Akıllı Olan Müslümandır Müslüman Olan Akıllıdır

Nihat Güç

23-05-2025 18:36

Her insan günün birinde ölecek ve hesaba çekilecektir. Hesabımızın kolay olması adına hesaba çekilmeden önce kendimizi hesaba çekmemiz son derece önemli ve gereklidir. Müslüman olmamız da bunu gerekli kılmaktadır.

Bizler öldükten sonra öne çıkan vasfımız ile anılacağız. Her insan; dünya hayatında öne çıkan sıfatıyla, gece gündüz yerine getirdiği ibadetleriyle, boğazına kadar daldığı haramları ile, uğraştığı işiyle, adıyla ve sanıyla anılır. Kimisi de yaptığı siyasetiyle, sahnede yükselttiği sesiyle, insanlara telkin ettiği düşüncesiyle, isyanıyla, inkârıyla, nifakıyla, oynadığı oyunlarıyla, kimisi de her şeye rağmen çevirdiği entrikalarıyla anılır. İllaki anılır yani.

Sen yaşadığın Kur’an’la, sünnetten aldığın ilhamla, yaşadığın İslam’la, her yerde tanıttığın Peygamber (s.a.v.)’le anıl. Hayat düsturu edindiğin doğrularınla anıl, kovulduğun dokuzuncu köyün adıyla anıl. Çünkü İslam’da yer, bölge, şehir, isim, ırk, cinsiyet, yaş ve kültür üstünlüğü yoktur. İman ve amel farklılığı vardır. Nerede yaşarsan yaşa, İslam ile yaşa. İslam’ın emirleri doğrultusunda bir yaşam sürdür ve bu minvalde gerçekleşecek bir ölüme kucak aç. Allah’tan sakın. O’ndan kork. O’na yönel. O’nun emirlerine sarıl. Unutma! İslam’ın dışında yakalandığın her çeşit ölüm, seni suyun dibine çeken, boğulmana vesile olan ayağına takılı bir takoz olacaktır. Laik olarak ölme, Demokrat olarak ölme, Kanun adamı olarak ölme. İçkiyi, kumarı, faizi, zinayı savunan biri olarak ölme. Sosyalist, Cumhuriyetçi, Milliyetçi, Asabiyetçi veya Irkçı biri olarak ölme. Buna son derece dikkat et; “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten nasıl sakınmak gerekiyorsa, öylece sakının ve siz ancak müslümanlar olarak ölün.” (Al-i İmran/102) Ne yaparsan yap, nasıl davranırsan davran, nasıl düşünürsen düşün ancak Müslüman olarak ölmeye bak. Buna dikkat et. Hesabın kitabın bu yönde olsun. Başka bir ölüm çeşidi paklamaz seni.

Unutmayın ki akıllı olan Müslümandır, Müslüman olan da akıllıdır.

Senin için geçmişten gelen bir üstünlük, ırksal bir farklılık, kişisel ve cinsiyete bağlı bir öncelik yoktur. İster doğuda yaşa ister batıda. İster Ahmet ol ister Fatma. İster Kürt, ister Türk, ister Arap ister İngiliz olarak dünyaya gel. İster Mekke ister Moskova, ister Medine ister Pekin’de yaşa. Sen Müslüman olarak hayatını sürdürmek ve Müslüman olarak ölmek zorundasın. Senin için bunun dışında başka bir çıkış kapısı yoktur.

Kim bu dine uyarsa, kim bu dinin emirlerini yaşamaya, haramlarından uzaklaşmaya çalışırsa o kazanır. Kazanma ve başarıya ulaşma sadece dünya ile sınırlı bir olgu olduğunu da düşünme. Hayat süreklilik arz eden bir konudur. İnsan da bu sürekliliğe göre programlanarak yaratılmıştır. Bu dünyaya anlam katan ve anlamlandıran ana unsur, ahiret hayatıdır. Ahiret hayatı olmamış olsaydı dünya hayatı da manasını yitirerek anlamsızlaşacaktı. Dünyayı anlamlı kılan asıl etmen, ahirete yönelik açılan kapı olmasıdır. İnkâr etmek veya kabul etmek senin elindedir.

