Hdp’ye Oy Vermek
Sezai İskender Her ne kadar başlığa bakınca bir sorgulama/soruşturma anlaşılacak gibi dursa da, hiç kimseyi anayasal düzende hareket eden, legal bir partiye oy verdiği için ötekileştirecek, suçlayacak değiliz
Sezai İskender
Her ne kadar başlığa bakınca bir sorgulama/soruşturma anlaşılacak gibi dursa da, hiç kimseyi anayasal düzende hareket eden, legal bir partiye oy verdiği için ötekileştirecek, suçlayacak değiliz. Buna ne hakkımız var, ne de demokrasiye olan inancımız buna müsaade eder. Lakin bu durum, konu üzerinde bir zihinsel kritik yapmamıza engel değil. Tek derdimiz anlamak ve meseleyi etraflıca kavramak.
6 Haziran seçimlerinden sonra karşılaştığımız tablo seçim öncesinden seçimlerden sonra neler yaşayacağımıza dair önemli mesajlar veriyordu. Ne yazık ki mevcut durumu ve geleceği köklü biçimde etkileyebilecek, yakıcı mesajlardı bunlar. Ve sonuçta çözüme dair umutların kırıldığı, ekonominin zaten hassas olan dengeleri ile oynanan, bunların her biri bir yana ülkemizin genç fidanlarını genç yaşta toprağa düşürüp şehid edildiği bir süreçte bulduk kendimizi. Bu yüzden meseleyi anlama çabamıza yüreğimizin sızısı perde olmaz sanırım.
Bahsettiğimiz süreç, özellikle çatışmanın durmasında anahtar rolü oynayan siyasi parti olarak HDP’nin tutumuna dair özel bir ilgi ve değerlendirme gerektiriyor. Çözüm sürecindeki varoluşsal bir pozisyonda bulunan HDP, ne yazık ki seçim sürecinde çözümü, müzakereyi tartışmalı mesele haline getirmekten geri durmadı. Bir denge kurgusu gözeten, hassas boyutlar taşıyan çözüm sürecini kamuoyunda tartışmalı hale getiren söylemlere imza attı. Seçimlerin hemen ertesi günü Ak Parti ile koalisyonu kesin bir dille reddederken çözüm süreci ile muhalefetin köşeye sıkıştırdığı AK Partiyi yalnızlaştırmaktan geri durmadı.
“Bir Barış Temsilcisi Olarak HDP Ya Da Barış Hemen Şimdi”
Bu slogan ve tanımlama HDP’ye ait. Lakin bu yaklaşımı ile barışı bir seçim vaadi olarak nesneleştirmekten öteye götürmedi. HDP, tartışmasız örgütle bağı olan bir parti. Bu bağ aynı zamanda sembiyotik bir ilişki gösteriyor. Karşılıklılık içeriyor. Bir ucunda silah, bir diğer ucunda seçim sandığı ile kurulu bir karşılıklılık bu. Eş başkanların sırtını dayadığını söylemekten çekinmediği örgütler içinde bu tablo geçerli. Her birinin ortak özelliği ellerindeki silahlar. Lakin onlara sırtınızı dayadığınızda hissedeceğiniz şey, silahın namlusundan başka bir şey değildir. İster gönüllü bir dayanma, isterse tehdit içeren zoraki dayanma, arkanızda bir silahın varolduğu gerçeğini karartmıyor. Arkanıza dayalı silahla ne kadar barışçı olabilirsiniz? Süslü barış sözleri etseniz de, eyleme geçmek için önce namlusu sizin sırtınıza konumlanmış silahlardan kurtulmanız gerekmez mi?
Malum barışın dili, savaşın diline göre naif ve kırılgan. Çabuk kayboluyor, duyulmuyor. Birçok denge ve değişkenler gözetiyor. Barışı, savaşı istediğiniz dilin coşkusu ile istemediğiniz sürece barış yapmak zor. Çünkü barışa adım atmak, savaşa koşmaktan çok daha zahmetli. Sizi ötekileştiren, ihanetle suçlayan, birçok küçümseyici savaş dili ile başetmek zorundasınız. Tekrar ifade etmek gerekir ki bu sırtınızda dayalı bir silah ile olmaz.
“Seni Başkan Yaptırmayacağız!”
