Eshab-i Kehf Lice’de mi!
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Akasyam Haber
Advert
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Eshab-i Kehf Lice’de mi!
08.06.2021 11:37:46

 

Eshab-i Kehf Lice’de mi!

Akasyamhaber yazarı Eyüphan Kaya 26-28 Mayıs tarihleri arasında Diyarbakır veliliği ve Lice kaymakamlığının katkılarıyla Dicle Üniversitesi ev sahipliğinde gerçekleşen Eshab-ı kehf sempozyumunu yakından takip ederek analiz etti.

Verdiği bilgilere göre, 105 bildirinin sunulduğu bu bilimsel paylaşım sahnesinde 100 kişi Eshab-ı Kehf Lice’dedir derken 5’i farklı adres gösterdi ama sempozyumun sonunda onlar da “evet burada olabilir” diyecek duruma geldiler.

101. kişi ise 2009 yılında; “Asıl Eshab-ı Kehf Lice’dedir” iddiasında bulunarak, bu konuda tebliğ sunan Merhum Prof. Dr. Kadri Yıldırım’dır” dediler.

 

Müsaadenizle bazı konuşmacıların bildirilerini özetleyelim.

 

Doç. Dr. Hatip yıldız

 (“Kur’an-ı Kerimdeki anlatım tarzına göre Lice’deki Ashab-i Kehf yeri gerçeğe en yakın olduğu işaret ediyor, bu sempozyum bu açıdan ufuk açıcı bir rol alacaktır”)

Müsaadenizle sempozyumu özetlemeye çalışacağım:

Sempozyumun düzenleme kurulu başkanı Doç.Dr.Hatip Yıldız şunları söyledi;

“Eshab-ı Kehf kısası diğer ilahi dinlerin yanı sıra İslam dini tarafından kabul görmektedir. Kur’anı Kerimde 18. surenin Kehf adını alması bunun delilidir.  Eshab-ı kehf putperestliği reddederek, inancını özgürce yaşamaları için bulundukları ortamı terk ederek köpekleriyle birlikte mağaraya sığındılar ve burada 309 yıl uyuyakaldılar, bu mağaranın tam olarak nerede olduğuna dair net bir bilgi yoktur fakat 4’ü Türkiye’de olmak üzere  33 yerde olduğu söyleniyor, ama bilim insanlarına göre Kur’anın anlatışına en uygun yerin Lice olduğu kanaati hakimdir. Diğer yerlerle ilgi bazı çalışmalar olmasına rağmen, Lice’de yerleriyle ilgili şimdiye kadar kapsamlı bilimsel bir çalışma yapılmamıştır. Kur’an-ı Kerimdeki anlatım tarzına göre Lice’deki Ashab-i Kehf yeri gerçeğe en yakın olduğu işaret ediyor, bu sempozyum bu açıdan ufuk açıcı bir rol alacaktır diye düşünüyoruz.  Sempozyumun düzenleme kurulu başkanı sıfatıyla, hazırlık aşamasında katkısı olan başta il valimiz Sayın Münir Karaloğlu’na ve sempozyumu yakından takip edip destekleyen Rektörümüz Prof. Dr. Mehmet Karakoç’a ve bize ev sahipliği yapacak olan Lice kaymakamı Cevdet Bakkal’a teşekkür ediyorum”

Lice Kaymakamı Cevdet Bekçi

 “İnşallah bu sempozyum ilçemize, ilimize, bölgemize, ülkemize ulusal ve uluslar arası düzeyde ses getirir ve Lice’deki Eshab-ı Kehf’in varlığı hissedilir”

Ev sahibi oluşum hasebiyle kısa konuşacağım, Lice’deki Ashab-ı Kehf şimdiye kadar bu düzeyde kapsamlı bir şekilde ele alınmadı. İnşaallah bu sempozyum ilçemize, ilimize, bölgemize, ülkemize ulusal ve uluslar arası düzeyde ses getirir ve Lice’deki Eshab-ı Kehf’in varlığı hissedilir. Katkısı olan herkese teşekkür ediyorum”

Rektör Prof. Dr. Mehmet Karakoç

 “Sempozyuma gelen bildirilere bakılırsa sempozyumun sonunda Ashab-ı Kehf’in Lice’de olduğuna dair kuvvetli bir kanaat oluşmasını bekliyoruz”

Dicle Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Karakoç, mevcut bulaşıcı hastalığın hayatı zorlaştırdığı bazı durumları terk edip, bazı yeni alışkanlıkları edindiğimize işaret ederek bu sempozyumun açılış ve kapanış oturumu yüz yüze diğer oturumların ise çevrim içi olacağını belirterek, “Malumunuz 2023 Türkiye Cumhuriyetinin 100.yılı, üniversite olarak da bizim 50.yılımız. Onun için bizim de 2023’e hazırlığımız var. Bu münasebetle kırıp dökmeden şehrimizin tüm dinamikleriyle var olan değerlerine sahip çıkmaya çalışacağız. Yapılan araştırmalar sonucu elde edilen bilimsel veriler ile I. Kılınçarslan’ın mezarının Silvan ilçemizde olduğu tescillendi.  Sempozyuma gelen bildirilere bakılırsa sempozyumun sonunda Ashab-ı Kehf’in Lice’de olduğuna dair kuvvetli bir kanaat oluşmasını bekliyoruz. Yakın tarihin önemli kaynaklarından biri olan İslam ansiklopedisinde Eshab-ı kehf hakkında kimi yerler için 20-30 sayfalarla detaylı bilgi varken Lice’deki yeri hakkında 3-5 sayfa yer ayrılmış vaziyette, bu da bizim ihmalimiz sonucu olsa gerek. Bu sempozyum ile bu eksiğimizi kapatacağımıza inanıyorum. Şehrimizin 1382.fetih yılı bu sene Sayın valimiz Münir Karaloğlu’nu katkılarıyla fetih haftasına dönüştü, bu münasebetle valimize bir daha teşekkür ediyorum” diye konuştu.

Diyarbakır Valisi Münir Karaloğlu

 27 Mayıs Diyarbakır’ın fethi, 28 Mayıs Eshabi Kehf’in uyanış günü, 29 mayıs İstanbul’un fethi. Ben birbirinden değerli bu hadiselerin arka arkaya gelmesinin tesadüf olduğuna inanmıyorum. Bu hadiseler bize bir mesaj veriyor”

“Malumunuz Mayıs ayının son haftası fetih ve uyanış haftasıdır. 27 Mayıs Diyarbakır’ın fethi, 28 Mayıs Eshabi Kehf’in uyanış günü, 29 Mayıs İstanbul’un fethi. Ben birbirinden değerli bu hadiselerin arka arkaya gelmesinin tesadüf olduğuna inanmıyorum. Bu hadiseler bize bir mesaj veriyor. Şu bir hakikat ki, Diyarbakır’ın fethi Malazgirt ve İstanbul’un fethinin müjdecisidir. Diyarbakır fethi olmasaydı, Malazgirt zaferi kazanılmazdı, İstanbul fethedilmezdi. 27 Mayıs Diyarbakır’ın fetih günümüz hayırlı olsun. Ben buraya gelmeyene kadar Eshab-i Kehf’in burada olduğunu bilmiyordum, hocalarımızdan Prof.Dr. Hasan Tanrıverdi izah edince ben de burada olduğuna dair kanaat getirdim, kalben mutmain oldum. Bundan sonra her 28 Mayıs günü Eshab-i Kehf uyanış gününü anacağız. Bu gençler Purtperestlikten kaçarak Allah’a güvenip, ona sığındılar. Eshab-i Kehf bir yeni bir ruh, yeniden diriliştir. İnşallah İslam dünyasında bir uyanışa vesile olur. İnşaallah bir gün Mescid-i Aksa’nın da özgürlüğüne kavuştuğunu görürüz. Ashab-ı Kehf mekanında faydalı çalışmalar yapıldı, yedi uyurlar mağarasına rahat çıkmak için merdivenler yapıldı, gerekli görüldüğü yerlere korunaklı bariyerler bırakıldı, lavabolar ve mescit inşa edildi. Hasan hocamızın bir makalesini Cuma gününe yetişsin diye Türkçe matbaaya verdik. En kısa zamanda Kürtçe, Arapça ve İngiliz’ce çevirisi yapılarak dört dilde basılacak. Yıllardır kendi imkanlarıyla 28 Mayısı uyanış günü olarak kutlayan vatandaşlarımızı da tebrik ediyorum, bu bile Eshab-ı Kehf kısasının burada cereyan ettiğine dair tek başına önemli bir kanıt olsa gerek.