Kazanmayı, başarılı olmayı bu dünya ile sınırlı tutmak akıl tutulmasından başka bir şey değildir. Bu dünyada kazançlı çıkmak önemlidir. Ama unutmamak lazımdır ki ahirette kârlı çıkmak çok daha önemli bir iştir. Asıl olan ahirette cennete kanat çırpmak, cehennemden azade olmaktır. Akıllı olmak, aklını çalıştırmak bunu gerekli ve zorunlu kılmaktadır. Cehenneme duçar kalmış bir insanın aklının var olması bir mana ifade etmez, hatta yük olur sahibi için.

Kim de bu dine saldırırsa, kim bu dini değersizleştirmenin gayretine girişirse, yok hükmünde kabul ederse, kim bu dine uymazsa o kaybeder. Bu işin lamı cimi yok. Pişmanlık da fayda vermeyecektir. Kişi ahirette cehenneme duçar kaldığında anlayacaktır bu konunun ehemmiyetini. Artık geri dönüşü de yok bu işin. İşte asıl pişmanlık, asıl bedbahtlık, asıl akılsızlık ve asıl zarar budur. Aklını kullanamamak bu olsa gerek. Dünya ile sınırlı kalan, tek taraflı ve kısır bir bakış açısı olması gereken mükemmel bir bakış açısı değildir.

Allah’ın gönderdiği kitaba, seçtiği elçiye, koyduğu kurallara iman etmede sıkıntı yaşayan kimi insanın gözlerinin önünde cereyan eden bazı olayları olması gereken veçhiyla anlamıyor olmalarını veya tersten anlamalarını gayet normal bir durum olarak görüyorum. Bu gibi kişilerin olayları tersten anlamalarının en bariz sebebinin akıllarını kullanamıyor olmalarından kaynaklandığını rahatlıkla söyleyebilirim. Eğer aklını kullanabiliyor olsalardı evvela Kitaba, Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)’ya, İslam dinine iman ederlerdi. İman akıllı insanların işi olduğuna göre iman etmemek akılsızların işidir.

Bir daha söylemek istiyorum ki akıllı olan Müslümandır, Müslüman olan akıllıdır.

Kur’an okumayan, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i tanımayan ve hadislerden habersiz kişiler ile dini meseleleri mütalaa etmek, fikir alış verişinde bulunmak, bir olay hakkında gerçek bir analiz yapmak beyhude bir iştir. Anlamsızdır. Din ahirete yönelik olduğuna göre anlama kabiliyetini yitiren insanlardan ahirete yönelik bir meseleyi anlamalarını beklemek akılsızlıktır. Aklını kullanamayan insanlardan fazla bir şey beklemeyin. Çünkü onlar şeytan tarafından telkin edilenleri okumaktan, yanlışları savunmaktan, hatta yanlışı doğru olarak ileri sürmekten de geri durmayan, kör ve karanlık kuyularda su arayan varlıklardır.

İmanında sorun yaşayan insanlar ile dini bir mesele hakkında karşılıklı fikir teatisinde bulunmak mümkün değildir. Tebliğ yani imana çağrı meselesi başka... Çünkü tebliğde dini herhangi bir mesele konusunda (inanmayan kişi ile) karşılıklı bir mütalaa söz konusu değildir. İnanç esaslarını ortaya koymaktır tebliğ. İster inanır ister inanmaz. İnanması gereken meseleler hakkında fikir ileri sürmesini beklemek doğru değildir.

Şunu da ilave etmeden geçmeyeceğim. Tüm olumsuzluklar dostlarımızı düşman, düşmanlarımızı da dost olarak bellediğimiz gün başladı. O gün düştüğümüz, yer kapaklandığımız gündü.

Ne zaman ki dostlarımızı dost, düşmanlarımızı da düşman olarak kabul edersek bu zilletten, bu esaretten, bu vahşetten, bu dağınıklıktan, parçalanmışlıktan, başsızlıktan, en önemlisi de dost görünümlü düşmanlarımızdan kurtulabiliriz.

Düşmanlığımız da dostluğumuz da Kur'an ve Sünnet çerçevesinde olmalıdır. Kimseye aşırı sevgi besleyemeyeceğimiz gibi kimseler ile aşırı bir düşmanlığı da savunamayız. Biz vasat bir ümmetiz.

Allah’ın düşmanlarını düşman, dostlarını da dost belleyelim ki rahmet ve merhamete erişelim. Allah’ın düşmanlarını dost, dostlarını da düşman bellediğimiz müddetçe iflah olmayacağımız gibi azaba duçar da kalabiliriz ahirette. Bu vesileyle ahirette Allah’ın dostluğunu kaybedebileceğimiz gibi dostlarımızdan da yardım görmeyerek rezil rüsva bir şekilde ortalıkta da kalabiliriz.

