Samsun Haber
Giriş Tarihi : 01-05-2024 13:51

Üniversitelerimiz Gazze Soykırımı Karşısında Neden Sessiz?

Üniversiteler sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik açıdan yaptıkları araştırmaları neşriyatı ve açıklamalarıyla yediden yetmişe bir milletin ufkunu açan, geleceğini aydınlatan bilimsel bilgi üreten kurumlar olarak bilinmektedir.

Üniversitelerimiz Gazze Soykırımı Karşısında Neden Sessiz?

Ülkemizde üniversitelerimiz modern binaları, devasa kampüsleri 200’e ulaşan sayıları, öğrencileri öğretim üyeleri ve çalışanları ile birlikte 7 milyonu aşan insan kaynağı ile muazzam bir yapı oluşturmaktadır.

 

Üniversitelerimiz genç dimağların aydınlatıldığı, evrensel düşüncelerin yaşatıldığı, insanlığın hayrına olan faydalı bilimsel araştırmaların özgür, özerk ve objektif bir şekilde yapılabildiği ve hayatın her alanına yansıtılabildiği bilimsel bilimin üretildiği kurumlar olarak anılmaktadır.

 

Ancak Üniversiteler bilgininin üretilip depolandığı bilgi çöplüğü değildir. Bilgi kampüs dışına çıkamıyorsa,  yapılan araştırmalar, üretilen bilgiler yaşam biçimine dönüştürülemiyorsa, aşılamayan ekonomik darboğaz, yaşanan sosyal çalkantılar, savaş, şiddet, baskı, dayatma, insan hakkı ihlalleri, ahlaki erozyon ve manevi tahribat gibi sorunlar karşısında üniversitelerimiz suskun kalıyorsa ya üniversite anlayışında ya da üniversitelilerimizin davranışlarında bir sorun var demektir.   

 

7 Ekim’den bu yana 200 günü aşkın süreden beri Siyonist İsrail’in Filistin toprakları üzerinde Gazze halkına yönelik uyguladığı vahşet, soykırım, etnik temizlik ve zorla göç ettirme gibi işlenen insanlık dramı karşısında Türkiye’deki üniversitelerimizin suskunluğu sürerken, geçen günlerde İsrail’in Filistin halkına uyguladığı soykırımın sonlandırılması amacıyla ilkönce ABD’nin Kolombiya üniversitesinde üniversite öğrencileri ve hocaları tarafından başlatılan daha sonra  ABD’nin diğer kentlerindeki üniversitelerde de sürdürülen  Filistin halkına fiili destek eylemleri polisin  insanlık dışı orantısız güç kullanmalarına rağmen an itibariyle  İsrail işbirlikçisi  Almanya, Fransa, İngiltere gibi Batılı ülkelerin üniversitelerinde de  giderek yaygınlaşmaktadır.

 

 ABD Başkanı Biden’ın soykırıma uğrayan Filistinlileri savunan üniversite öğrencilerini “anti-semitizm” ile suçlamaya çalışması, Siyonist İsrail yönetimine verdiği kayıtsız şartsız devam ettiğinin açık bir göstergesi olduğu gibi ABD’li Senatör Barnie Sanders’in Biden’ın bu sözlerine karşı; “ABD halkının zekasına hakaret etmeyin. Dikkati başka yöne çekmek için anti semitizmi kullanıyorsunuz, Filistin halkının göz göre göre yok edilmesine yardım ve yataklık ediyorsunuz” şeklindeki açıklaması da bir hakikatin ifadesidir.

 

Gelinen noktada   ABD, İngiltere, Fransa, Almanya gibi ülkeler başta olmak üzere, Filistin zulmünü telin eden insancıl gösteriler ve Tel Aviv’de katil İsrail  hükümet karşıtı eylemlerin sürmesi, Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı tarafında alınan soykırımı durdurmaya yönelik  tedbir kararının ardında Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafında alınacak muhtemel tutuklama kararının çıkacağı açıklamalar ile birlikte  Netanyahu iyice köşeye sıkışmış iken; İsrail ile siyasi, ticari ve askeri ilişkileri durduracak, Filistin’e yönelik  fiili destek sağlayacak bir adımın atılamadığı bir süreçte Siyonist İsrail’in Filistin halkına uyguladığı soykırımın sonlandırılması ve Filistin halkına destek amacıyla ABD ve Batılı ülkelerin üniversitelerinde başlatılan eylemler ne   kadar anlamlı ne kadar insani ve ne kadar vicdani ise, başta  Türkiye ve İslam Coğrafyasında ki   üniversitelerin “ağzı var dili yok” gibi davranmaları   bu tür insancıl eylemlere kapalı olmaları da o kadar utanç verici, o kadar gayri insani ve o kadar gayri vicdanidir.

