:

“… Yıllardır inançları hor gördünüz, onların başörtüsüyle uğraştınız, onlara tepeden bakıp küçümsediniz… Bakınız ekonomi ne güzel düzeltiliyor, Avrupa Birliğine giriyoruz. Kemalizmin faşist-jakoben laikliğinden kurtuluyoruz, Cumhuriyet hamaseti artık bitiyor, çoğulcu ve özgür toplum oluyoruz, askeri vesayet yerine demokrasi geliyor. İslamcı hassasiyete artık saygı göstermeliyiz..”

Yukardaki söylemler sosyalist-liberal solun İslamcı entegrizme entellektüel kefaleti olup, aynı zamanda medrese öğretisini bilmedikleri anlamına da gelir. Sol kültür kır gerillasıyla halka yaklaşır İslamcılar tekke-tarikat kamplarında bütünleşirdi. Bu sol kefalet yanılgısının arkasında, halka yaklaşarak kendilerini kabul ettirme istekleri olabilirdi. İslamcı takımın referansları ne kadar çağ dışı olursa olsun, masanın altına süpürülebilir; İslamcılar da bu enteller sayesinde küfür diyarına kafa tutabilir, ceberrut laisizmden intikam alabilirlerdi.149

İslamcılar nasıl Kuran’ı hıfzetmişse onlar da Das Komünistis- Che Manifest’i ezberlemiştir. En bilgeleri sayılan Murat Belge bile, ömrünü verdiği sosyalizmin “tamamen safsatadan ibaret olduğunu” ancak altmış yaşlarında idrak edebilmiştir. Militarist Modernleşme kitabında alanı olmadığı Osmanlı tarihi üzerine ürettiği fahiş hatalardan habersiz olarak filozof mertebesine yükselebilmiştir.150

Habermas’ın psikolojik analizleri ve “özcülük” karakteri doğruysa, Marksist solun hücrelerine işlemiş Atatürk nefreti, hem kronik hem tarihseldir. Çünkü kurucu kadronun ideolojik radikalizmi hep milliyetçi karakterde olmuş, Sovyetçi – sosyalizmin sınıfsal devrimine bilinçli olarak uzak durmuştur. Kurucu kadronun Bolşevik kültürüne en yakın noktası sadece halkçılık ilkesini benimsemiş olmasıdır.151

NURAY MERT

Solcu liberallerle İslamcı AKP iktidarı arasındaki onüç yıllık bu işbirliği ve kefalet döneminin, en kullanışlı öznesi Boğaziçili Nuray Mert olmuştur.152 Erken yaşlarında solculuğa gönül vermiş, akademisyenliğinin piliç zamanlarında Hurma kültüründe köşe bucak gezdirilmiştir. Solculuk vicdanının yüz akı olduğu için, İslam dünyasının ilk laik cumhuriyetinde, ilk defa gerçekleşen türban karşı devrimini gönülden alkışlamıştır. Şirin ve pastoral yüzünde saç telleri görünür, özgürlükleri elinden alınmış mazlumlara gösterilen zulüm ve baskıya direnebilir, karşı devrimin Volter’i kesilebilirdi:

“ Bu ülkenin dindarlarına zulmedildi, hakir görüldü, dindar başörtülü kızlarımız artık başı dik geziyor. İşte bu demokrasinin zaferidir…”

Nuray Mert, bir bilinç tutulmasının tipik örneğidir. Sadece mümin kızların başörtüsünü değil, karşı-devrimin tüm özgürlüklerini de sol vicdanının gereği olarak savunmuştur: Harf devrimi ve Hilafetin kaldırılması zorla dayatılmıştı… Arap harflerine dönülebilir, hukuk Şeriat normlarına uydurulabilir; sanatın içine tükürülebilirdi.. Özgürlük skalası oldukça genişti: Okuyup üfleme özgürlüğü, türbedarlık özgürlüğü, kırmızı Fes kenarında beyaz püskül özgürlüğü, “kadınların koca bulması için baldır ve göğüslerine ayet yazdırma” özgürlüğü, Kelam-ı Kadim’den fala bakma, cifir hesapları üzerinden Lozan ve Cumhuriyeti anlama özgürlüğü… Modern Clozetlerde rahat taharetlenmek için cebinde çakıl taşı bulundurma özgürlüğü (Fetvacıbaşına ait)… Cinlerin erkekleriyle mukatele etme, dişileriyle evlenebilme özgürlüğü… Zaruret halinde yumuşak beze dokunur gibi tokalaşma özgürlüğü… Altı kaval üstü şişhane özgürlüğü, göz ve ses zinasından kaçınma özgürlüğü… Hakim kürsüsünde çarşafla adalet dağıtma, vapur ve tramvaylarda ayrı oturma, okullarda ayrı merdiven kullanma özgürlüğü… Hırsızlık ve yolsuzluğun cezasını ahirete bırakıp dünyada serbestçe “günah işleme özgürlüğü…” Kursaklarda kalan ukde: “Ayasofya’yı ibadete açma, Taksim’e Cami yaptırma” özgürlüğü.153