Bir Müslüman Allah’a, Allah’ın istediği gibi şartlarına riayet ederek iman eder. Müşrikler ise Allah’a istedikleri gibi iman ederler. Müslüman ile müşriklerin arasındaki en bariz fark budur. Bu farkı küçümsemeyin. Cennet ve cehenneme açılan yegane kapı bu şartın ileri sürdüğü konumdan açılmaktadır.

Müslümanlar dünya arenasında kâfirlere ve müşriklere benzemedikleri müddetçe sorunlar çözülmeyecek hatta kıyamete kadar artarak devam edecektir. Buna hak ve batıl mücadelesi diyoruz. Hak ve batıl mücadelesi iman ve inkârın nihai bir sonucudur.

İman ve inkâr…

Her insan günün birinde ölecek ve hesaba çekilecektir. Hesabımızın kolay olması adına hesaba çekilmeden önce kendimizi hesaba çekmemiz son derece önemli ve gereklidir. Müslüman olmamız da bunu gerekli kılmaktadır.

Bizler öldükten sonra öne çıkan vasfımız ile anılacağız. Her insan; dünya hayatında öne çıkan sıfatıyla, gece gündüz yerine getirdiği ibadetleriyle, boğazına kadar daldığı haramları ile, uğraştığı işiyle, adıyla ve sanıyla anılır. Kimisi de yaptığı siyasetiyle, sahnede yükselttiği sesiyle, insanlara telkin ettiği düşüncesiyle, isyanıyla, inkârıyla, nifakıyla, oynadığı oyunlarıyla, kimisi de her şeye rağmen çevirdiği entrikalarıyla anılır. İllaki anılır yani.

Sen yaşadığın Kur’an’la, sünnetten aldığın ilhamla, yaşadığın İslam’la, her yerde tanıttığın Peygamber (s.a.v.)’le anıl. Hayat düsturu edindiğin doğrularınla anıl, kovulduğun dokuzuncu köyün adıyla anıl. Çünkü İslam’da yer, bölge, şehir, isim, ırk, cinsiyet, yaş ve kültür üstünlüğü yoktur. İman ve amel farklılığı vardır. Nerede yaşarsan yaşa, İslam ile yaşa. İslam’ın emirleri doğrultusunda bir yaşam sürdür ve bu minvalde gerçekleşecek bir ölüme kucak aç. Allah’tan sakın. O’ndan kork. O’na yönel. O’nun emirlerine sarıl. Unutma! İslam’ın dışında yakalandığın her çeşit ölüm, seni suyun dibine çeken, boğulmana vesile olan ayağına takılı bir takoz olacaktır. Laik olarak ölme, Demokrat olarak ölme, Kanun adamı olarak ölme. İçkiyi, kumarı, faizi, zinayı savunan biri olarak ölme. Sosyalist, Cumhuriyetçi, Milliyetçi, Asabiyetçi veya Irkçı biri olarak ölme. Buna son derece dikkat et; “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten nasıl sakınmak gerekiyorsa, öylece sakının ve siz ancak müslümanlar olarak ölün.” (Al-i İmran/102) Ne yaparsan yap, nasıl davranırsan davran, nasıl düşünürsen düşün ancak Müslüman olarak ölmeye bak. Buna dikkat et. Hesabın kitabın bu yönde olsun. Başka bir ölüm çeşidi paklamaz seni.

Unutmayın ki akıllı olan Müslümandır, Müslüman olan da akıllıdır.

Senin için geçmişten gelen bir üstünlük, ırksal bir farklılık, kişisel ve cinsiyete bağlı bir öncelik yoktur. İster doğuda yaşa ister batıda. İster Ahmet ol ister Fatma. İster Kürt, ister Türk, ister Arap ister İngiliz olarak dünyaya gel. İster Mekke ister Moskova, ister Medine ister Pekin’de yaşa. Sen Müslüman olarak hayatını sürdürmek ve Müslüman olarak ölmek zorundasın. Senin için bunun dışında başka bir çıkış kapısı yoktur.

