18 Temmuz 1932, Türkiye tarihinde karanlık bir dönemin başladığı gün. Ezanın Arapça okunması yasaklandı, yasaları delenler şiddet gördü, gözaltına alınıp hapis cezasına çarptırıldı. Gözünü dünyaya ‘tanrı uludur’ ile açan bir bebek, 18 yaşına bastığında duydu inandığı dinin asıl davetini. O günlerin üzerinden 63 yıl geçti ama yaşananlar zihinlerde hâlâ taze. Anlatılan her anı, ibretlik bir hikâye… Yaşananları dönemin ruhu içinde okumak gerekse de hâlâ aklın kabul etmediği ayrıntılar var: Türkçe ibadete neden ihtiyaç duyuldu, proje nasıl hayata geçirildi, nasıl rafa kaldırıldı... Sorular ışığında o döneme yeniden göz atalım. En baştan alalım, fikrin oluşma sürecinden.
Tarih, 7 Şubat 1923... Mustafa Kemal Paşa, Balıkesir Zağnospaşa Camii’nde hayatında ilk ve son kez hutbeye çıkar; camilerin yatıp kalkmak için değil, ibadet ve taatle beraber din ve dünyaya dair neler yapılması gerektiğini konuşmak için var olduğunu anlatır. Paşa, bir saat 12 dakika süren hutbesinde milli egemenliğe geniş yer ayırır. Ankara’ya döndüğünde iki milletvekiliyle (Besim Atalay-Mustafa Fehmi Gerçeker) hutbenin içeriğini istişare eder. Gerçeker, Atatürk’ün değindiği temel meseleler üzerinde hutbe verebilecek din adamlarının bulunmadığını söyler. Paşanın cevabı anlamlıdır: “Mevzu, zannederim ki hatibin şahsi bilgisi ve tercihi meselesi değildir. Asıl mesele, dini manevi hayatımızın benimsediğimiz temel istikamette olmasıdır. Yani hutbelerden başlayarak Türkçe olması…”
O günlerde gündem rejim değişikliği olduğu için bu konunun üstüne pek gidilmez; tekke, zaviye ve türbeler kapatıldıktan sonra yavaş yavaş olgunlaştırılır. Dini reformlarda ilk adım, 1926’da atılır. Göztepe Camii imamı Cemaleddin Efendi, şairlerin çevirdiği dualarla Türkçe namaz kıldırır ama tepkilerden dolayı devamı gelmez. Girişimi ferdi bir çıkış olarak görülen imam görevden alınsa da birkaç ay sonra imam hatip mektebi muallimliğine atanır. Bu sırada maaşında herhangi bir kesintiye gidilmemesi manidar.
Yazar, siyasetçi İsmail Hakkı Baltacıoğlu, iki yıl sonra reform taleplerini yeniden gündeme getirir. ‘Dini ıslah beyannamesi’nde ibadetlerin Türkçeleştirilmesi hatta yeniden düzenlenmesi gerektiğini söyler. Önerileri arasında neler yoktur ki: Kur’an-ı Kerim’den bazı ayetler çıkarılmalı, kiliselerde olduğu gibi camilere ayakkabılarla girilmeli, müzik eşliğinde ibadet edilmeli… Radikal önerileri tartışılırken siyasi iktidar boş durmaz: Türkçe hutbeler hazırlatır, Müslümanlar tarafından en güvenilir kaynaklardan Sahih-i Buhari külliyatını Türkçeye çevirtir. Kur’an-ı Kerim’in tercümesi için Mehmet Akif görevlendirilir, külliyat için ise Ahmet Aksekili Hoca. Ancak İstiklâl Şairi, bu çabaların samimiyetinden kuşkulanarak aldığı ücreti iade edip vazgeçer. Sonrasında görev Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’a verilir.
Dolmabahçe’de görev dağılımı
Atatürk, 1931’in son ayında Dolmabahçe Sarayı’nda büyük toplantı yapar. Aralarında Saadettin Kaynak, Hafız Burhan gibi hafızların bulunduğu dokuz kişilik bir komisyonla görüşür. O gün Türkçe ibadet için düğmeye basar, heyeti karşılayan dönemin milletvekillerinden Reşit Galip, hafızlara birer Türkçe Kur’an verip yol haritasını anlatır. Sonrası malum; ilk ezan, 29 Ocak 1932’de İstanbul Yerebatan Camii’nde okunur, temmuzda Diyanet’in fetva niyetine yayınladığı bir genelgeyle yurtta Arapça ezan okunması tamamen yasaklanır. Gazetelerde geniş yer bulur bu uygulamalar. Fatih Camii’nde okunan ezandan sonra Cumhuriyet Gazetesi olayı sayfalarına şöyle taşır: “Dün gece Ayasofya’da toplanan 40 bine yakın kadın, erkek, Türk Müslümanlar, on üç asırdan beri ilk defa kendi lisanlarıyla ibadet etti. Ulu tanrının ulu adını, semaları titreten vecd ve huşu ile dolu olarak tekbir ederken her ağızdan çıkan bir tek ses vardı. Bu ses, Türk dünyasının tanrısına kendi bilgisiyle taptığını anlatıyordu.”
Olay medyaya böyle yansır ama madalyonun diğer tarafı farklıdır. Toplum tepkisiz kalmaz yaşananlara. Şikâyetler artar, eylemlere dönüşür. İlk büyük tepki Bursa’dan gelir. Cemaatin Ulucami’de toplanıp durumu protesto etmesi üzerine Atatürk, yurt gezisini yarıda kesip otomobiliyle 5 Şubat 1933’te şehre gelir. Yayınladığı bildiride mevzunun din değil, dil olduğunu anlatır. Zar zor dağıtılır cemaat. Arapça ezan okuyanların cezalandırılacağı, hatta idam edileceği söylentileri yayılır kulaktan kulağa.
Arapça ezan okunmasın diye yasa çıkarıldı
Yıl 1941... Camilerin cemaate hasret kaldığı dönemde beklenmedik bir gelişme yaşanır. Bir ezan mağduru Yargıtay’a başvurup yasakların kanundaki yerinin gösterilmesini talep etmiştir. Yargıtay mağduru haklı bulur, mahkemeler Arapça ezan okuma suçunu işleyenleri serbest bırakır. Gökkubbenin altında yeniden Arapça ezanlar yükselmeye başladığı sırada ‘dur’ der iktidar: 2 Haziran’da Devrim Kanunu çıkarılıp Arapça ezan ve kamet okuyanlar üç aya kadar hapis, 10 liradan 200 liraya kadar para cezasına çarptırılacaktır. Bu uygulamalar 16 Haziran 1950’ye kadar, tâ ki Demokrat Parti ezanın yeniden Arapça okunabilmesi için yasa çıkardığı güne kadar sürecektir. Ezanın Türkçe okunması yasaklanmaz ama o günden sonra bir daha ‘Tanrı uludur’ sesi yükselmez minarelerden.
‘Müslümanlık Türk dinidir’
Ayhan Yıldırım, editörlüğünü üstlendiği Ezanın Yasaklı Yılları kitabında Gazi Mustafa Kemal ile Reşit Galip’in Dolmabahçe’deki çalışmalarında şu dört madde üzerinde karar kıldıklarını anlatır:
Müslümanlığın bir Türk dini olduğu ispat edilecek.
Dinde ibadetin Allah’la kul arasında bir kalp bağlılığı olduğu tezi inkişaf ettirilecek.
Kulun, tanrısına ibadet ederken söylediklerini kalbinden söylemesi lazımdır; bunun için dualar anadilde yapılmalıdır.
Bu fikirde ittifak hâsıl olduktan sonra duaların Türkçeleştirilmesi hususunda bir iş bölümü yapılacak.
Arapça ezan yasağı nasıl kaldırıldı?