‘KULLANILIŞLI APTALLIK’

Biraz zihinsel çarpıklık biraz kültürel şizofreninin zıvanadan çıkma halini gösteren yukardaki özgürlük masalları, paradigmaların altüst oluşu demektir. Nuray Mert gibilerin sol vicdanı, küllenmiş selefiliğin ardındaki “kirli hesapların, kirli oyunların, nafile ve hastalıklı tahayyülerin” demokrasi ile uyuşmadığını zamanla anladı. Ancak “maskeli balo ve sahte demokrasi” oyunu bitmiş; “şamar oğlanı” gibi köşeye atılmışlardı. Çevresindeki liboşlardan farkı: “Kullanışlı aptallık” sendromundan çıkınca, diğer yoldaşlar gibi sessiz kalmayıp, kaleme sarılmasıdır. Aldanma ve aldatılma hikayesini, “kandırıldık ama iyi kandık” yazısıyla itiraf etti.154 Meğerse haysiyetli itirazlar olarak gör- düğü mağduriyetler (başörtüsü/türban) ve muhafazakar demokrasi denilen şey, bir ideoloji falan değil, mezhepçi/ İslamcı kafaların pespaye bir intikam duygusu imiş! (Bravo). İslam adına, Osmanlı medeniyeti adına ortaya dökülen bu zihniyetin, kültürleri de şahsiyetleri de, tarih bilgileri de bunları tartışmaya bile yetmezmiş!.

Bu tayfanın kültür ve medeniyet dediği şey yozlaşmış kasaba zevkinden ileri geçmeyen kabalıklardan ibaretmiş! (Günaydın!).155

Sağ ve soldaki Cumhuriyet takıntılı tüm aydınlar mevzilerine çekildiler, atı alan Üsküdar’ı geçince de “kullanışlı aptallık” sendromu ötesinde Julien Benda’nın “ihanet defterine” girdiler.156

Bu işbirliği bize Meşrutiyet yıllarının matbuat goygoycusu Mevlanzade Rıfat’ın kullandığı “tekke ve takke müslümanı, ortaçağın takma kafaları” deyimlerini anımsatmış oldu. Gençliğini “Hak yol İslam/Tek yol İslam” tezgahında geçiren İslamcı bir çömez de, yirmi yıldır içinde dolaştığı mahallenin zihin arkasını “Şatafatlı Mağlubiyet” adıyla kitaplaştırdı. “İslamcı hareketin İslamı değersizliştiren, insanların yoksulluğunu istismar eden ve onlara zorla din dayatan bir mekanizma” olduğunu şimdilerde anlamış… “Günümüz İslamcılığının dine dayalı ahlak omurgasının çöktüğünü, ahlak ve adalet öğretisinin iflas ettiğini, yolsuzlukları içine sindiren, sınav sorusu çalan, adam kayıran, yargıda komplo kuran, adaletten nasipsiz kaba zihniyetin iflasını” ilan ediyor. Şu paragraf da onun: “… Artık ahlakın kaynağının din olmadığı ortaya çıktı. İslamın ahlak olma veya mensuplarına ahlak kazandırma iddiası bütünüyle çöktü. Üstelik bu İslamcıların kendi eliyle çökertildi, Kemalistlerin, sosyalistlerin, kapitalistlerin eliyle değil…”157

Okuma ve algılaması kıt, kendi tarihinden habersiz bu gazeteci taslağı, İslamcı öğretinin ahlak ve adalet anlayışı sanki eskilerde daha ileriymiş de şimdi yozlaşmış gibi pişmanlık sergiliyor. İslamcı retoriğe dayalı bu görgüsüz anlayışın görüşleri, itiraf değil malumun ilanıdır.158

