Türkiye
Giriş Tarihi : 03-05-2015 22:30   Güncelleme : 03-05-2015 22:30

Ali Ekmel: Klâsik Türk Resmi

Türkler’de resim sanatı çok eskilere gitmez

Ali Ekmel: Klâsik Türk Resmi
Türkler’de resim sanatı çok eskilere gitmez. İslâm öncesi dönemden kalma Türk resmi örnekleri yoktur. Mutlaka eski dönemlerde de bazı Türkler bu sanatla ilgilenmiş olacaklar; fakat bilinen örnekleri yoktur. Bilinen ilk Türk resim örnekleri Anadolu Selçukluları döneminden kalmadır. Topkapı Sarayı’nda bulunan, 13. yy’dan kalma Varka ile Gülşah adlı aşk hikayesinin sayfaları arasında 71 adet tasvir (minyatür) görülür. Bunlar, Azerbaycanlı Abdülmümin tarafından çizilmiş olup, İran etkisi taşıyan eserlerdir. Bunlarda kuvvetli renk vurguları ve yalın bir düzen göze çarpar. Konya’da bulunan Alaeddin Köşkü, Beyşehir’de Kubadâbâd Sarayı gibi yapılarda ise çini süslemeleri olarak başarılı resim örneklerine rastlanır. Bunlarda, yine İran resmi etkisiyle mekân hususiyeti ihmal edilmiştir. Fakat sert ve gerçekçi figür özellikleri göze çarpar. Tasvirler arasında bitkiler, hayvanlar ve insanlar bulunur. Bunların kimin tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Selçuklular döneminde Konya, nakkaşların (ressamların) da başkentidir. Bunlar arasında Mevlânâ ile yakın teması olan Aynüddevle, Şehabeddin Guyende, Kaluyan, Kelhuk bin Abdullah, Mehmed bin Abdullah, Yusuf bin İsa, Yusuf bin Hamza gibi bir çok tanınmış sanatçılar vardır. Mevlana Hazretleri’nin resim sanatına olan derin alâkası, Konya’yı ressamlar için bir dergâh hâline getirmiştir. Gerçi bu nakkaşların çalışmalarının pek çoğu günümüze ulaşmamıştır. Paris Bibliothéqe’de bulunan Nasireddin Sivasî’ye ait, 1271 tarihinde Aksaray’da kaleme alınmış olan yazma eser, yine ilginç resimlerle süslüdür. Kimliği bilinemeyen bir ressam tarafından yapılan bu resimlerde, bir taraftan Hind, bir taraftan Bizans etkileri izlenir. Beylikler döneminden kalma bir tasvir sözkonusu değildir. Bununla birlikte, II. Murad devrinden itibaren Osmanlılar’da resim sanatı gelişmeye başlamıştır. Bu devirde Bursa’da Hüsamzade Sunullah’ın yetiştiği, son derece başarılı tasvir çalışmaları yaptığı, şair Latifî’nin onun hakkında yazdığı kasideden anlaşılmaktadır. Fatih Sultan Mehmed, resim sanatı hakkında Mevlânâ’dan sonraki ikinci büyük atılımı yaptı. Batıda rönesansın yaşandığını farkeden ve Batı resmi karşısında geriliği gören Fatih, İtalyan ressamları Bellini ve Ferrara’yı davet ederek portrelerini yaptırır. Onların etkisiyle Sinan Bey’in yaptığı “Gül Koklayan Fatih” tablosu ün kazanmıştır. Ancak Fatih dönemindeki Batılı ressamlara olan ilginin Bayezid döneminde devam etmediği görülmektedir. Muhtemelen Fatih döneminden kalma bazı eserlerin de tahrib edildiği düşünülmektedir. Bununla birlikte Bayezid döneminde Doğulu tarzda resimde bazı Osmanlı nakkaşları orijinal bir üslub geliştirmeğe başlamışlardır. Uppsala Üniversitesi Kitablığı’nda bulunan Hüsrev ü Şirin resimlemesi ve Dublin Chester Beatty Kitablığı’nda bulunan Süleymanname resimlemesi, sanatkârları bilinmemekle beraber, buna örnek gösterilebilir. Topkapı Sarayı’nda bulunan ve Mehmed Siyahkalem imzasını taşıyan; büyücüler, devler, dervişler, cinler, şeytanlara ilişkin tasvirlerin ise uzun zaman sırrı keşfedilememiş, sonradan Çaldıran Savaşı ganimetlerinden oldukları, Herat resim üslubunu taşıdıkları ve İranlı nakkaşlar tarafından yapılmış olacakları görüşü ağırlık kazanmıştır. Çaldıran