Kim bu dine uyarsa, kim bu dinin emirlerini yaşamaya, haramlarından uzaklaşmaya çalışırsa o kazanır. Kazanma ve başarıya ulaşma sadece dünya ile sınırlı bir olgu olduğunu da düşünme. Hayat süreklilik arz eden bir konudur. İnsan da bu sürekliliğe göre programlanarak yaratılmıştır. Bu dünyaya anlam katan ve anlamlandıran ana unsur, ahiret hayatıdır. Ahiret hayatı olmamış olsaydı dünya hayatı da manasını yitirerek anlamsızlaşacaktı. Dünyayı anlamlı kılan asıl etmen, ahirete yönelik açılan kapı olmasıdır. İnkâr etmek veya kabul etmek senin elindedir.

Kazanmayı, başarılı olmayı bu dünya ile sınırlı tutmak akıl tutulmasından başka bir şey değildir. Bu dünyada kazançlı çıkmak önemlidir. Ama unutmamak lazımdır ki ahirette kârlı çıkmak çok daha önemli bir iştir. Asıl olan ahirette cennete kanat çırpmak, cehennemden azade olmaktır. Akıllı olmak, aklını çalıştırmak bunu gerekli ve zorunlu kılmaktadır. Cehenneme duçar kalmış bir insanın aklının var olması bir mana ifade etmez, hatta yük olur sahibi için.

Kim de bu dine saldırırsa, kim bu dini değersizleştirmenin gayretine girişirse, yok hükmünde kabul ederse, kim bu dine uymazsa o kaybeder. Bu işin lamı cimi yok. Pişmanlık da fayda vermeyecektir. Kişi ahirette cehenneme duçar kaldığında anlayacaktır bu konunun ehemmiyetini. Artık geri dönüşü de yok bu işin. İşte asıl pişmanlık, asıl bedbahtlık, asıl akılsızlık ve asıl zarar budur. Aklını kullanamamak bu olsa gerek. Dünya ile sınırlı kalan, tek taraflı ve kısır bir bakış açısı olması gereken mükemmel bir bakış açısı değildir.

Allah’ın gönderdiği kitaba, seçtiği elçiye, koyduğu kurallara iman etmede sıkıntı yaşayan kimi insanın gözlerinin önünde cereyan eden bazı olayları olması gereken veçhiyla anlamıyor olmalarını veya tersten anlamalarını gayet normal bir durum olarak görüyorum. Bu gibi kişilerin olayları tersten anlamalarının en bariz sebebinin akıllarını kullanamıyor olmalarından kaynaklandığını rahatlıkla söyleyebilirim. Eğer aklını kullanabiliyor olsalardı evvela Kitaba, Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)’ya, İslam dinine iman ederlerdi. İman akıllı insanların işi olduğuna göre iman etmemek akılsızların işidir.

Bir daha söylemek istiyorum ki akıllı olan Müslümandır, Müslüman olan akıllıdır.

Kur’an okumayan, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i tanımayan ve hadislerden habersiz kişiler ile dini meseleleri mütalaa etmek, fikir alış verişinde bulunmak, bir olay hakkında gerçek bir analiz yapmak beyhude bir iştir. Anlamsızdır. Din ahirete yönelik olduğuna göre anlama kabiliyetini yitiren insanlardan ahirete yönelik bir meseleyi anlamalarını beklemek akılsızlıktır. Aklını kullanamayan insanlardan fazla bir şey beklemeyin. Çünkü onlar şeytan tarafından telkin edilenleri okumaktan, yanlışları savunmaktan, hatta yanlışı doğru olarak ileri sürmekten de geri durmayan, kör ve karanlık kuyularda su arayan varlıklardır.

İmanında sorun yaşayan insanlar ile dini bir mesele hakkında karşılıklı fikir teatisinde bulunmak mümkün değildir. Tebliğ yani imana çağrı meselesi başka... Çünkü tebliğde dini herhangi bir mesele konusunda (inanmayan kişi ile) karşılıklı bir mütalaa söz konusu değildir. İnanç esaslarını ortaya koymaktır tebliğ. İster inanır ister inanmaz. İnanması gereken meseleler hakkında fikir ileri sürmesini beklemek doğru değildir.

Şunu da ilave etmeden geçmeyeceğim. Tüm olumsuzluklar dostlarımızı düşman, düşmanlarımızı da dost olarak bellediğimiz gün başladı. O gün düştüğümüz, yer kapaklandığımız gündü.

Ne zaman ki dostlarımızı dost, düşmanlarımızı da düşman olarak kabul edersek bu zilletten, bu esaretten, bu vahşetten, bu dağınıklıktan, parçalanmışlıktan, başsızlıktan, en önemlisi de dost görünümlü düşmanlarımızdan kurtulabiliriz.

Düşmanlığımız da dostluğumuz da Kur'an ve Sünnet çerçevesinde olmalıdır. Kimseye aşırı sevgi besleyemeyeceğimiz gibi kimseler ile aşırı bir düşmanlığı da savunamayız. Biz vasat bir ümmetiz.

Allah’ın düşmanlarını düşman, dostlarını da dost belleyelim ki rahmet ve merhamete erişelim. Allah’ın düşmanlarını dost, dostlarını da düşman bellediğimiz müddetçe iflah olmayacağımız gibi azaba duçar da kalabiliriz ahirette. Bu vesileyle ahirette Allah’ın dostluğunu kaybedebileceğimiz gibi dostlarımızdan da yardım görmeyerek rezil rüsva bir şekilde ortalıkta da kalabiliriz.

Bir Müslüman Allah’a, Allah’ın istediği gibi şartlarına riayet ederek iman eder. Müşrikler ise Allah’a istedikleri gibi iman ederler. Müslüman ile müşriklerin arasındaki en bariz fark budur. Bu farkı küçümsemeyin. Cennet ve cehenneme açılan yegane kapı bu şartın ileri sürdüğü konumdan açılmaktadır.

Müslümanlar dünya arenasında kâfirlere ve müşriklere benzemedikleri müddetçe sorunlar çözülmeyecek hatta kıyamete kadar artarak devam edecektir. Buna hak ve batıl mücadelesi diyoruz. Hak ve batıl mücadelesi iman ve inkârın nihai bir sonucudur.

İman ve inkâr…

 