Literatür karıştırmadığı için kendi tarihinden habersiz. Bütün bunlar uygarlığa yenilmiş kültürün mayasındaki sahte gerçekliğin felsefi özüdür. Eski mahallesinin kültürü, cemaatten cemiyete/toplumsallığa geçemediği, ahlakı yalnızca dinde görüp laik/milli ahlaka erişemediği için kamusal ahlak da gelişmemiştir. Batı toplumları dört asırlık kilise-felsefe çatışmasından Aydınlanmaya evrilirken, İslam ülkelerinin selefi akımları kendilerini hurafenin özgürlüğüne adamıştır. İbni Teymiyye boşuna söylememiş: “Bir indirilmiş din bir de uydurulmuş din vardır.”159

131 Entellektüel kavramı siyasal literatüre 19. yüzyılın sonlarında Emil Zola’nın Dreyfüs davası için yazdığı bir makaleyle girmiştir. Yahudi kökeni dolayısıyla casuslukla suçlanıp mahkum olmasına isyan eden Emil Zola’nın makalesi üzerine Dreyfüs yeniden yargılanıp beraat etmiştir. Fransız aydınlarının bunu destekle- yen bildirisine “Entellektüeller” bildirisi denilmiştir. Bu kavramın yaygınlaşma- sına Julien Benda’nın katkısı olmuştur.

132 Yakup Kadri’nin eşi Leman Karaosmanoğlu Burhan Belge’nin kardeşidir. Bkz. Bahar Gökpınar, Ayşe Leman Karaosmanıoğlu, İletişim 2015. 133 Bkz.

133 Burhan Asaf, Hakimiyet-i Milliye, 24 Kanunu sani 1929.

134 Bkz. Burhan Asaf, Hakimiyet-i Milliye, 7 İkinciteşrin (Kasım) 1934.

135 Atatürk’ü tarihin gelmiş geçmiş en büyük adamı sayan yazısı için Bkz. Burhan Belge, Ulus gazetesi, 11 Son Teşrin, 1938/Ayın Tarihi, No. 60 Mükerrer sayı, Ankara 1938

136 Niyazi Berkes, Unutulan Yıllar, s. 87 İletişim Yayınları 2005. Niyazi Berkes’in yazdığına göre, meğerse CHP kodamanları Burhan Belge gibi değerli bir yazarın istediği Hindistan Büyükelçiliğini ona çok görmüşler… O da intikamını bu kıvrak döneklik hamlesiyle alasıymış…

137 Burhan Belge üzerine bir doktora yayınlandı. Marksizmin ideoloji değil safsa- ta olduğunu ancak 60’lı yaşlarında anlayan oğul Murat Belge, kitaba yazdığı önsözde, kendisinin namuslu babasının dönek kategorisine girdiğini zoraki de olsa kabullenir! Kendi üzerine doktora yapılsa daha çok malzeme bulunacağı kesin. Kendini parlatan yazılar üretilmeye başladı: “… Farklı alan ve konularda önemli çalışmalar ve açılımlar yapan bir eleştirel düşünür ve aydın kimliğiyle, demokratik Türkiye özleminin yapılanması onun katkısı olmadan düşünülemez.” Fuat Keyman, Aydın olmak, eleştiri ahlakı, sorumluluk etiği, Radikal İKİ, 31 Temmuz 2005 Pazar. Burhan Belge hakkında şu tezden yararlanıldı. Bkz. Aytaç Yıldız, Bir Dönem Bir Aydın: Burhan Belge, İletişim Yayınları 2011

138 Akademik kariyerden gelen M.A.Aybar sosyalist fikirli bir aydındı. Anne tarafın- dan kökeni Müşir Mehmet Ali Paşa’ya uzanır, Osmanlı asaleti taşırdı. İzmir’de çıkardığı “Zincirli Hürriyet” gazetesi, eski Dahiliye Nazırı Mehmet Ali Bey’in (150’lik) Paris’te çıkardığı “Zincirli Cumhuriyet” gazetesinin devamı, biraz da soy sopa dayalı mağduriyetlerin cumhuriyet rejimine dayalı intikamıdır.

139 Çetin Altan 1965 yılında TİP milletvekili olarak Meclise girince, “Nazım’dan şiirler okumaya, sosyalizm” demeye başladı. “Komünistlerin nefesini dinliyorum” diyen İçişleri Bakanı Faruk Sükan vardı. AP’nin taşra molozları tarafından linç edilmekten zor kurtuldu. Bu komüniste ilk yumruğu vuran benim Hocam Kayseri milletvekili Mehmet Ateşoğlu idi. Marifetini övünerek anlatmıştı. Zaman geçti. Nazım’ın “uzak Asya’dan gelen ve bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim” şiirini Türkeş de okuyacaktı. Türk toplumunun görgüsüzlük ve kültürel şizofrenisi biteceği yerde çoğalmış vaziyette.