Mustafa Armağan, Bir Devrin Yazılmayan Gerçekleri’nde Adnan Menderes’in başbakan olduktan sonra ilk icraatının ezan yasağını kaldırmak olduğunu anlatır. Hükümeti kurduğu 2 Haziran’dan sonra grubundaki ilk güven oylamasına partisinden 163 milletvekili katılmaz. 5 Haziran’da Zafer ve Son Posta Gazetesi’ne verdiği röportaj, başa gelirken ‘halka mal olmamış inkılapları’ tasfiye edeceğinin habercisi: “Arapça ezan yasağı Atatürk zamanında taassupla mücadele mecburiyetinden doğdu. Artık o tedbirlerin devamına gerek kalmadı.” Açıklamadan 11 gün sonra DP Meclis grubu basına kapalı yaptığı toplantıdan sonra ezan yasağını kaldıracak madde teklifinin ertesi gün Genel Kurul’a getirileceği bildirilir. Tekliflerde Türkçe ezan uygulamasının din ve vicdan özgürlüğüne baskı olduğu vurgulanır. Ertesi gün yasa gündeme geldiğinde hararetli tartışmalar yaşanır ama kimi CHP’li vekillerin de desteğiyle ‘utanç yasası’ tarihe gömülür. Menderes’in, başa gelirken Türkçe ezanı kaldıracağının sözünü verip vermediğini merak edenler için söyleyelim. Seçim öncesi konuşmalarında Türkçe ezana değinmez ama irticai tahrike izin vermeyeceğini, din ve vicdan özgürlüğünün gereklerini yerine getirip okullara din derslerinin konulacağını, din adamlarını yetiştirecek yüksek kurumları faaliyete geçireceklerini bildirir.
Yasak kalkınca ezanlar ağlayarak okundu
Ezanın Türkçeleştirilmeyen tek kelimesi ‘felah’tır. Anlamı kurtuluş olduğu için yanlış anlamalara mahal vereceği düşüncesiyle dokunulmaz.
Arapça ezan yasağı Meclis gündemine geldiğinde enteresan bir olay yaşanır. İktidarı döneminde bu kanuna itiraz eden herkesi Atatürk devrimlerine karşı geliniyor gerekçesiyle cezalandıran CHP, yeni düzenlemede Demokrat Parti’ye destek verir. Seçmeninden tepki almamak için yönetim grup kararı almayıp milletvekillerini serbest bırakır.
Türkçenin konuşulmadığı Doğu’daki Kürt köylerinde Türkçe ezan okutuluyordu. Türkçe ezan Türkler için din sorunuyken, Kürtler için hem din hem dil sorunuydu.
Dolmabahçe Sarayı’nda müftülere verilen Kur’an-ı Kerim, Albay Cemil Said’in çevirisi. Arapçadan Fransızcaya çevrilen kitabın Türkçeye çevrilmiş hali.
Arapça ezan yasağı kaldırılır kaldırılmaz müezzinler hıçkırıklara boğularak Ezan-ı Muhammediye’yi okur, cemaat sokaklara dökülür, gözyaşları içinde birbirine sarılır. Hatta kimi camilerde ezan üç-dört kez üst üste okunur, şükür duaları edilir.
27 Mayıs darbesinden sonra bildiriyi okuyan Alparslan Türkeş, basına verdiği röportajlarda Türkçe ezana dönüleceğini söyler: “Ezanın Arapça okunması hakkındaki kararın iktidara gelir gelmez, ilk iş olarak ele alınması ve sonra anayasa dilinin ağdalaştırılması hareketleri bizlerde, samimiyetsiz ve Atatürk inkılaplarına cephe almış bir iktidarın iş başına geldiği kanaatini uyandırdı.”
Haberin devamı için:
http://www.zaman.com.tr/pazar_ezana-hasret-yillar_2112275.html
AYHAN HÜLAGÜ – ZAMAN
EZANA HASRET YILLAR
Dile kolay, bu ülkede 18 yıl boyunca ezan Türkçe okutuldu. Arapça ezan yasaklandı, okuyanlar para cezasına çarptırıldı, hapislerde yattı. Peki, Türkçe ibadet projesi nasıl hazırlandı, nasıl hayata geçirildi, nasıl tarihin tozlu sayfalarına gömüldü? Daha da önemlisi hedeflenen neydi? O döneme tanıklık edenler, Türkçe ezanın okunuşunun yıldönümünde yaşadıklarını anlatıyor.
admin















































































































































































































