Müslüman Katliamının Medyatikleştirilmesi
İslam coğrafyası başta olmak üzere dünyanın dört bir yanında insan öldürmeler hız kesmemektedir
İslam coğrafyası başta olmak üzere dünyanın dört bir yanında insan öldürmeler hız kesmemektedir. Ölenlerin genelde Müslüman ve gelişmiş ülkeler dışındaki halklardan olması da dikkat çekicidir. Bu duruma, zengin enerji ve yatırım kaynakları ile ucuz işgücünün fakirleştirilmiş ve sömürülmekte olan ulusların elinde olmasının etkisi bulunmaktadır. Ancak sömürgeci anlayış ucuz işgücü elde etmek ve kullanmanın ötesinde, bölge insanının canının da “çok ucuz” hatta “değersiz” olduğu tezi üzerinden işlev görmektedir.
Hıristiyan batının düşünce dünyasında üstün ırk, üstün insan gibi kriterler bulunmakta, uygulamada bu özelliklerini “bozguncu ve kan dökücü” yapısı üzerinden yansıtmaktadır. Kendilerini efendi, diğer ulusları barbar, ezik, vasıfsız, köle gibi değerlendirmektedirler. Zaman zaman insan hakları ve eşitlik bağlamında öne sürdükleri yaklaşımlar ise uygulamada karşılığını bulmayan güzel söylemlerdir. Kendileri dışındaki Müslümanlara ve geri bırakılmış ülke insanlarına köleci dönemlerden kalan içgüdüleri ile dışlayıcı ve aşağılayıcı tavır sergilemektedirler. Kendi insanına gelince en ufak ayrıntıya dahi dikkat ederek mükemmel bir şekilde yaşatmanın yollarını ararken, aynı tavrı diğerlerine göstermemektedirler. Batının bu tavrı hayatın her alanına aynı mantıkla yansımaktadır. Ezilmekte olan insanların dirisine gösterdiği olumsuz davranışı, ölüsüne de göstermektedir. Sömürülmekte ve zulmedilmekte olan ülkelerde Batılıların ölen insanlara yaklaşımı iki açıdan farklı olmaktadır.
En başta ölen kişilerin adı, işi, dini, ailesi Batılılar açısından hiç önemli değildir. Ait olduğu ülke ve ölen sayısıdır önemli olan. Ölenlerin birey olarak varlığı ve kimliği hiçbir zaman dikkate alınmaz. Tıpkı mezbahada kesilen koyunlar gibi sadece istatistiki bilgileri verilir. Böylece onlara “Sizin bizim gözümüzde hiçbir değeriniz yok. Geride kalanlar da unutmasın bunu, ona göre ayağını denk alsınlar!” mesajı iletilir. Ancak kendi askerleri veya sivil vatandaşlarından ölen olduğunda adı, işi, dini, ailesinin durumu öne sürülür. Ölen kişi üzerinden kitlelere, saldırıyı yapanların böyle bir vahşeti işleyerek ne kadar alçak oldukları, oysa bu insanın da bir ailesi olduğu ve üzüldüğü, buraya sırf size adalet getirmek için gelen birisine böyle bir uygulamanın nasıl yapıldığını öne çıkarıcı yayınlar yapılır. Hatta yerel halkın beyninde, sizden yüz kişinin ölmesi önemli bir olay olmayıp dünyanın rutinidir. Ancak bizim bir kişimiz bile sizin yüz kişinizden daha değerlidir. Hem sizler çoğalan, ancak eğitim almayan halk sürüsüsünüz. Bizim her bir bireyimiz aldığı eğitim sayesinde öyle değerlidir ki bunu siz anlayacak beyne de sahip değilsiniz. Batılılar kendi hazırladıkları haberlerle yerel medyada da her zaman bu yaklaşıma uygun haberleri yayımlarlar. Sonuçta halkın kafasında aşağılık kompleksi oluşturularak, bir Batılının ölmesine karşılık yerel halkın katliama uğramasının hak olduğu bilinçaltına yerleştirilir.
Bugün Ortadoğu’da günde yüzlerce insan ölürken Batıda kimseden ses çıkmazken, İslam ülkeleri de olaya sayı üzerinden yanaşmaktadırlar. Ancak bir İsrailli veya Batılı asker öldüğünde Batı üzülmekte, Müslümanlar da çok garip bir şekilde sevinmektedirler. Bu davranışla kendilerinden ölen yüz kişinin değeri, bir anda bir asker kadar olmaktadır. Oysa Müslümanlar inananların her zaman üstün olduğunu bilmektedirler. Batılı propaganda yöntemleri ile getirildiğimiz durum budur. Tıpkı Irak’ta yüz binlerce insan ölmesine rağmen, ölen bir avuç Batılı asker üzerinden sevinç çığlıkları atarak tatmin olmak gibi.
Olayın ikinci boyutu da ölümlere ait görüntülerin sıradan bir olaymış gibi, medyada yayımlanması ile ilgilidir. Norveç’te olan katliamdaki kişilerin cesetlerinin mümkün olduğu kadar medyada yayımlanmaması buna en güzel örnektir. Batıdaki terör vakasına ait vahşi görüntülerin hiçbiri yayımlanmamaktadır. Batılıların aynı duyarlılığı İslam ülkelerindeki vahşetlerde göstermemeleri işin ilginç tarafıdır. Aksine İslam ülkelerinde yapılan tüm vahşet, en ince ayrıntısına kadar yayımlanmaktadır. Elbette bu durum tesadüf olmayıp sebebi vardır. Kendi halkının parçalanmış cesetlerini halkından gizleyerek cesetlerine dahi saygılı olan Batı, aynı zamanda terörün ulaşmak istediği propaganda amacına da alet olmamaktadır. Bu görüntülerin yayımlanması ile kitlelerde oluşacak korkunun toplumda yaratacağı travmaları dikkat alarak toplumsal sağlığını da korumaktadır. Kendi ülkesinde bu kadar duyarlı olan Batı, İslam ülkelerine gelince aynı duyarlılığı göstermemekte, tam aksi şekilde davranmaktadır.
Katledilen insanların toz toprak içindeki resimleri, insan zihninde “Bunlar zaten ilkel ve pislik içerisinde yaşayan değersiz insanlardır.” imajı uyandırmaktadır. Cesetlerin üst üste atılmış olması da “Bunların birey olarak hiçbir değeri olmadığı gibi sürü gibidirler.” hakaretini çağrıştırmak amaçlıdır. Hele cesetlerin paramparça ve kan içerisinde olması propagandanın en iğrenç bölümü olup Müslümanlara “Biz sizi böyle parçalara ayırırız. Bizden korkun ve bize karşı çıkmayın. Gücümüz karşısında saygı ve korkuyla eğilin!” mesajını iletmektedirler. Bir coğrafyanın beyinleri hem vahşi bir şekilde insanları katlederek hem de bu görüntüleri servis ederek böyle esir alınmaktadır. Yaygın medya ağı ile resimlerin paylaşılmasıyla da bu coğrafyada katliam ve ölümlerin normal olduğu, ölenlerin kimliğinden ziyade sayıları üzerinden mücadele sürecinin değerlendirildiği görülmektedir.
Sonuçta İslam coğrafyasında mücadele eden taraflar arasında mesajlar hep ölüler ve ölümler üzerinden verilmektedir. Ne yazık ki Müslüman ölüsü ile Batılı ölüsüne her iki tarafta da farklı anlamlar yüklenmektedir. İşin garip tarafı, Müslümanların da Batılının kazandırmak istediği bakış açısı ile genelde olaya bakmasıdır. Hatta daha öteye geçip bu ölümleri ve resimleri kanıksamalarıdır. Sabah kalktıklarında bugün kaç kişi öldüğünü öğrenip sayısal değer üzerinden politika üretmeye çalışmalarıdır. Bu nedenle sayı üç beş ise doğal sayılıp es geçilmekte, sayısal miktar arttıkça olaya ilgi gösterilmektedir. Ölen Batılı bir kişiyse garip bir şekilde mutluluk duymaktadırlar.
Ölen kişi Müslüman ise Batıda da içten içe bir sevinme ve dilden bir kınama olmaktadır. Ancak ölen kişi Batılı ise olay olduğundan çok fazla büyütülmektedir. Gerekirse uluslararası kriz haline dönüştürülmektedir. Oysa ölen her insan Allah’ın kuludur ve öldürme nedeni meşru müdafaa dışında ne olursa olsun kesinlikle yanlıştır. Dünyaya barış ve adalet getirmek isteyen İslam dinini bahane ederek öldürenler veya öldürülenler ile Batılı egemen güçlere hizmet için bu coğrafyada ölenler ve öldürülenler de sonuçta insandır. Propaganda amaçlı farklı anlam yüklenmesi onların da bu hayatta yaşama hakkı olan birer insan oldukları gerçeğini değiştirmemektedir. Ancak kendi topraklarını ve varlıklarını korumak için savaşanlarla, dağdan gelip bağdaki yerel halkı soykırıma uğratmak ve mallarına el koymak amacıyla savaşanlar elbette ki aynı kefede değerlendirilemez. Gerekçesi ne olursa olsun bu coğrafyayı karıştırmaya ve bölmeye gelenler, meşru müdafaa kapsamında gereken tepkiyi aldıklarında hiçbir mazeret öne süremezler. Varlıklarının meşruiyeti söz konusu olmadığı gibi direnişi sorgulayacak hakları da yoktur. Ve bu topraklarda Müslümanlara rahat vermeyenler, kendileri de dünyada hiçbir zaman rahat edemeyeceklerdir. Yoksa ilahi adaleti ne zannediyorsunuz...
admin















































































































































































































