“Sonunda Bize geldiğinde (arkadaşına); “Keşke benim ile senin aranızda doğular ile batılar kadar mesafe olsaydı. Ne kötü bir arkadaşmışsınız!” der.” (Zuhruf/38)
Ölüm vaki olduğunda her insan yaptıklarıyla yüzleşecektir. Kişi yaptığı hayır hasenat ile karşılaşacağı gibi işlediği haramlar ile de karşı karşıya kalacaktır. İnsanoğlu ahiret yurdunda; beraber hayır ve hasenat işlediği insanlar ile arkadaşlığı devam edecek ve bundan da mutluluk duyacaktır. Ancak birbirlerine Yüce Allah’a isyanı ve haramları beraber işledikleri arkadaşlardan da köşe bucak kaçacak, karşı karşıya geldiklerinde de sitem dolu yakarışlara sahip olacaklardır.
Ahirette insanoğlu yaptıkları ile karşı karşı kalacağı gibi yapması gerekirken yapmadıklarından da hesaba çekilecektir. Gerçekleşecek olan bu hesap kitap işi Kur’an’da yer alan bilgiler ile doğru orantılıdır. Dünya hayatını Kur’an ile şekillendiren, Sünnet ile süsleyen insanlar kurtuluşa erecekleri gibi hayatlarına arzu ve istekleri doğrultusunda şekil verenler de kahr-u perişan olacaklardır.
Doğru ve olması gereken vasıflara sahip insanları arkadaş edinenler kurtuldular, gerisi de arkadaş kurbanı oldular. Arkadaş edinme konusunda titiz davranmak zorundadır insan. Bu dünyada beraber yürüyen her insanın arkadaşlığı ahirette ya cennet nimetlerine ya da cehennem azabına sebebiyet verecektir.
Bu ayette vurgulanan arkadaştan kasıt şeytandır. Unutulmamalıdır ki şeytanın işlerini aratmayan her insan da bir şeytandır. Yüce Allah’ın emirlerini, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in sünnetlerini, Kur’an’ın dile getirdiklerini hatırlatan insanlar bizim için birer dost, Allah’ın yasaklarını çiğnemeye vesile olan ve Din-i Mübin’in gereklerini yok sayan insanlar da bizim için birer şeytandır diyebiliriz. Bu ayeti de bu minvalde okumak ve anlamak durumundayız.
Ölümden sonra; dünya serüvenini beraber tükettikleri, can dostum dedikleri, günahlara yelken açtıkları arkadaşları ile karşılaşan insanlar tabiri caiz ise küplere binecekler ve arkadaşları hakkında hissettikleri kızgınlıklarını, öfkelerini ve hınçlarını ortaya koyacaklardır. Ancak iş işten geçmiş; değiştirilecek bir durum, geri döndürülecek bir konu, yeniden başlanacak bir hayat söz konusu değildir artık.
Kişinin dünya serüvenini hangi yolda tamamladığı önemli olmakla beraber bu yolda kimlerle beraber yürüdüğü de son derece önemli bir meseledir. Attığı adımlarını Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in gösterdiği şekilde mi atıyordu yoksa arzularını ve isteklerini ilah edinmiş insanlar ile mi bu yolda tüketiyordu.
Arkadaş konusunda ayet ve hadis çerçevesinde değerlendirme yaptığımız vakit son derece önemli bir konu olduğunu, savsaklanacak, geçiştirilecek bir konu olmadığını, hayat memat meselesi olduğunu görmüş olacağız: "O gün zalim olan kimse ellerini ısıracak, ah keşke ben de peygamberle beraber bir yol tutsaydım. Vay bana! Keşke falanı dost edinmeseydim. Bana Kur’an gelmişken, gerçekten beni ondan o saptırdı. Şeytan insanı yapayalnız, yardımcısız bırakır, diyecektir." (Furkân/27-29)
Yaşam boyunca Peygamber ile bir yol tutmak veya peygamberlere sırt dönmek… Tüm mesele bu... İmtihanın asıl merkezi burada… Ya da kimi insanı kendimize peygamber olarak kabul etmek ve ileri sürdükleri düşünceleri, hayat tarzını, giyim kuşam biçimini kabul ederek yaptıklarımızı bir düzene koymak…
Hayatını Peygamberin bildirdiklerine uygun bir şekilde sürdüren insanlar kurtulacak ve cennet ile de mükafatlanacaklardır. Ancak Peygamber yokmuş, İslam’ın kuralları hiç gönderilmemiş, Kitap’tan habersiz gibi bir hayat sürdürenler de helak olacaklardır. Yaşantılarını Peygamberlerin getirdikleri ile uyuşuk hale getirmeyenler ahirette cehenneme sevk edileceklerdir: “İnkâr edenler grup grup cehenneme sevk edilirler. Cehenneme vardıklarında oranın kapıları açılır ve cehennem bekçileri onlara şöyle derler: “Size içinizden, Rabbinizin âyetlerini size okuyan ve bu gününüze kavuşacağınıza dair sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?” Onlar da, “Evet geldi” derler. Fakat inkârcılar hakkında azap sözü gerçekleşmiştir.” (Zümer/71) Öğrendiğimiz üzere Peygamberlerin gösterdiği bir hayata sahip olanlar cennete sevk edilecekler; Peygamberlere aldırış etmeyenler, hiçbir elçi gelmemiş gibi davrananlar, Kitap inmemiş gibi yaşam kurallarını kendileri belirleyenler, kimi insanı Peygamber gibi kabul ederek peşlerinden gidenler de cehenneme sevk edileceklerdir. İki yoldan biri…
Cehenneme sevk edilmek elçiye uyup uymama ile ilgili bir konu olduğuna inanıyorum. Kim, gönderilen elçiye uydu, o kurtuldu; kim de elçiyi yok saydı ya da yokmuş gibi davrandı o da yok oldu, helak oldu. Dünya hayatının anlam kazanması da ahiret yurdunun selamete ulaşması da gönderilen elçileri dost edinmek veya düşman olarak kabul etmekle doğru ilişkili olduğunu söylemek durumundayım. Allah zül’Celâl Hazretleri’nin elçilerini dost edinen insanlar; kimleri dost edineceğine, kimler ile yol yürüyeceğine, kimler ile hangi kararları alacağına, davranış şekillerinin nasıl olacağına, giyim kuşamın biçimine dikkat eden insanlardır. Kâfirleri kâfir, müşrikleri müşrik, münafıkları da münafık olarak belleyen her Müslüman; Müttakilerden başka bir insanın dost edinilemeyeceğini de çok iyi bilirler. Hatta yakınlarında yer alan insanların iman ile bezenmiş, Yüce Allah’ın rızasına ermiş, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in sünnetine ittiba eden insanlardan olmasını da isteyeceklerdir.
Kur’an ve Sünnet çerçevesinde bir yaşam düzenlemek üzere muttakileri dost edinen insanlar, dünya serüvenini bu insanlar ile beraber yürüyeceklerdir. Bu dostluğun ahirette devam edeceğini de kabul ederler. Bu konu anlamaya çalıştığımız bu surenin ilerleyen ayetlerinde de karşımıza çıkacaktır: “O gün Allah’a karşı gelmekten sakınanlar dışında, dostlar birbirine düşman olurlar.” (Zuhruf/67) Muttakilerin dostluğu hariş hiçbir dostluk ölümden sonra devam etmeyecektir. Müttakilerin arkadaşlığı dışında hiçbir arkadaşlık ölümden sonra sürmeyecektir. Yine müttakilerin korumaya çalıştıkları akrabalık dışında hiçbir akrabalık devam etmeyecektir. Bu dünyada Yüce Allah için birbirini sevenler ve Yüce Allah için birbirlerine destek olanların sevgileri ve muhabbetleri de kesintiye uğramayacaktır. Ahirete yönelik bir hedefi olmayan her çeşit arkadaşlık, dostluk ve akrabalık günün birinde düşmanlığa dönüşecektir.
Koskoca bir hayatı yanlış kişiler ile sürdürenler ölüm ile beraber pişmanlık duyacaklar ve yapacakları ilk iş kendilerine kızmak, ellerini ısırmak, dizlerini dövmek ve belki de bağırıp çağırmak olacaktır. Hiçbir kızgınlık, öfke ve pişmanlık fayda sağlamayacaktır. “Onlar, amelleri, dünyada da, ahirette de boşa gitmiş kimselerdir. Onların hiç yardımcıları da yoktur.” (Al-i İmran/22) Artık iş işten geçmiştir.
Helak’e doğru sürüklenenler arkadaşlarına kızacaklar, onlara bağırıp çağıracaklar. Suçu arkadaşlarının sırtına yüklemek için elinden geleni yapacaklar. Kendisini dinden, imandan ve her türlü ahlaki değerlerden uzaklaştıran insanlardan dünyada iken hiç tanışmamış olmayı, fersah fersah uzak kalmayı belki de bin kez dileyecekler.