Prof. Dr. Hasan Tanrıverdi

 “Güneşin doğuş ve batışına göre mağaranın fark edişine bakarsak, “güneş doğarken sağına vurur ve batarken de güneş onlardan ayrılır/uzaklaşır.” diye buyurmaktadır, Lice’deki Kehf bu anlatıma uygundur”

“Lice ilçesinin duru(derkam) köyünde bulunan Eshab-ı Kehf Kur’anı Kerimde anlatılan kısaya en uygundur. Doğal mağara gar olmasına rağmen kehf oyulmuş, barınmaya hazıl hale getirilmiş maşaralara kehf denir. Mesela şu anda hasah keyf olarak bilinen tarihi kentin adı aslında Hısnıl Kehf’tir. Çünkü oyulmuş mağaralardan oluşur. Eshab-ı kehf mağarası oyulmuş olmalıdır, doğal bir mağara olmamalıdır. Eshab-i kehf’in kendisinden kaçtıkları zalim hükümdarın adı Dekyanus’tur. Yaptığım araştırmaya göre Dekyanus ile Eshab-ı Kehf’in diriliş günü arasında şemci 300, kameri 309 yıl aradan geçmelidir. I.Teodosyus zamanında Hiristiyanlık Roma devleti için resmi dini olarak kabul edilmiştir ve eshab-ı kehf onun döneminde uyanmışlardır. Güneşin doğuş ve batışına göre mağaranın fark edişine bakarsak, “güneş doğarken sağına vurur ve batarken de güneş onlardan ayrılır/uzaklaşır.” Diye buyurmaktadır. Buna bakılınca söz konusu yer, dağın tepesindedir, Kehftir ve güneşin  doğuş ve batışına uygundur.  Köpekleri avluda ön ayaklarını uzatmış vaziyetteydi. Vasid, oyma mağara olan kehf’in avlusuna verilen addır. Yani başka yerde kehf olduğu halde vesid(avlusu) yoksa yine emarelerinden biri eksiktir. Bütün bu vasıfları dikkate alınınca emareler Eshab-ı Kehf yerinin Lice’deki yeri işaret etmektedir. Kıyametin tartışıldığı bir dönemde bir mucize olarak eshab-i kehf dirilişi tecelli etmiş olur. Eshab-ı kehfin uyanmaları başta imparator olmak üzere o günün müminleri sevinirken, vefat etmiş halde onları buluyorlar. Orada bir mescit inşa ederler”

Emekli öğretmen/Araştırmacı Eyüphan Kaya

 “Mağara arkadaşları olarak anlatılan Eshabul Kehfin Dekyanus’un zulmüne karşı ölümü dahi göze alarak hakka kaçışları insanlık için bir ibret bir örnek olarak anlatılmıştır. Bu değerlerimizi bilirsek 2+2=5 filmlerini birbirimize tavsiye etmemize gerek kalmaz bence”

 

“ESHAB-ÜL KEHF HADİSESİ LİCE’DE OLDUĞU KUVVETLE MUHTEMELDİR.”

Hadise Fis ovasındaki havadar Dekyanus harabelerinden başlayıp şu anda Eshabül Kehf mağarası olarak bilinen mağarada son bulduğuna göre bir günde daha az bir süre içinde ulaşılabilecek en korunaklı yerin bu mağara olduğunu söyleyebiliriz. Dakyanus harabeleri de yer itibariyle zorba kimselerin konaklayabileceği bir tepeyi andırıyor.

Hıristiyanlığın buralarda zuhur ettiğini düşünürsek, Bizans’ın hükümranlığını da hesaba katsak, olayın bu bölgede cereyan ettiğine ciddi bir katkı verir kanaatindeyim. Çünkü bu hadiseden sonra Hz.İsa’nın dini buralarda hüküm sürüyor.

Yöre halkının çoğu Eshabul kehfi biliyor, yöresel dille “sehbül kêf” olarak dillendiriliyor, onlarla ilgili birçok hadise ve efsane anlatılıyor, 28 Mayıs’ta yapılan ziyaret de bunun fiili bir örneğidir.