140 Bu satırlar yazılırken Çetin Altan 88 yaşında vefat etti. 22 Ekim 2015. Son günlerdeki suskun entellektüalizmini düşündüm. Rafımda epeyce kitabını buldum. Güçlü zekası ve usta kalemiyle edebiyat ve dil ustasıydı. Büyük Gözaltı ve Bir Avuç Gökyüzü romanları politik bilinçaltını sergileyen gözlemleriydi. Son yıllarındaki dinginliğine bilgelik ve filozofluk payesi verilir miydi? “Viski” romanı için, “Beş yıldızlı otellerde viski içen Allahsız sosyalist!” diye belden aşağı MİT raporlarıyla saldıran hurma kültürüne sessiz kalmıştı? Son röportajında, “ülke- me demokrasinin geldiğini göremeden ayrılıyorum” diyordu. Işığı bol olsun… Bkz. Rahmi Yıldırım, Devşirmeler ve Dönekler, Karınca Yayınları 2010

141 Bkz. Özdemir İnce, Mide bulandıran Şeyler, Aydınlık gazetesi, 25 Eylül 2012.

142 Jülien Benda ve Edward Said’in görüşlerini aktaran makale için Bkz: Nur Vergin, Entellektüeller III, Doğu–Batı Dergisi 2009; Ayrıca Bkz. Julien Benda, Aydın İhaneti, Doğu–Batı Yayınları 2011

143 Hakkı Behiç için Bkz. Ayşegül Baykan, Geçmişi Unutturan Adam: Hakkı Behiç, Doğan Kitap 2015/O günlerin yeşile boyanmış mistik bir İslam sosyalizmi ve ideolojik sükutun cinneti tüm canlılığıyla Hakkı Behiç’te sergilenir. Rauf Bey’e mektubu için bkz. O.S.Kocahanoğlu, Atatürk-Rauf Orbay Kavgası, s. 279.

144 Bkz.Niyazi Berkes, Batıcık Ulusculuk ve Devrimler, s.113, Kaynak Yayınları, İstanbul 2002(2.Baskı).

145 Arif Oruç(1893- 9 Ekim 1950) Yeni Dünya gazetesini Eskişehir’de çıkarırken Çerkez Ethemi destekliyor diye kapatılmıştı. Son sayıda Nizamettin Nazif, “14. asırdan kalma gericiliği savunan Sebülürreşad’a Kastamonu’da dokunulmuyor, ama bizi susturuyorlar” diye serzenişti bulunur. Arif Oruç Ankara’ya gelerek gazeteyi Resmi Türkiye Komünist Fırkasının organı yaptı. Rauf Bey başvekil iken gene kapatıldı. Bkz. Mete Tunçay, Arif Oruç’un Yarını, İletişim 1991; Türkiye’de Sol Akımlar, BDS Yayınları, Berdan Matbaası 200. Fethi Tevetoğlu, Türkiye’de Sosyalist ve Komünist Faaliyetler, Ankara 1967. Zeki Saruhan, Kurtuluş Savaşı Günlüğü, C. I-4, TTK 1966;

146 Bkz.Yavuz Selim Karakışla, Eski Zamanlar Eski İnsanlar, s. 21, Doğan Kitap 2015.

147 Bkz. S.K.İrtem, Abdülhamid Devrinde Hafiyelik ve Sansür, Temel Yayınları 1999.

148 Bkz.Daryush Shayegan, Yaralı Bilinç, s. 107-108, Metis 2014.

149 Günümüz paradigmaları ışığında Kemalizm’i yorumlayan, bir akademik değerlendirme için Bkz. İlker Aytürk, Post-Kemalizm: Yeni bir paradigmayı beklerken, Birikim Dergisi, Sayı: 319, Kasım 2015

150 Bkz.Murat Belge, Militarist Modernleşme, İletişim 2011

151 Bkz.M. E. Bozkurt, Toplu Eserleri, C.I, (Şaduman Halıcı), Kaynak Yayınları 2014.

152 Saltanat dinciliğinin savunma hattını oluşturan ama on yıl sonra çöken donanımlı liberallerden bazıları: Hasan Cemal, Cengiz Çandar (MDD), Ali Bayramoğlu, Atilla Yayla (sanki liberal), Mümtazer Türköne (militan İslamcı), H.B. Kahraman (sağlam entel), Eser Karakaş, Altan kardeşler (babadan numaralı cumhuriyetçi), Fehmi Koru (suyun ötesi cemaatçi), Murat Belge, Halil Berktay, Alev Alatlı, Fuat Keyman, Soli Özel, Murat Belge, Ahmet İnsel. v.s. Nuray Mert bunların içinde en ehven en donanımlı en gafil olanı.

