Türkiye
Giriş Tarihi : 09-12-2014 12:49   Güncelleme : 09-12-2014 12:49

Allah İmtihan Etmez

İnsanlaşma sürecinin doğal sonucu olarak sosyal bir yaşam sürmek durumundayız

Allah İmtihan Etmez
İnsanlaşma sürecinin doğal sonucu olarak sosyal bir yaşam sürmek durumundayız. Bu nedenle yaşantımızı düzenlerken birtakım kural ve kaidelere uymak kaçınılmazdır. Aksi halde bir karmaşa hayatımızı kaplayacaktır. Yaşamımızda neyi, niçin ve nasıl yapacağımızın kuralları ana hatları ile belirlenmiştir. Bu sürecin gerçekleşmesinde ve yerleşmesinde en önemli faktör dinlerdir. Günümüzde yapılan uygulamaların hepsinin temelinde ilkçağlardan bugüne değin gelen tüm dinler etkili olmuştur. Renk tercihi, yemek şekli gibi uygulamalar yanında korkularımız, sevinçlerimiz ve kısacası her şey bu süreçte dinler tarafından belirlenmiş ve etkilenmiştir. Hatta günümüzde her ne kadar İslam dinine uygun yaşadığımızı ve inandığımızı söylesek de uygulamada hala putperest dinlerin kalıntıları yanında Hıristiyanlık ve Yahudilikten gelme pek çok uygulamayı da farkına varmadan dikkate almakta ve uygulamaktayız. Bu elbette ki doğal bir sonuçtur. Kültürlerin birbirini etkilemesi kaçınılmazdır. Dinsel kural ve algıların etkilenmişliği günlük yaşamımız üzerine önemli düzeyde etkide bulunmaktadır. Tanrıtanımaz insanların dahi yaşamında İslami izleri görmek çok sıradan bir olaydır. Özellikle korku ve endişe anlarında tanrıtanımazların inanma belirtileri göstermesi de bu nedenledir. Dinler arası etkileşme karşılıklı olarak gerçekleşmektedir. Bu konuda İslam dininin çok önemli bir ayrımı söz konusudur. Kuran merkezli olarak ele aldığımızda İslam dini, kendinden önceki din ve toplumlarda şekillenmiş olan dinsel inanışları kökten ret etmekte, yerine doğru düşünce ve inanışları koymaktadır. Ancak dindarların zaman içerisinde yozlaşması sonucunda diğer dinlerdeki yanlış iman esasları; içeriği, adı veya şekli değiştirilerek zamanla İslam dinindenmiş gibi İslam’a katılmıştır. Örneğin Mehdi ve Mesih beklentisi Yahudiliğin temelinde bulunurken Hıristiyanlara, oradan da İslam dinine bulaşmıştır. Ruh üzerine yapılan tartışmalar da İslam ve Kuran’ın temel konusu değilken, putperest kültürlerden Yahudilik ve Hıristiyanlığa, oradan da İslam’a taşınarak monte edilmiştir. Şeytan, kabir azabı, sırat köprüsü gibi Kuran dışı pek çok konu ve kültür bu yöntemlerle İslam’ın meselesi haline getirilmiştir. Oysa Kuran, Müslümanların inanması gereken iman esaslarını çok basit ve net bir şekilde ortaya koymuştur. Bu tartışmaların İslam dini çerçevesinde yapılması sonucunda bu konular İslam dininin unsuru gibi algılanmış ve üretilen yanlış çözümler zamanla iman esasları konusu içerisine dahil edilmiştir. Yaşadıklarımızın Allah’ın ezelde yazmış olduğu kader adındaki senaryo sonucu gerçekleştiğine inanmak da bu süreçten gelerek İslam’a dahil edilmiştir. Kader konusunun İslam’ın meselesi olmamasına karşın ele alınış şekli, ayetlerin de gerçek anlamından kaydırılmasına ve Kuran’ın edebi sanatlarla anlatım tarzının önüne geçmesine neden olmuştur. Böylece kader konusu Kurani mecrasından saptırılmış, putperest kültürlerdeki “yaşamak zorunda olunan bir yaşam” inancı, İslam’ın iman esasları arasına girmiştir. Oysa insanların Allah istemedikçe bir şey yapamayacağı (81/29) ayeti, Allah’ın her şeye gücünün olduğunu edebi şekilde vurgulaması olarak algılanması gerekirken, yaptığımız her şeyi bize Allah’ın yaptırdığı anlamı verilerek saptırılmıştır. Kelime oyunları ile saptırılan bu inanış sonucunda, yapılan her şeyi Allah’ın yaptırdığı söylenmesine rağmen sorumluluk insana atılarak, garip bir şekilde cezaya rıza göstermesi de beklenmektedir. Oysa seçim