 

ABD Kolombiya üniversitesinde Filistin’e destek için eyleme katılan bir babanın; “Kızım eğer Filistin için savaşırken tutuklanmayı tercih ederse en mutlu baba ben olacağım. Eğer polis beni tutuklarsa öğrencilerle birlikte gitmeye hazırım çünkü yaptığım şey doğru: Soykırıma karşı mücadele etmek.” Şeklindeki mesajı  İslam coğrafyasında kış uykusundan bir türlü uyanmayan vicdanların batıdan uyanmaya başladığının göstergesidir.

 

Uluslararası anlamda birçok suça bulaşan, 75 yıldan beri Filistinli çocukları, kadınları sivilleri öldüren, zindanlarda çürüten, Uluslararası hukuka rağmen Kudüs’e çöken, Mescidi Aksa’yı işgal eden   7 Ekim’den bu yana da Filistin toprakları üzerinde Gazze halkına yönelik  vahşet, soykırım, zorla göç ettirme ile etnik temizlik  başlatan  işlediği suçlardan dolayı Güney Afrika Cumhuriyeti’nin 1948 tarihli Birleşmiş Milletlerin (BM) Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ne istinaden 29 Aralık 2023 tarihinde Uluslararası Adalet Divanı (ICJ) nezdinde açılan davada soykırım suçu işlediğine hükmedilerek  Gazze soykırımını durdurması için ihtiyati tedbir kararı alınan İsrail’in haklarında alınan uluslararası kararları umursamadan soykırım ve vahşetini sürdürmesi; uluslararası kuruluşlarla birlikte bütün insanlık alemini aşağılama ve aynı zamanda hakaret anlamı taşımaktadır.

 

 İsrail’in 7 aya yakın süreden beri denizden havadan karadan saldırdığı Gazze Şeridi’nde insanlık dramı günden güne ağırlaşmaktadır.  % 70’i çocuk ve kadın olan 35 binden fazla Gazze’li şehit edilmiş, yaralananların  sayısı 78 bine ulaşmıştır. Camileri, hastaneleri, üniversiteleri, okulları, meskenleri, ekmek fırınları, su kaynakları elektrik santralleri  yerle bir edilmiştir. Sayıları 10 binlerle ifade eden ceset bina yıkıntılarının altında kalmıştır.

 

Diğer taraftan  Siyonist İsrail sağlık, temel gıda ve ihtiyaç maddelerini silah olarak kullanmakta gıdaya, suya erişimi engellemekte yardım dağıtım alanlarına gidenlerin üzerlerine bomba yağdırmaktadır.  Temiz su kaynaklarının yok edilmesi, sağlığa, gıdaya ve suya eşimin engellenmesi sebebiyle çocuklar ölüme mahkûm edilmektedir. Canlarını, mallarını topraklarını kaybeden masum ve mazlum Gazze halkı sistematik bir soykırıma, orantısız bir saldırıya maruz kalmalarına rağmen, ne yazık ki  bu vahşeti sonlandıracak ufukta henüz bir umut ışığı görülmemektedir.

 

 Özellikle 16 yıldan beri uygulanan abluka sebebiyle yiyecek, içecek, sağlık gibi temel gıda ve ihtiyaç maddelerinin engellenmesi ile Gazze’de asrın insani bir felaketi yaşanmaktadır. İsrail’in Gazze’de Filistin halkını yok etmek için uyguladığı savaş politikası, insanlık onurunu hiçe sayan uluslararası hukuku zorlayan insani ve ahlaki bir sorun olarak karşımızda durmaktadır.