Savaşı, klasik Türk resmi bakımından da bir dönüm noktası sayılmaktadır. Bu savaşta edinilen ganimetler arasında çok sayıda minyatürün bulunması, Türk ressamları üzerinde Doğu resminin belirleyici olmasına yol açmıştır. Matrakçı Nasuh’un 1537’de meydana getirdiği 132 parça tasvirden oluşan Derbeyan-ı Menazil-i Sefer-i Irakeyn resimlemesi, bu etkinin ilk büyük eseridir. İstanbul Üniversitesi Kitablığı’nda bulunan sözkonusu resimler, bir şaheser olarak kabul edilmektedir. Matrakçı Nasuh’un eserleri, seferlere ve hâdiselere ilişkin birer belge niteliği de taşımakta, âdeta o günün dünyasını fotoğraflarcasına resimli krokilerini sunmaktadır. Onun Tarih-i Sultan Bayezid ve Süleymanname adlı eserlerdeki resimlemeleri, sanatının görkemli inceliklerini temsil eder. III. Murad döneminde kaleme alınan Hünername isimli iki ciltlik eseri Nakkaş Osman ve çırakları resimlemiştir. Toplam 109 parça tasvirin yer aldığı bu eser, minyatürde Türk üslubunun artık oturmuş bulunduğuna delalet eder. Yine Nakkaş Osman atölyesinde 95 tasvirle resimlenmiş olan Şehinşahname bu kapsamda değer görmektedir. 1582 yılında aynı atölyede yapılan ve 437 tasvirden oluşan Murad III Surnamesi, bu dönemin şahikasıdır. Her üç eser de Topkapı Sarayı’nda yer alıp, birbirinden ilginç artistik özellikler taşımaktadırlar. Yine 16. yüzyılda Nüzhet’ül-Ahbar der Sefer-i Zigetvar, Zubde’tül-Tevarih, Silsilename, Nusretname gibi eserlerde yer alan resimler, klasik Türk resminin meşhur örneklerini oluşturur. Bu yüzyılda Nigarî, çağa damgasını vuranlardan biridir ki, onun yaptığı Barbaros Hayreddin Paşa portresi, hâlen Topkapı Sarayı’nda izleyenlerin beğenisini kazanmaktadır. Aynı dönemde Nakkaş Şahkulu, Mir Nakkaş İsfehanî, Nakkaş Veli, Safi, Saî gibi ressamlar dikkat çekmektedir. Bütün bunlar hakkında Müverrih Ali, Menakıb-ı Hünerveran adlı biyografik eserinde bilgi vermektedir. yüzyılda dikkat çeken bir eser Eğri Fetihnamesi’dir. Bu eseri resimleyen Nakkaş Hasan, minyatürde yeni bir üslub getirmiştir. Şehname-i Nadirî bu dönemin bir başka eseridir. Bu eserde ilk defa olarak perspektif özelliklerinin dikkate alındığı görülmektedir. Yine aynı dönemde ünlü Nakşî tarafından 49 parça tasvir hâlinde Şakayık-ı Numaniye Tercemesi resimlenmiştir. Terceme-i Miftah-ı Cifr el-Cami, Humayunname gibi eserler, yine bu yüzyıla aittir. yüzyıla gelindiğinde ise, Osmanlı minyatür sanatının son büyük temsilcileri ile karşılaşırız. Levnî, sadece Osmanlı’da değil, bütün bir Şark âleminde minyatürün son büyük temsilcisi olarak bilinir. Levnî’nin üslubu ve tekniği, sanatseverler arasında “olağanüstü” ve “ulaşılmaz” diye nitelenir. III. Ahmed’in ressamı olarak bilinen sanatkâr, Surname-i Vehbi yanında çok başarılı bir Ahmed III Portresi de resmetmiştir. Bir başka meşhur eseri ise Silsilename resimlemesi olup, burada bütün geçmiş Osmanlı padişahlarının tasvirlerine yer vermiştir. Levnî’nin minyatürlerinde figür yığınlarını kapsayan büyük bir düzen çeşitliliği ve renkliliği göze çaprar. Onun büyük bir müşâhede gücü ve realite duygusu olduğu kabul edilmiştir.Onun çağdaşı Abdullah Buharî aynı şekilde beğenilen eserler meydana getirmiştir. Bu bahiste üzerinde durulması gereken daha birçok mesele ve şahsiyet bulunsa da, biz bu kadarlık bir hülâsa ile iktifâ edeceğiz. KAYNAK: Ali EKMEL - Akademya Dergisi, II. Dönem, Sayı 5, Temmuz-Eylül 2014. [gallery ids="92140,92141,92142,92143,92144,92145"]
adminadmin