hakkı kimdeyse sorumluluk onda olacak ve sonucuna katlanacak olan da odur. Bu yaklaşımdan yola çıkarak insanoğlunun bu dünyada imtihan edildiği ve imtihan sonucuna göre de karşılığını alacağı öne sürülmektedir. Bu durumda başımıza gelen her türlü kötülük, güzellik, iyilik, doğru veya yanlış şeyler, Allah’ın bizi imtihan etmesinin sonucudur. Bizler de bunlara karşı vereceğimiz yanıt veya davranışlarla imtihanı kazanıyor veya kaybediyoruz. Doğal olarak da imtihan sorusu olarak nitelenebilecek tüm olaylara en baştan imtihan sorusu diye rıza göstermek de birinci koşuldur. Daha bu aşamada isyan edip soruya karşı çıkanlar ise kaybetmeye başlamaktadırlar. Bu durumda soruları hazırlayan ve önümüze çıkarak Allah olduğuna göre, kaderci yaklaşım gereği bunların hepsinin sorumlusu da Allah olmaktadır. Özetle bize soru olarak karşımıza çıkarılan olayın, bir başkasının başına gelen bir olay olabileceğini de unutmamak gerekir. Örneğin babamızın ölmesi bizim sınav sorumuzdur. Buna nasıl davranacağımız bizim alacağımız puana etki etmektedir. Bu arada babamızın ölmesi de onun sınav sorusudur. Dolayısıyla Allah herkesi sınav etmektedir. Ancak bu soruları bizzat kendi hazırlıyorsa sorun vardır. Zira beni ve babamı imtihan edebilmek için canını almaktadır. Kaderciliğin zirve noktasıdır bu durum. Bu tip bir yaklaşımın mantıklı olması olası değildir. Bu durumda her şey Allah’ın kontrolündedir ve insandan sorumluluk kalkmıştır. Ayrıca hayatımızın her aşaması sınav sorusu olarak düzenlenmiş demektir ki bu da kulun iradesini sıfırlanması demektir. Kula düşen başına gelen her şeye rıza göstermektir. Başımızda zalim bir idarecinin veya işverenin olması bizim sınav sorumuz ise ne yapılacaktır. Allah belki sabrımızı deniyor. Belki de karşı çıkmamızı istiyor. Bu durumda ölümlü bir vaka olduğunda sonuç ne olacak. Daha girift olaylar nasıl gelişecek, sonuç ne olacak... Bu ve benzeri soruları sorduğumuzda Allah’ın kullarına imtihan sorusu veya ortamı hazırlamak gibi bir yaklaşımı insana zulüm olarak görünmektedir. O halde bu dünyayı bir imtihan dünyası (29/1-3) olarak niteleyen Kuran’a göre durum nedir. Burada ince bir anlayış eksikliği vardır. Kadercilik kıskacından kurtulup sistemi toplam analize tabi tuttuğumuzda Allah’ın bizzat imtihan sorusu veya ortamı hazırlamadığını görmekteyiz. Zira böyle bir yaklaşım, kulların bir kısmını imtihan etmek için diğer kulları kullanmak ve istemedikleri yanlışları yapmaya sevk etmek demektir. Bu nedenle Allah insanlara karışmamakta, kendi iradelerine bırakmaktadır. Ancak insanoğlu başıboş da bırakılmamıştır (75/36). İnsanlara imtihan kastıyla Allah tarafından soru sorulmuyor, ancak yaşadıkları her olay karşısında alacağı tavır, göstereceği yaklaşım ve çözüm yolları insanın imtihanını belirlemektedir. Allah’ın kıyamete kadar evrensel sisteme müdahalesi sünnetullah ile olmakta, insanları hür iradeleri ile bırakmaktadır. Başına bela geldiğinde sabretmek veya yasal çözüm yolları üretmek imtihanın çıktısıdır. İnsanların başına sorun çıkarmak ve uğraştırmak da bunu yapanın imtihanıdır. Geçim sıkıntısı çekene infak yoluyla yardım etmek, zenginin imtihanıdır. Aldığı infak parasını ihtiyacı kadar ve usulüne uygun harcamak da fakirin imtihanıdır. Bir devlet başkanının adil olup olmaması onun imtihanıdır. Onu seçenlerin imtihanı ise seçmek ve sonucunda yaşanan olaylara tepki göstermek veya destek vermektir. Kısacası Allah kullarını bizzat soru ve ortam hazırlayarak imtihan etmemekte, ancak kullar her ortam ve koşulda gösterdikleri tavır ve davranışlarla imtihan olmaktadır. Kıyamet gününde de imtihandaki  davranışına göre sorguya çekilecek ve karşılıklarını alacaklardır.
adminadmin