 

Bu acımasız saldırılar ve açık hukuk ihlalleri  karşısında  uluslararası hukukun işletilememesi, Siyonist İsrail’in acımasız saldırılarına engel olunamaması sebebiyle  yaşanan felaketlerin en büyüğü   karşımızda dururken;  savaş, şiddet, işgal, vahşet ve soykırım gibi insanlık saldırılarının önlemesi amacıyla kurulan BM’nin çaresizliği, kadın hakları, çocuk hakları, insan hakları savunucu kuruluşların umursamazlığı, İslam İş birliği Teşkilatı gibi devasa bir kuruluşun sorumsuzluğu özellikle üniversitelerimiz tarafından tartışmaya açılamamaktadır? 

 

 Bilindiği üzere üniversitelerimiz, başta YÖK olmak üzere; rektör ve dekanları genel anlamda muhafazakâr veya milli, manevi ve medeniyet değerlerine bağlı yöneticiler tarafından yönetildiği o bilinmektedir. Asrın soykırımının yaşandığı Filistin ve Doğu Türkistan ile ilgili söyleyecek bir sözleri, atacakları fiili bir adımları yoksa, işlenen aleni vahşet karşısında kendilerini ve sorumlusu bulundukları kitleleri harekete geçirecek bir vicdanları kalmamış ise rektörlerimizin, dekanlarımızın dindarlığı ve  üniversite camiamızın çokluğu ile övünmemizin bir anlam ifade ettiğini söyleyebilmemiz mümkün müdür?

 

Kim olursa olsun zalime karşı, kim olursa olsun mazlumdan yana ilkesinden hareketle imkân dâhilinde elle ve dille zulmü engellemek ve zulüm ortadan kalkıncaya kadar zalimlerle mücadele etmek önce  insan, sonra da Müslüman olmanın gereğidir.“Bir kötülük gördüğünüz zaman onu elinizle ortadan kaldırınız, eliniz ile gücünüz yetmezse ona dilinizle karşı  çıkınız, buna  da gücünüz yetmez ise kalbinizle buğuz ediniz ki bu da imanın en zayıf mertebesidir.” ( (Müslim iman;78) Peygamberimiz bu ulvi sorumluğu gücü nispetinde bütün Müslümanlara yüklemiştir. Ancak hadis alimleri kötülükleri fiilen ortadan kaldırmanın gücü ellerinde tutan   devlet yetkililerinin, zulüm ve haksızlıklar karşısında susmamayı haykırma eylemi alimlerin, kalp ile buğuz etme işi de ellerinden hiçbir şey gelmeyen normal vatandaşların işi olduğunu ifade etmişlerdir. Başka bir hadisi şerifte Peygamberimiz (s.a.v) “Hakkı korumak, hakkı söylemek herkese vacip ise, ilim adamalarına farzdır.” Buyurulmuştur.

 

200 günü aşkın süreden beri Siyonist İsrail tarafında Gazze halkına uygulanan alenî soykırım, vahşet ve insanlık dramı karşısından sessiz kalmak işlenen zulüm ve soykırıma ortak olmak anlamına gelmektedir. Zulme sessiz kalmanın karşılığı da daha dünyada iken Allah tarafından verileceği ifade edilen şiddetli bir ceza olarak ifade edilmektedir.  Zalimlerin yanında olmayın; sonra ateş sizi de yakar. Allah’tan başka dostlarınız olmadığına göre bir yerden yardım da göremezsiniz.”(Hud,113)

 

 Allah, insanların canını, malını ırz ve namusunu kutsal saymış bunları korumak için mücadele etmeyi  ise farz kılmıştır. Bunlara yapılan saldırılar karşısında susmak, yapılanı sineye çekmek için gösterilen sabır ise haram sayılmıştır. Peygamberimiz haksızlık karşısında susanları dilsiz şeytanlara benzetmiş, Hz. Ali (r.a) de “Haksızlık önünde eğilmeyiniz, çünkü hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz.” Buyurmuştur.

 

 “Mü’minler ancak kardeştirler.” (Hucurat,10) Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez. Onu düşmana teslim etmez.” (Buhari mezalim) Şimdi konumumuz ve durumumuz ne olursa olsun vicdanımızı yoklayalım ve insanlığımızı sorgulayalım. Gazze’li ve D.Türkistan’lı kardeşlerimize insanlık ve Müslümanlık kardeşliğimizi ifa edebiliyor muyuz?

Kaynak: maarifinsesi.com - Mustafa KIR

adminadmin