Yüce Allah’a; kendisini günaha sevk eden, isyanı basitleştiren, fısk-u fucur konusunda yol ve yordam gösteren, bir şey olmaz günahı boynuma diyen ve bunun için de gerektiğinde maddi imkânlarını seferber eden samimi arkadaşlarına kat kat fazla ceza verilmesini isteyeceklerdir: “Yine şöyle diyecekler: “Ey Rabbimiz! Biz önderlerimize ve büyüklerimize itaat ettik de bizi yoldan saptırdılar. Ey Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lânete uğrat.” (Ahzap/67-68) Hatta azaptan yakasını kurtarmak için elinden ne geliyorsa sergilemeye gayret göstereceklerdir: “Birbirlerine gösterilirler. Günahkâr kimse ister ki, o günün azabından kurtulmak için oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran tüm ailesini ve yeryüzünde bulunanların hepsini fidye olarak versin de, kendisini kurtarsın.” (Mearic/11-14) Ama iş işten geçmiş, dönüşü ve kurtuluşu mümkün olmayan bir ortama atılmıştır artık.
Dünya hayatında kendisine kimleri dost edineceğini bilemeyen insanlar, ahiret yurdunda bin pişman ve perperişan bir hal alacaklardır. Ancak duydukları pişmanlık ve içine düştükleri perişanlık, hissettikleri yalnızlık ve çaresizlik kendilerine zerre kadar bir fayda sağlamayacaktır.
“Arkadaş kurbanıyım.” sözlerini ne yazık ki bu dünyada çokça duyuyoruz. Ancak bu sözün daha feci olanını, daha beterini, daha can alıcısını, iç yakıcısını ahirette duyacağız. Eğer arkadaşlarımızı ve dostlarımızı Kur’an ve Sünnet çerçevesinde seçmeye çalışmadıysak çok daha kötü bir son ile karşılaşacağımız an meselesidir. Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor: “Resulüllah (s.a.v.) buyurdular ki: “Kişi dostunun dini üzeredir. Öyleyse her biriniz, kiminle dostluk kuracağına dikkat etsin!” (Ebu Davud, Edeb, 19, Tirmizi, Zühd, 45) Bir Yahudiyi, bir Hristiyanı, bir Ateisti veya başka dinlere mensup bir insanı dost edinen kişilerin sonu ya Yahudileşecek ya Hristiyanlaşacak ya Ateistler gibi inanacak ya da farklı bir dine mensup olacaktır.
İnsanlar dost edindiği insanların davranışlarını tasvip etmeye, yaptıklarını taklit etmeye, ileri sürdükleri fikirleri Kur’an ve Sünnet süzgecinden geçirmediği müddetçe değişime uğrarlar. Kimleri, niçin dost edinmesi gerektiğini tam anlamıyla bilemeyen insanlar ya şeytanları dost edinecekler ya da şeytanlaşmış insanları dost olarak kabul edeceklerdir. Ancak bu durum hiçbir şekilde hayra alamet, kurtuluşa vesile olmayacaktır.
Kötü arkadaşlar, ateşi gördüklerinde birbirleri ile adeta savaşa tutuşacaklar, birbirlerini suçlamaya ve ayıplamaya başlayacaklardır. Birbirlerini kötülemeye çalışan bu kişilerin hiçbiri masum değildir.
Yeryüzünde hiç kimse bir başkasını zorla kötülük işlemeye, haramı tattırmaya, şirke, küfre ve nifaka sevk etmeye gücü yetmez. Kim hangi yolda yürümüşse isteyerek ve tasarlayarak yürümüştür. Arkadaş, arkadaşı içinde yaşadığı ortama sadece davet eder. Kişi yapmak isterse arkadaşın davetine icabet eder ve haramların alenen işlenen ortamlara dalar. Yine kimi arkadaş da çevresindeki insanları Yüce Allah’ın yoluna, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in sünnetine davet eder, kişi isterse bu davete icabet eder ve yaşamını bu minvalde düzenler. Bu davetlere icabet, kişilerin hür iradeleriyle gerçekleşmektedir ve şekillenmektedir. Baskı ve zorlama söz konusu değildir. Zorla Müslüman olunmadığı gibi zorla dünden de çıkılmaz.
İsteyen istediği insanları dost ve arkadaş olarak edinebilir ve beraber haramlara dalabilirler. Eğer bir arkadaş diğer arkadaşını güç kullanarak veya zorlayarak bir günaha sevk edebiliyor olsaydı bunu evvela şeytan yapardı. Ayetlerden öğrendiklerimize göre şeytan, ihlaslı insanlara çağrı yapmaktan, kulaklarına fısıldamaktan başka yapabileceği hiçbir şey yoktur elinde: “İblis, “Rabbim! Beni azdırmana karşılık, andolsun ki yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim, içlerinde ihlâsa erdirilmiş kulların hariç, onların hepsini azdıracağım” dedi.” (Hicr/39-40) Eğer şeytan veya şeytanlaşmış insanlar istedikleri insana istedikleri kötülüğü işletebilme salahiyetine sahip olmuş olsalardı imtihan söz konusu olmaz, günah işleyen insanlar masum olarak kabul edilmeleri zorunlu bir hal alırdı. Sonucuna katlanmak için her insan, arkadaş edindiği insanı; isteyerek, severek ve güle oynaya dost edinmiştir.
Mesela alenen haramları işleyen bir insan; alenen haram işleyen başka bir insanı haramları alenen işlediği için dost edinmiş ve beraber bu haramların alenen işlendiği ortamlara dâhil olmuşlardır. Yeri geldiğinde haramları alenen işlemek için de işbirliği bile yapmaktan geri durmamışlardır. Ya da ibadetlerini yerine getiren insanlar ibadetlere bağlı diğer insanları isteyerek dost edinmektedirler. Beraber ibadetlerini ifa etmeye, Yüce Allah’a kul, Hz. Muhammed (s.a.v.)’e ümmet olmaya, cami cami dolaşmaya başlayacaklardır. Nasıl ki ibadetlerini aksatmayan her insan alenen haramlara dalan diğer insanlardan uzak durmaya çalışıyorsa, haramlara alenen dalan insanlar da ibadetlerini kaçırmamaya özen gösteren insanlardan uzak durmaya çalışacaklardır. Birbirine zıt iki dünyanın farklı insanları yürüdükleri yol, ifa ettikleri ibadetler, arzuladıkları haramlar, sahip oldukları düşünceler ve içinde oyalandıkları ortamlar aynı olmayacaktır.
“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve herkes, yarına ne hazırladığına baksın. Allah’tan korkun, çünkü Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.” (Haşr/18) Her insan yürümek istediği yolda özgür bir şekilde yürür ve o yolda yürürken yanında bulduğu insanlar ile beraber bir hayat devşirmeye çalışır. Allah-u Teâla’nın rızası doğrultusunda şekillenmeyen her çeşit dostluk ve arkadaşlık; ölümlerinden sonra birbirlerinden şikâyetçi olmaya evrilecektir. Yaptıkları bu şikâyetlerin hiçbir haklı gerekçesi de olmayacaktır.
Birbirlerine kötülüğü ve fuhşiyatı emreden veya tavsiye eden arkadaşlar, dünyada iken aralarında doğular ile batılar kadar bir mesafenin bulunmasını, hiç karşılaşmamış, hiç tanışmamış, beraber hiç yol yürümemiş olmalarını isteyeceklerdir. Bunu dile getirmelerinin asıl sebebinin kendilerinin masum olduğunu ispatlamaya yönelik bir çabadır. Aralarında kocaman bir mesafenin bulunmasını istemekle aslında bu arkadaş olmasaydı içki masasına hiç gitmeyeceğini, hırsızlığa ve arsızlığa hiç bulaşmayacağını, isyana asla kalkışmayacağını, Hz. Muhammed (s.a.v.)’e karşı hasmâne duygular beslemeyeceğini, ibadetleri basite indirmeyeceğini dile getirmek istiyordur.
Halbûki içki içmek isteyen kişiler, içki içen arkadaşlara takılırlar. Faiz yapmak isteyen kişiler faiz ile iş gören arkadaşlar ile aynı yolda yürürler. Kumar oynamak, fuhuş işlemek, ahlaksız işler ile gününü doldurmak isteyen insanlar, bu fiilleri yaşamın olmazsa olmazı olarak kabul eden kişilerin gölgesine sığındılar. Kişi tek başına bazı kötü ortamlara giremiyordu. Güç ve kuvvet olmak, beraber hareket etmek, rahatça davranmak için söz konusu kişileri arkadaş edindi ve gölgesinde yürümeye çalıştı.