DİĞER YAZILARI Müslüman Ahlaklıdır 01-01-1970 03:00 Zuhruf Suresi'ne Başlarken 01-01-1970 03:00 İslam’ın Olmadığı Yerlerde Vahşet Ve Dehşet Kardeş Olur 01-01-1970 03:00 ABD-İsrail Ve İran Savaşı 01-01-1970 03:00 Ramazan’a Elveda 01-01-1970 03:00 İsrail-ABD, İran Ve Biz 01-01-1970 03:00 Rü’yet-i Hilal Meselesi Ve Diyanet İşleri Başkanlığı 01-01-1970 03:00 Bir Ve Beraber Hareket Etmek Zorundayız! 01-01-1970 03:00 Rol Modellerimz (!) 01-01-1970 03:00 İyi İnsan, Kötü İnsan 01-01-1970 03:00 İnsanlarımız Ve İslam 01-01-1970 03:00 Cahiliye Düzeni 01-01-1970 03:00 Faizli banka aracılığıyla maaşımı almak istemiyorum! 01-01-1970 03:00 Kur’an’dan Birkaç Mesaj 01-01-1970 03:00 Ana Eksenimiz Ne? 01-01-1970 03:00 Gittikçe Bunalıma Batıyoruz 01-01-1970 03:00 Müslüman Ve Kâfir 01-01-1970 03:00 Güvenlik Gerekçesi 01-01-1970 03:00 İman Etmek veya Küfre Düşmek 01-01-1970 03:00 Sumud Filosu 01-01-1970 03:00 Haini Çok Olan Bir Coğrafyada Yaşıyoruz 01-01-1970 03:00 İslam Ve İnsan 01-01-1970 03:00 İbadetlerde Özgürlük, Haramlarda Tutsaklık 01-01-1970 03:00 Yasaklanan İslam’dır. 01-01-1970 03:00 Laik Ortam Ve Müslümanlar 01-01-1970 03:00 Gündem Gazze! 01-01-1970 03:00 Dua ve Savaş 01-01-1970 03:00 Yahudileşmek Ya Da Hamas Silah Bıraksın Demek 01-01-1970 03:00 İsrail’e Askeri Müdahale Şart 01-01-1970 03:00 Suriye Ve Durziler Meselesi 01-01-1970 03:00 Şaşkın İnsan 01-01-1970 03:00 Diyanet İşleri Başkanlığı 01-01-1970 03:00 Müslümanlar Ve Kâfirler 01-01-1970 03:00 İsrail İran Savaşı 01-01-1970 03:00 Gazzeli Mücahitler Dünya Müslümanlarının Lokomotifi Oldular 01-01-1970 03:00 İşlevsel İslam 01-01-1970 03:00 Şeytan’dan Allah’a Sığınırız -2- 01-01-1970 03:00 Şeytan’dan Allah’a Sığınırız -1- 01-01-1970 03:00 Adil Olmak Veya Zulmetmek 01-01-1970 03:00 İnsanların Hedefleri ve Başarıları 01-01-1970 03:00 Sûni Sınırlar Aşılmadan Gazze Kurtulamaz 01-01-1970 03:00 İslam’a Tabi Olmak 01-01-1970 03:00 Değişimi Iskalamak 01-01-1970 03:00 Si(s)temsel Bir Eleştiri 01-01-1970 03:00 İsimlendirmeleri Yeniden Yapalım 01-01-1970 03:00 Gündemi Değerlendirme Biçimi 01-01-1970 03:00 Bir Filistin Yazısı Daha 01-01-1970 03:00 Hesabı Da Unutmayın! 01-01-1970 03:00 Ardımızdan Ağlayanımız Olacak Mı? 01-01-1970 03:00 Kurtuluş Noktası 01-01-1970 03:00 GAZZE 01-01-1970 03:00 Takva Elbisesi Ve Tesettür 01-01-1970 03:00 Ayak Uyduramıyorum 01-01-1970 03:00 İslam ve Beşeri Sistemler 01-01-1970 03:00 Her İnsanın Bir Karnesi Vardır 01-01-1970 03:00 Gazze’de Ateşkes Uygulanmaya Başlandı 01-01-1970 03:00 Sünnettüllah 01-01-1970 03:00 Niyet -2- 01-01-1970 03:00 Niyet -1- 01-01-1970 03:00 Suriye Meselesi -3- 01-01-1970 03:00 Suriye Meselesi -2- 01-01-1970 03:00 Suriye Meselesi 01-01-1970 03:00 Tesettür Üzerine -3- 01-01-1970 03:00 Bir Oku Bin Düşün 01-01-1970 03:00 Tesettür Üzerine -2- 01-01-1970 03:00 Tesettür Üzerine -1- 01-01-1970 03:00 Biz, Bize Benzemek Zorundayız 01-01-1970 03:00 Bahaneleri Çok 01-01-1970 03:00 Kime Göre Neye Göre 01-01-1970 03:00 Şahidimiz Bedenimizdir 01-01-1970 03:00 Bir Ayetin Düşündürdükleri 01-01-1970 03:00 7 Ekim El-Aksa Tufanı 01-01-1970 03:00 Cahiliye Dönemi Anatomisi 01-01-1970 03:00 Gazze ve Biz 01-01-1970 03:00 Sitem ve Sistem 01-01-1970 03:00 Yasin suresi 14. Ayetin düşündürdükleri 01-01-1970 03:00 Sürü Psikolojisi -5- 01-01-1970 03:00 Sürü Psikolojisi -4- 01-01-1970 03:00 Sürü Psikolojisi -3- 01-01-1970 03:00 Sürü Psikolojisi -2- 01-01-1970 03:00 Sürü Psikolojisi -1- 01-01-1970 03:00 Şeriat’a Karşıyım 01-01-1970 03:00 İbadetlere İlavelerde Bulunmak -5- 01-01-1970 03:00 İbadetlere İlavelerde Bulunmak -4- 01-01-1970 03:00 İbadetlere İlavelerde Bulunmak -3- 01-01-1970 03:00 Filistin ve Biz 01-01-1970 03:00 İbadetlere İlavelerde Bulunmak -2- 01-01-1970 03:00 Bangladeş’te Kıyam 01-01-1970 03:00 İsmail Haniye 01-01-1970 03:00 İbadetlere İlavelerde Bulunmak -1- 01-01-1970 03:00 Elleri Kuruyasıcalar! 