6 Haziran seçimlerinin en önemli siyasal icadı bu cümle olmuştur. Her ne kadar Amerikalı ya da dğer uluslararası aktör dostların kulağa fısıltısı olduğu iddia edilse dahi bu cümle seçimin belirleyici argümanıdır. Bu sözün sahipleri ile bu sloganı atanları ayrı düzlemlerde değerlendirmek gerekiyor. Söz üzerine düşünülmüşlüğü; slogan ise heyecanı ve eylemi ifade ediyor. Düşünenin ve eyleme geçirenin farklı olduğu bir slogandır “Seni Başkan Yaptırmayacağız!”. Devrimci bir eda ile söylenmesi, onu statükocu kodlarından ayırmaz. Hatta daha da öteye gidelim. Bu sözü söyleyen sistemin statüko elemanı olmaktan kurtulamaz. Çünkü bu slogan, mevcut sistemin değişimine giden yola kurulmuş barikata çakılan statüko çivisidir. Sloganı atanların Recep Tayyip Erdoğan karşıtlığı dışında hiçbir projesi yoktu. Buna ihtiyaçları da yok, çünkü slogancı için süreç anlamsızdır. Hemen sonuç almalı hedefe ulaşmalıdır. Hedeften sonra ne olacağı o zaman karar verilecek bir meseledir. Lakin geçtiğimiz noktada gördüğümüz şey bu sözün süreci kilitlemenin ötesine geçemeyişidir.
Çözümün arefesinde indirgemeci, sınıflamacı ve negatif bir yaklaşımla neyi istemediğini ifade eden bu slogan, karşıt cephe oluşturma konusunda başarılı idi. Ne istediği konusunda bir araya gelmeleri imkânsız çevreler bir araya geldi. Ama mesele karşıtlıkta birleşmenin “kısmi” başarısından sonra kilitlendi. Adeta karşıtlığı da tartışılır hale getirdi.
Artık barış çığlığı yerine anaların acı haykırışlarını duyuyoruz. Her an bölgenin hangi tarafında bir kan deryasına düşeceğimize dair kaygı kapladı görüş alanımızı. Meselenin anadil, kültürel haklar, siyasal temsil, demokratik özerklik vs. gibi boyutların çok daha ötesinde olduğu görülüyor. Geldiğimiz nokta meselenin uluslararası ayaklarını, ülkeler siyasasında terör örgütünün oynadığı aracı rolü bize yeniden hatırlattı. Bu bildiğimiz, ama sanırım bir parça unuttuğumuz bir şeydi. Şimdi bu gerçek yeniden karşımızda.
Öte yandan Paralel ve Doğan medyasından yansıyan bir HDP fotoğrafı var. Elinde bağlaması halk türküleri söyleyen, orta sınıf, devrimci, çoğulcu, demokrat, şirin ve solcu çocuklar. Romantik ve isyankârlar… Sisteme öfkeliler. Öfkelerinin sistemin devamına hizmet ettiğinin de farkındalar mı bilmem ama bu durum bir fıkrayı hatırlatıyor. Malum bir kız isteme sahnesinde kız babası damat adayını kendi ağzından dinlemek, tanımak ister. “Evlat anlat bakalım bize kendini, nasıl bir adamsın?” Damat adayı cevap verir. “Efendim; sigaram, içkim yoktur. Evden işe işten eve. Akşamcılığım yoktur. Değil kumar, tavla dahi oynamam. Kimsenin malında, namusunda gözüm yoktur.” Kayınpeder damadın konuşmasını beğenir ama merakını da tam giderememiştir. Sorar. “Peki evladım çok güzel de, hiç mi kötü huyun yok?” Bizim damat cevap verir. “Var efendim, ben biraz yalan söylerim.” der.
Ortalıkta dolanan bir yalan var. Hem de koca bir yalan. Şimdi sormak lazım?
Bu yalanı kim söylüyor?
Bu yalanı kime söyletiyor?
Kim bu yalana inanmaya dünden razı?
Sezai İskender – Samsun Güneş Gazetesi
admin
















































































































































































