Bu konuyu şöyle de örneklendirebiliriz. Arkadaş edindiği kişinin temiz biri olmadığını bildiği halde niye arkadaş olmaya devam etti, niye zamanının çoğunu beraber tüketti, niye her türlü davranışı beraber sergiledi, niye yanlışa destek verdi? Demek ki içki içmek, kumar oynamak, faizli alışverişleri sürdürmek, ahlaksızlığı bir yaşam felsefesi olarak kabul etmek kendisinin de hoşuna gidiyordu.
İbadetlerine bağlı bir yaşam sürdüren ve haramlara dalmaktan tiksinen başka bir arkadaş ile niye dost olmak, beraber yürümek istemedi ki? Çünkü ibadetlere bağlı bir arkadaşla beraber yol yürüdüğünde namaz kılacak, yalandan ve dalavereden uzak duracak, İslam’ın öngördüğü ahlaki değerler ile bağdaşmayan fiiller sergileyemeyecekti. Bu kişi aynı zamanda oruç tutmak, hacca gitmek, zekât vermek, Kur’an’a ve Sünnet’e göre bir yaşam sürdürmek gibi bir niyete de sahip değildi. Aralarında ortak bir nokta bulamayınca bu kişi ile arkadaşlığını terk etti ama öbür kişi ile arkadaşlığına da yatırım yaptı.
Şunu bir kez daha dile getirmek istiyorum ki; kim, kiminle dost olmuş ise isteyerek dost olmuştur. Kim, kiminle düşman kesilmişse isteyerek düşman kesilmiştir. Şeytan ile gerçekleşen dostluğu veya düşmanlığı da bu minvalde değerlendirmemiz son derece önemlidir, gereklidir ve yerindedir.
Hayatımızın geriye kalan kısmına dönüp baktığımızda sevmediğimiz, takdir etmediğimiz ve beraber yürümeye ayak uyduramadığımız nice arkadaşlarımız olmuştur. Ve yine yıllardır severek ve isteyerek birlikte yol aldığımız, nice işler kopardığımız arkadaşlarımız var. Kimi insan ile arkadaşlığımızı niye terk ettik, kimi insanla sürdürmeye çalıştığımız arkadaşlarımız ile de niye hala aynı yolda aynı minvalde ve aynı adımlar ile devam ediyoruz?
Terk ettiğimiz veya kendilerine sırt döndüğümüz insanlardan, huyunu ve suyunu sevmediğimiz için terk ettiğimizi söylemek yanlış olmasa gerek. Yeni edindiğimiz dostlukları ve düşmanlıkları da bu minvalde bir değerlendirmeye tabi tutmamız son derece yerinde olacaktır. Demek ki istediğimiz kişi ile istediğimiz bir zamanda arkadaşlığımıza son verebildiğimiz gibi istediğimiz kişi ile istediğimiz zamanda ve istediğimiz şekilde arkadaş da olabiliyoruz. Bu tamamıyla bizim inisiyatifimizde olan hür irademiz ile gerçekleşen bir durumdur. Hür irade ile gerçekleşen her şeyin bir hesabı olacaktır.
Ahiret yurdunda bedbaht olmamak, cehenneme düşmemek için beraber yürüdüğümüz insanların kimler olduğuna, ne işler ile meşgul olduklarına son derece dikkat etmemiz gerekmektedir. Yoksa günün birinde kendilerinden fersah fersah uzak olmayı isteyeceğiz. Kendisinden uzak durmayı dileyeceğimiz insanlardan şimdiden uzak durmamız bizim için son derece kurtarıcı bir unsur olacaktır.
Arkadaşlığı eskimeyecek ve nihayete ermeyecek insanları kendimize dost edinelim ki pişmanlık duymayalım. Peki, dostluğu son bulmayacak bu arkadaşlar kim? Nasıl bileceğiz, neye göre belirleyeceğiz?
Bu konuda Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “İyi arkadaşla kötü arkadaşın misali, misk taşıyanla körük çeken insanlar gibidir. Misk sahibi ya sana kokusundan verir veya sen ondan satın alırsın. Körük çekene gelince ya elbiseni yakar yahut da sen onun pis kokusunu alırsın.” (Buhâri, Büyû 38; Zebaih 31; Müslim, Birr 146) Yine bu konu ile alakalı olarak Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “İnsan, dostunun yaşayış tarzından etkilenir. O halde her biriniz dost edineceği kişiye dikkat etsin!” (Ebu Davud, Edeb 16; Tirmizi, Zühd 45)
Arkadaş edinme konusunda dikkat edeceğimiz, ileri süreceğimiz, olmazsa olmaz diyeceğimiz yegane husus Kur’an ve Sünnet olmalıdır. Kim Kur’an ve Sünnete uyuyorsa o kişiyi ahiret için bir dost, kim de Kur’an ve sünnetten yüz çeviriyorsa onu da ahirette kendisinden şikâyetçi olacağımız bir düşman olarak bilmemiz gerekmektedir. Dostlarımız ile bu dünyada tokalaşmaya, düşmanlarımız ile de bu dünyada aramıza mesafe koymaya gayret gösterdiğimiz oranda doğru yolda yürüdüğümüze inanabiliriz.
Unutmayalım, iyi veya kötü her arkadaş bizleri mutlak surette etkilerler. İyi insanlardan iyi huylar ve güzel davranışlar; kötü insanlardan da kötü huylar ve nahoş davranışlar ediniriz. Çevremizde iyi insanların olmasına dikkat etmemiz dünya imtihanını olması gereken vechiyle sonuçlandırmamız açısından son derece önemli bir konudur.
Unutmayalım! Bize Kur’an okuyan ve sünneti aşılamaya çalışan, ibadetlere sarılan, haramlardan içtinap eden insanları kendimize dost edindiğimiz vakit bu dostluğumuz ahirete de devam edecektir.
Öztürk Samuk
Münazara Herzaman İyidir
Nihat Güç
Zuhruf Suresi 38. Ayeti Bağlamında Edinmemiz Gereken Arkadaşlarımız
Hüseyin KURT
Atatürk’ün Adıyla, Üniter Devletin Temelleriyle Oynanamaz
Mehmet Ali Çamoğlu
En büyük yatırım nedir!
Halil MERT
FETÖ Daha Sinsi, Daha Örgütlü Devam Ediyor…
Bülent ERTEKİN
440 Yıl Geçse De Değişmeyen Zihniyet!
Adnan ÖZ
Samsunspor’da defans boşaldı!
Fatih ORUÇ
TAGUT
Recep YAZGAN
Elfida'dan Parmaklıklar Ardına…
Eyüphan KAYA
Allah erkekleri kadınlara hizmetkar etmiş, kıymetini bilene!
Ahmet SAĞLAM
Besmele Çekmek
Seyfettin BUDAK
Zymunt Bauman Soruyor: Modern Dünyada Ahlaki Sorumluluğumuzu Kime Devrettik?
Aydın BENLİ
15 Temmuz Öncesi ve Sonrası Darbelerle Sınanan Türkiye
Abdulkadir MENEK
Huzur Ve Sevginin Adresi: Aile
Ravza ZEYBEK
Bir Milletin Tekrar Destan Yazması
Mehmet Nuri BİNGÖL
Son Emir- Öykü
Hasan KARADEMİR
Persona Ve Gölge: Fethullahçilik Örneği
Kadir Erol
Ahbap, çavuş ve dahi kızılay...
Ömer Naci Yılmaz
Hûd 112’den Rahatsız Olanlar
Mehmet BOZKURT
İnsanlık Tarihi Acılarla Dolu
Vehbi KARA
Kurtuluş Savaşı Yerine Milli Mücadele
Songül KARAMAN
Tefekkür Ve Nörobilim
Özlem Gürbüz
Yaşlılara Hürmetin Ve Saygının Önemi
Fatma Saçak Akbulut
Geleneksel
Aydan KURT
Bugün Hangi Düşüncemi Yazmalıyım
Memiş OKUYUCU
Ritim ve Eğitim İlişkisine Yakından Bakmak!
Özhan KIZILTAN
Sanver'in Tahliyesinin Ardından…
Gülay ÇETKİN
Bakan Tekin’e Denizli’de Ne Dediler?
İsa ÇOLAKER
Latifi’nin Okuma Yazma Aşkı
Ahmet DÜZGÜN
Alın Alayını Bunların
Hamdi TEMEL
Geleceğin Anahtarı: Topraktaki Şifa ve Tarımda Bio-İnovasyon
Ziya GÜNDÜZ
Düşünmek Çok Yoğun Bir Çabayı Zorunlu Kılar!
Burak Çileli
“BİR ADAM YARATMAK”DA İDAM-I NEFS VE VAROLMA MÜŞKÜLÜ SEMBOLÜ: İNCİR AĞACI
Mesut BALYEMEZ
Ulan kapitalizm.
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)