01-01-1970 03:00 Dileyen İnkar Eder Dileyen De İman Eder 01-01-1970 03:00 İlahlaşmak 01-01-1970 03:00 Yapacağınız Tercihlere Dikkat Edin 01-01-1970 03:00 Futbol En Büyük Afyondur 01-01-1970 03:00 7 Ekim Geç Kalınmış Bir Tarihtir 01-01-1970 03:00 Kültürel Emperyalizm 01-01-1970 03:00 Suçun Şahsiliği Esastır 01-01-1970 03:00 Hz. Aişe (r.ah.)’nin Yaşı 01-01-1970 03:00 İsteyenin İnandığı Bir Sistemden İsteyenin İnkâr Ettiği Bir Sisteme 01-01-1970 03:00 Aman ha! 01-01-1970 03:00 Gazze Mektebi Bizleri Eğitmeye Devam Ediyor 01-01-1970 03:00 Arkası Gelmeyen Sorular 01-01-1970 03:00 Ah! Gazze ah! 01-01-1970 03:00 Serap Hakikat Değildir Hakikat Tektir, O Da Kur’an ve Sünnettir 01-01-1970 03:00 Doğruluk İspat Gerektirir 01-01-1970 03:00 Batı(L) Ülkeleri 01-01-1970 03:00 İman Hakikati 01-01-1970 03:00 Şehit Hasan Saklanan 01-01-1970 03:00 Filistin Okumaları 01-01-1970 03:00 Ne Dersiniz? 01-01-1970 03:00 Bitmeyen İmtihanımız Filistin 01-01-1970 03:00 Seçim Analizi 01-01-1970 03:00 Filistin Meselesinin Neresinde Duruyoruz 01-01-1970 03:00 Her İnsan Ölecek Yaştadır 01-01-1970 03:00 Gazze Mektebinin Bize Öğrettikleri -2- 01-01-1970 03:00 Gazze Mektebinin Bize Öğrettikleri 01-01-1970 03:00 Kime Göre Doğru, Kime Göre Yanlış 01-01-1970 03:00 Zaman Üstü Bir Zaman -6- 01-01-1970 03:00 Zaman Üstü Bir Zaman -5- 01-01-1970 03:00 Zaman Üstü Bir Zaman -4- 01-01-1970 03:00 Zaman Üstü Bir Zaman -3- 01-01-1970 03:00 Zaman Üstü Bir Zaman -2- 01-01-1970 03:00 Ramazan Hoca’nın Şehadeti 01-01-1970 03:00 Zaman Üstü Bir Zaman -1- 01-01-1970 03:00 Sorular Tek Bir Kitaptan Gelecek 01-01-1970 03:00 PUT -3- 01-01-1970 03:00 PUT -2- 01-01-1970 03:00 Put- 1- 01-01-1970 03:00 Vazgeçilmezler ve Dokunulmazlar 01-01-1970 03:00 Farklı Bir Bakış Açısı İle Filistin 01-01-1970 03:00 Evvet, oyun süperdi! 01-01-1970 03:00 Filistini Konuşmak -13- 01-01-1970 03:00 Filistin'i Konuşmak-12- 01-01-1970 03:00 Filistin'i Konuşmak -11- 01-01-1970 03:00 Filistini Konuşmak -10 01-01-1970 03:00 Filistini Konuşmak -9- 01-01-1970 03:00 Filistin’i Konuşmak -7- 01-01-1970 03:00 Filistini Konuşmak -8- 01-01-1970 03:00 Filistin’i Konuşmak -6- 01-01-1970 03:00 Filistin’i Konuşmak- 5- 01-01-1970 03:00 Filistini Konuşmak-4- 01-01-1970 03:00 Filistini Konuşmak -3- 01-01-1970 03:00 Filistini Konuşmak -2- 01-01-1970 03:00 Filistin’i Konuşmak -1- 01-01-1970 03:00 İstişare 01-01-1970 03:00 Müminlerin Yapacakları, Yapmayacakları -3- 01-01-1970 03:00 Mü’minlerin Yapacakları, Yapmayacakları -2- 01-01-1970 03:00 Ne Yapalım, Ne Yapmayalım 1 01-01-1970 03:00 Bizler, bizlere ait olacağız Bizler, bize ait işler yapacağız 01-01-1970 03:00 Kötü Kokan Bataklık Kurutulmadan Güzel Kokan Gül Yetişmez 01-01-1970 03:00 İbadetlerin alternatifi var mıdır! 01-01-1970 03:00 Tüm bunları namazın mı emrediyor? 01-01-1970 03:00 İnsanoğlu bu… Huyum batsın. 01-01-1970 03:00 Hz. Ömer mi Dediniz 01-01-1970 03:00 Kendimizi Unutmayalım! 01-01-1970 03:00 Nasıl Bir Doğru! 01-01-1970 03:00 Siz Ne Dersiniz, Bilmem 01-01-1970 03:00 Aynanın Karşısındayım 01-01-1970 03:00
haber yazılımı