153 Bkz.Nuray Mert, İslam ve Demokrasi, İz Yayıncılık 1998. Yazarın “Bir Kurt Masalına” benzettiği demokrasi aldatmacası içinde, “başörtüsü takma hakkı” dahil yukardaki tüm özgürlükleri İslamcılık ve literatüründeki küfür mesajları adına savunabilir, jakoben laiklik karşısında reddiye savurabiliriz.

154 Bkz.Nuray Mert, Cumhuriyet gazetesi 6, 10, 13 Temmuz ve 11 Eylül 2015 tarihli yazılar. Hanımefendi’nin kandırılması nasıl sağlam temelli değilse, savunduğu özgürlüğün temeli de saflığını gidermeyecek kadar yanlıştır.

155 Bkz.Nuray Mert, (İktidarın en büyük düşmanı), Cumhuriyet gazetesi 8 Ocak 2016.

156 Tarihsel perspektifi zayıf noktalardan Kemalizmi yorumlayan ve bu işbirliğine pişmanlığını sergileyen başka bir akademisyen şöyle yazar: “…Muhafazakar kitlelerin ve onların siyasal temsilcilerinin Türkiye’yi demokratikleştirecekleri tezini artık savunmak çok güçtür…Var olan pek çok özgürlük talebinden niçin sadece birini seçti ve sadece başörtüsüne kamu alanında özgürlük tanıdılar…” Bu sosyalist yazar İslamcı teoriden ve literatürün zihin arkasından o kadar uzak ki, İslamcıların en önemli ve öncelikli özgürlük kategorisinin “başörtüsü” olduğunu anlamaktan acizdir. Demokrasiden de onun kavram bütünlüğünden de habersiz olan İslamcıların özgürlükten anladığı ancak ve ancak kendi dinsel ve mezhepsel görüşlerine itaat ve biat etmektir. Gelişmemiş kültürlerin hayatiyeti- ni korumak için sahte görüntü ve fetişizmden başka önceliği olamaz. Bkz. İlker Aytürk, Post-Kemalizm: Yeni bir paradigmayı beklerken, Birikim Dergisi, Sayı: 319, Kasım 2015.

157 Bkz.Levent Gültekin, Şatafatlı Mağlubiyet/İslamcıların İktidarla İmtihanı, Doğan Kitap 2015/ Bkz. Cumhuriyet gazetesi röportaj, 26 Eylül 2015.

158 Solcu liberaller Cemaatin Abant toplantılarına akıl-vahiy tebliğleri sunarken, İslamcılığın istismar ve çıkar bataklığı için kurulmuş tuzak olduğunu ve ahlaken iflasını en erken İsmet Özel kavradı (2003). 30 yılını bu camiada geçirdikten sonra, kaba ve hoyrat “cer hocalarını” ıslah edilemez zavallılar diye aşağıladığı halde, cevap veren çıkmadı. Ona göre, Medrese İslamcılığında her gavurluğun alıcısı var sadece “Türklüğün” alıcısı yoktu. Çünkü onlar İbni Haldun’un kabile bilincini temsil ederlerdi. İsmet Özel’in zihin kurcalayıcı gerilim yaratma hünerl, vurgusu güçlü kapalı sözcükleri ve şiirsel diline medrese öğretisinin algılama fakirliği yetişemedi… Bkz. O.S.Kocahanoğlu, İsmet Özel Hiç Olmadı, Yeni Hayat dergisi, Yıl:2003, sayı:107-108, s. 14- 21, ayrıca bkz. İsmet Özel Milli Gazete, 4.8.2003

159 Bkz.İhsan Eliaçık ile yapılan söyleşi, Birikim dergisi, sayı: 314-315, 2015.

Kaynak: Osman Selim KOCAHANOĞLU – www.veryansintv.com

Sol Kültürün Döneklik Hikâyesi
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Metin alpagul     0000-00-00 Sen kendi yavsak kulturune bak
GALERİLER
Web Tasarım
iş güvenliği malzemeleri