Özel otomobillerin arka camlarında yer alırdı. Daha o zamanlar “doğru ama noksan bir slogan” olduğunu düşünürdüm. İslam aleminin son üç-dört yılına bakınca kendime bir daha hak verdim. Evet, o slogan doğruydu ama noksandı, doğrusu, “Huzur İslamda, huzursuzluk Müslümanda” olmalıydı.
“Huzur dininin” coğrafyası; kan ve gözyaşıyla sulanıyor. Ve daha da hazini o coğrafyada ölen de Müslüman, öldüren de. Küffarla cihat devrini kapatan Müslümanlar, Mısır, Irak, Suriye, Sudan, Lübnan, Mali, Filistin, Yemen, Tunus, Çad, Moritanya, Libya ve Nijerya’da birbiriyle boğuşuyor ve akıttıkları kardeş kanında boğuluyorlar. Daha da acısı, “Sana senden gelir dad lazımsa/Zaferden ümidin kes gayrıdan imdat lazımsa” dizelerinden bihaber kurtuluşu Batıda arayıp “imdat” diye ezeli ve ebedi düşmanı Batıya sesleniyor. Koyun bile kasabından merhamet dilenmezken, İslam aleminin içine düştüğü durum yürek yakıyor.
Türk sinemasının gelmiş geçmiş en büyük yönetmenlerinden birisi ve birçok kimseye göre de birincisi olan Metin Erksan’ın filme çekilmemiş birçok projesi vardı. Bunlardan birisi de Fahrettin Paşa’nın Birinci Dünya Harbi’ndeki şanlı Medine Müdafaası’ydı. Jenerik öncesi sahneyi heyecanla anlatırdı: Çölde sabah ezanı vakti. Mehmet minareye tırmanıyor, ezan okuyacak. Bir diğer Mehmet Medine surlarında nöbette, bir sağa bir sola gidip geliyor. Dışarıdaki kum tepesinin arkasında Suudlu bir bedevi uyuyor. İmam Mehmet elini kulağına götürüyor ve davudi bir ses çölü kaplıyor: Allahuekber… Suudlu bu sese uyanıyor, İngiliz yapımı mavzerini kapıyor, nişan alıyor ve Allahuekber” diyerek tetiğe basıyor. Peygamberin kabrini korumak için ana kucağından, baba ocağından kopup binlerce kilometre uzaklara koşan Anadolulu Mehmet alnından yediği kurşunla Peygamber’in toprağına düşüyor. Düşerken ağzından aynı kelime çıkar: Allahuekber.
İslam coğrafyasında bir asırdan beri yaşanan acılarının kökeninde düşmana sıkılamayan kurşunun dosta, kardeşe sıkılması yatar. Bu önceki gün de, dün de böyleydi, bugün de böyle ve Allah korusun ama akıllar başlara alınmazsa yarın da böyle olacaktır. Kurtuluş, Batının ve özellikle de ABD’nin İslam dünyasındaki yirmi üç ülkenin rejimlerini ve sınırlarını değiştirme projesine payanda olmakta değil, tam tersine o emperyalist emele karşı birlik olarak ayağa kalkmaktadır.
Kurtuluş buradadır ama galiba sıkıntı da tam buradadır. Kendi şahsi ve ailevi ikballerini emperyalistlerin siyasi emelleriyle birleştiren yöneticiler, aileler ve onların yanındaki ve emrindeki besleme basın İslam aleminin birliğinin ve bağımsızlığının önündeki en büyük engeldir. Gerçekleri gizleyen, ümmeti kamplara ayıran ve sahte kahramanların emrinde yanlış savaşlara sürükleyen, sanal zaferlerle avutan liderler, zümreler ve o basından kurtulmadan içinde bulunulan kan deryasından salaha çıkmak mümkün mü?
Mısır’ı konuşmak için Batıya başvurmadan önce kapısı çalınacak üç kuruluş daha var: İslam İşbirliği Teşkilatı, Arap Birliği ve Afrika Birliği. Mısır, Afrika Birliği’ndeki üyeliği askıya alınmış olsa da her üç kuruluşun, Türkiye ise İslam İşbirliği Teşkilatı’nın üyesidir. Niye toplanmaz bu kuruluşlar, niye yirmi iki Arap ülkesinden biri Arap Birliği’ni, niye elli yedi Müslüman ülkeden biri İslam İşbirliği Teşkilatı'nı toplantıya çağırmaz? Hadi hepsini bir kenara bırakalım, Ortadoğu’da bölgesel güç rollerindeki Türkiye niye yapmaz bu çağrıyı? İslam aleminin içindeki parçalanmışlık ortaya çıkar korkusu mu engeldir bu davete?
Kendi camiasını harekete geçiremeyen İslam aleminin derdinin dermanını Hristiyan Batıdan aramasını kime nasıl anlatabilirsiniz? Ve bu tablo karşısında “Huzur İslamda ama huzursuzluk Müslümanda” nasıl demezsiniz?
http://habergazetesi.com.tr/kose-yazilari/osman-kara/5060/huzur-islamda-ama-/
Osman KARA – Haber Gazetesi
HUZUR İSLAMDA AMA
Bir zamanlar “Huzur İslamda” diye çok yaygın olan ve artık pek kullanılmayan bir slogan vardı.
admin















































































































































































