“Köpekleri mağaranın kapısına elini uzatmıştı”  ayetinin bir işareti olarak mağaranın kapısında taşta iz bırakması ve 1993 yılında buna tahammül etmeyen bir Assubayın bu izi silmek için burayı kırması ve çarpılarak felç olması da bunu doğrulayan delillerden bir tanesidir.O gün olaya şahit olup emekli olduktan sonra özür dilercesine ziyaretine gelip bu hadiseyi oradaki ahaliye anlatanlar da olmuştur. Eshabül kehf denilen bu gruptan 6 tanesi Dakyanus’un sarayından kaçıyorlar, yolda karşılaştıkları çoban da onlara iştirak ediyor, bir de çoban köpeği de arkalarına düşüyor. Elimdeki bilgilere göre;Mernuş, Demernuş, Şazenuş, Yemlihan, Meselina ve Mekselina çobanın da adı Keftetetyuş ve köpeği de Kıtmir adını taşıyormuş.  Bunların hikayesini burada anlatamam ama bu hadisenin Lice ilçemizde cereyan ettiğine yakinen inanıyorum. Mesela bu isimlerde Yemlihan, Meselalina, Mernuş, Şazenuş ve Kıtmir isimleri Eshabül kehf’e isnad edilerek halk tarafından hala yaşatılıyor. Malumunuz yer, zaman ve kişiler vahiy ile irtibatı olunca ayrı bir değer kazanıyor. Mesela Peygamberler, Mekke, Medine ve Kuds ü şerif gibi yerler ve Kadir gecesi gibi. Habibi Necar(Bir adam uzaktan koşar adımlarla geldi ve peygamberlere uyun dedi, Yasin suresinde ondan bahsediliyor ) Hz. Lokman’ın peygamber olup olmadığı net değil ama yaşantısı, çocuklarına olan nasihati Allah’ın hoşuna gitmiş ve Allah onun dualarıyla insanlığı uyarmıştır Kur’anı Kerimde lokman suresi adında bir sure bile vardır.

Mağara arkadaşları olarak anlatılan Eshabul Kehfin Dekyanus’un zulmüne karşı ölümü dahi göze alarak hakka kaçışları insanlık için bir ibret bir örnek olarak anlatılmıştır. Bu değerlerimizi bilirsek 2+2=5 filmlerini birbirimize tavsiye etmemize gerek kalmaz bence. Hadisenin cereyan ettiği coğrafya önemlidir, bunu doğru tespit etmek de akademi dünyasının boyun borcudur”

Merhum Prof. Dr. Kadri Yıldırım

 “Melik Adil, Mardin Diyarbakır, Lice ve Hani bölgesinde tarihi eserlerin tadilatıyla uğraşmıştır. Bu bölgelerde para bastırdığını biliyoruz. Kitabelerde geçen Melik Adil ismi çok önemli bir veri olarak mağaranın Ashab-ı Kehf tespiti bakımından çok önemli”

 

ASHAB-I KEHF MAĞARASININ HAKİKİSİ LİCE'DEDİR

Dicle Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kadri Yıldırım ise Ashab-ı Kehf ve Lice Versiyonu konulu konuşmasında, Mersin'in Tarsus, Kahramanmaraş'ın Afşin ve Efes'te olduğu iddia edilen mağaranın Lice ilçesinde olduğunu söyledi.

Lice ilçesindeki Ashab-ı Kehf mağarasındaki kitabede Melik Adil isminin geçtiğini ve bu ismin Artuklu hükümdarı olduğunu anlatan Yıldırım, "Melik Adil, Mardin Diyarbakır, Lice ve Hani bölgesinde tarihi eserlerin tadilatıyla uğraşmıştır. Bu bölgelerde para bastırdığını biliyoruz. Kitabelerde geçen Melik Adil ismi çok önemli bir veri olarak mağaranın Ashab-ı Kehf tespiti bakımından çok önemli." şeklinde konuştu.

Ünlü tarihçi Abdulrezzak Semerkandi'nin 527 yıl önce bir eserinde çok ilginç bir cümle kullandığını anlatan Yıldırım, "Eserinde diyor ki; (Sultan Üveys, Lice'deki Ashab-ı Kehf'e Bingöl üzerinden sefer düzenledi ve Muş Ovası'na vardı). Dil biliminin bir kolu olan Ad bilimi üzerinde şekil vermek istiyorum. Bunlar ait olduğu yerlerin kaynaklarını sosyal ve siyasal önemli verilerini günümüze kadar getiren bilgilerdir. Ashab-ı Kehf Dağı yüzyıllardan beri yani keyfin yörede biliniyor. Liceli olan herkes çok iyi biliyor. Ne yazık ki tarihimizde bir isim değiştirme furyası yapıldı. Dağ ismini hiçbir tarihi özelliği yansıtmayan İnceburun Dağları olarak değiştirildi." bilgisini verdi.

"Ashab-ı Kehf Mağarasının hakikisi Lice'dedir, taklitlerinden sakının" diyen Yıldırım, şunları söyledi: "Kehf mağaranın adı olduğu gibi dağa adını veren olaydır. İbni Abbas'ın verdiği bilgiye göre dönemin adil ve inanmış hükümdarı Ashab-ı Kehf'in bir bayram haline getirmek için her yıl bir kez bulunduğu yerde kutlama yapılmasını emir vermiştir. O günden itibaren halen devam bir uygulama olarak orada bütün Lice'nin köyleri ziyaretler düzenliyor." Dedi.

Eyüphan Kaya Akasyamhaber Eshab-i Kehf
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER