DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Advert
Nihat Güç
Nihat Güç
Giriş Tarihi : 22-02-2024 13:16

Zaman Üstü Bir Zaman -4-

Bir başka açıyla baktığımız vakit Yüce Allah hem bu dünyada cereyan eden zamanı bilmekte ve yönetmekte hem de ahirette var olan zamanı aynı anda bilmekte ve yönetmekte. İki zaman mefhumu da birbirinden çok farklı seyreden birer olgu olduğunu da unutamayız. Kader konusunu anlamlandırabilmek adına bu konuya ehemmiyetle eğilmede fayda vardır.

 

Bizim için bu gizemli bir konudur.

 

Bizler; dünya denilen mekâna mahpus, güneş denilen zamana bağlı ve akıl denen bir nimet ile düşünebilen nakıs bir varlık iken ahiretteki zamanın cereyan etme şeklini bilebilmemiz pek mümkün olmayabilir. Aklımız da bunun için tam teşekküllü ve gelişmiş değil. Biraz önce zikrettiğimiz gibi ellerimiz konuşmaya meyilli yaratılmış değil. Zaman geldiğinde ve mekân değiştiğinde nasıl ki ellerimiz konuşacak, ayaklarımız şahitlik edecek ise yaptıklarımıza; aklımız da bu konuyu kavramaya meyilli hale getirilecektir o zaman.

 

Varsa bir bilgimiz, bize bildirildiği kadardır. Sınırlıdır yani. Bunun dışına çıkamıyoruz. Çünkü algılama düzeyimiz mekana ve nesnelere bağlıdır. Belki de bunu kavrayacak yetkinlikte değiliz. Her iki zaman şeklini yöneten Allah, ilah olma ve kaderi taktir etme, var ettiği kullarının nerede, neyi, nasıl, ne zaman ve ne şekilde yapacağını bilme hakkına da yetkinliğine de sahiptir.

 

Nitekim Yüce Allah bir ayeti kerimede kendi yanındaki zamanı tarif ederken şöyle buyurmaktadır: “Bir de senden acele azap istiyorlar. Halbuki Allah asla va’dinden caymaz. Şüphesiz Rabbinin nezdinde bir gün, sizin saydığınız bin yıl gibidir.” (Hac/47)

 

Bu durum şu anda da böyledir.

 

Bizim katımızdaki bin yıl Allah katındaki bir gün gibidir. Zaman mefhumu yarattığı mahlukat için farklılık arz edebilir. Nitekim meleklerden bahsederken de: “Melekler ve Ruh (Cebrail) ona süresi elli bin yıl olan bir günde yükselir.” (Mearic/4) şeklinde zamanı ve hareketi tasvir etmektedir.

 

Biraz yavaşlayın ve yerinizde durun. Kafanızı kısa süreliğine iki elinizin arasına alın ve gözlerinizi kapatarak düşünmeye, tefekkür etmeye, anlatılanları içselleştirmeye başlayın. Ancak her şeyden önce teslim olun bu anlatılanlara.

 

İnsanın ellerinin konuştuğu, ayaklarının şahitlik ettiği bir zaman dilimi…

 

Gözlerin değişikliğe uğradığı ve Allah’ı görebildiği bir ortam...

 

Allah katındaki bir günün bin yılımıza bedel olduğu bir zaman çizelgesi...

 

Ve elli bin yıl olan bir günde yükselen melekler…

 

Bizim bilgimiz, bize bildirilenlerle sınırlıdır. Bizim bilgimiz var olan zamana göre, üzerinde yaşadığımız mekâna bağlı ve farkına vardığımız nesnelerle irtibatlı olarak vardır. Bizim bilgimiz mekâna göre değişiklik arz ettiği gibi zamana bağlı olarak da değişiklik göstermektedir.

 

Ancak Yüce Allah için zaman ve mekân denilen mefhumlar söz konusu değildir. Böyle bir durum muhaldir. Zaman itibariyle insanı kuşatmıştır O. “Hani sana, “Rabbin insanları çepeçevre kuşatmıştır” demiştik...” (İsra/60)

 

Evet Yüce Allah hem insanı hem de diğer tüm mahlukatı bizim kavrayamadığımız bir şekilde zamansal ve mekânsal bir şekilde çepeçevre kuşatmıştır. Hem başlangıç ve sonuç itibariyle kuşatmıştır hem de rızıkını vermek, hayatlarını taktir etmek, nefeslerini ve yaşam ortamlarını düzenlemek suretiyle kuşatmıştır. Hem yapacaklarını bilmek hem yapacaklarını sevk ve idare etmek suretiyle de kuşatmıştır. Hem de ecellerini taktir etmek, ne zaman, nerede, ne şekilde hayatları nihayete ereceğini bilmek suretiyle de kuşatmıştır. “Sizin ilahınız ancak kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayan Allah’tır. O, ilmiyle her şeyi kuşatmıştır.” (Ta-Ha/98)

 

İşte; kader denilen olgu, kader denilen düşünce, kader denilen unsur budur.

 

Yüce Allah güneş sisteminden önce de vardı ve her şeyi biliyordu. Güneş sistemi içinde var olan şeyleri bilmekle kalmıyor aynı zamanda sevk ve idare de ediyor. Güneş sistemi sona erdikten sonra da her şeyi bilecek ve bilmeye de devam edecek.

 

Bütün bu söylenenlerden sonra Allah’ın yarını yani geleceği bilemeyeceğini kim; neye göre, hangi hakla ve hangi akılla iddia edebilir ki? Konunun daha iyi anlaşılması açısından şu hadisi zikretmekte sakınca olmasa gerek. Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Sizin her birinizin annesinin karnındaki yaratılışının toplanması/spermin yumurtayla birleşip döllenmesi kırk günde olur. Sonra aynı kırk gün içerisinde alaka/yapışkan-döllenmiş hücre haline gelir. Sonra aynı kırk gün içerisinde mudga/çiğnemlik et parçası görünümündeki şeklini alır. Sonra Allah dört kelimeyi/dört hususu yazmakla görevlendirilen bir melek gönderir ve kendisine: 'Onun amelini, rızkını, ecelini, bir de şaki veya said olduğunu yaz' diye emredilir. Sonra kendisine ruh üflenir.?" (Buharî, Bedu'l-halk, 6).

 

İnsanların bilebilecekleri olduğu gibi hiçbir zaman bilemeyecekleri de vardır. Şöyle ki: “Kıyametin ne zaman kopacağı bilgisi şüphesiz yalnızca Allah katındadır. O, yağmuru indirir, rahimlerdekini bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Hiç kimse nerede öleceğini de bilemez. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır.” (Lokman/24)

NELER SÖYLENDİ?
@
KÖŞE YAZARLARI TÜMÜ
NAMAZ VAKİTLERİ
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
BURÇ YORUMLARI
  • KOÇ
    Koç Burcu
  • BOĞA
    Boğa Burcu
  • İKİZLER
    İkizler Burcu
  • YENGEÇ
    Yengeç Burcu
  • ASLAN
    Aslan Burcu
  • BAŞAK
    Başak Burcu
  • TERAZİ
    Terazi Burcu
  • AKREP
    Akrep Burcu
  • YAY
    Yay Burcu
  • OĞLAK
    Oğlak Burcu
  • KOVA
    Kova Burcu
  • BALIK
    Balık Burcu
ANKET OYLAMA TÜMÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA