DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Nihat Güç
Nihat Güç
Giriş Tarihi : 27-07-2026 20:35

Zuhruf Suresi 38. Ayeti Bağlamında Edinmemiz Gereken Arkadaşlarımız

“Sonunda Bize geldiğinde (arkadaşına); “Keşke benim ile senin aranızda doğular ile batılar kadar mesafe olsaydı. Ne kötü bir arkadaşmışsınız!” der.” (Zuhruf/38)

Ölüm vaki olduğunda her insan yaptıklarıyla yüzleşecektir. Kişi yaptığı hayır hasenat ile karşılaşacağı gibi işlediği haramlar ile de karşı karşıya kalacaktır. İnsanoğlu ahiret yurdunda; beraber hayır ve hasenat işlediği insanlar ile arkadaşlığı devam edecek ve bundan da mutluluk duyacaktır. Ancak birbirlerine Yüce Allah’a isyanı ve haramları beraber işledikleri arkadaşlardan da köşe bucak kaçacak, karşı karşıya geldiklerinde de sitem dolu yakarışlara sahip olacaklardır.

Ahirette insanoğlu yaptıkları ile karşı karşı kalacağı gibi yapması gerekirken yapmadıklarından da hesaba çekilecektir. Gerçekleşecek olan bu hesap kitap işi Kur’an’da yer alan bilgiler ile doğru orantılıdır. Dünya hayatını Kur’an ile şekillendiren, Sünnet ile süsleyen insanlar kurtuluşa erecekleri gibi hayatlarına arzu ve istekleri doğrultusunda şekil verenler de kahr-u perişan olacaklardır.

Doğru ve olması gereken vasıflara sahip insanları arkadaş edinenler kurtuldular, gerisi de arkadaş kurbanı oldular. Arkadaş edinme konusunda titiz davranmak zorundadır insan. Bu dünyada beraber yürüyen her insanın arkadaşlığı ahirette ya cennet nimetlerine ya da cehennem azabına sebebiyet verecektir.

Bu ayette vurgulanan arkadaştan kasıt şeytandır. Unutulmamalıdır ki şeytanın işlerini aratmayan her insan da bir şeytandır. Yüce Allah’ın emirlerini, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in sünnetlerini, Kur’an’ın dile getirdiklerini hatırlatan insanlar bizim için birer dost, Allah’ın yasaklarını çiğnemeye vesile olan ve Din-i Mübin’in gereklerini yok sayan insanlar da bizim için birer şeytandır diyebiliriz. Bu ayeti de bu minvalde okumak ve anlamak durumundayız.

Ölümden sonra; dünya serüvenini beraber tükettikleri, can dostum dedikleri, günahlara yelken açtıkları arkadaşları ile karşılaşan insanlar tabiri caiz ise küplere binecekler ve arkadaşları hakkında hissettikleri kızgınlıklarını, öfkelerini ve hınçlarını ortaya koyacaklardır. Ancak iş işten geçmiş; değiştirilecek bir durum, geri döndürülecek bir konu, yeniden başlanacak bir hayat söz konusu değildir artık.

Kişinin dünya serüvenini hangi yolda tamamladığı önemli olmakla beraber bu yolda kimlerle beraber yürüdüğü de son derece önemli bir meseledir. Attığı adımlarını Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in gösterdiği şekilde mi atıyordu yoksa arzularını ve isteklerini ilah edinmiş insanlar ile mi bu yolda tüketiyordu.

Arkadaş konusunda ayet ve hadis çerçevesinde değerlendirme yaptığımız vakit son derece önemli bir konu olduğunu, savsaklanacak, geçiştirilecek bir konu olmadığını, hayat memat meselesi olduğunu görmüş olacağız: "O gün zalim olan kimse ellerini ısıracak, ah keşke ben de peygamberle beraber bir yol tutsaydım. Vay bana! Keşke falanı dost edinmeseydim. Bana Kur’an gelmişken, gerçekten beni ondan o saptırdı. Şeytan insanı yapayalnız, yardımcısız bırakır, diyecektir." (Furkân/27-29)

Yaşam boyunca Peygamber ile bir yol tutmak veya peygamberlere sırt dönmek… Tüm mesele bu... İmtihanın asıl merkezi burada… Ya da kimi insanı kendimize peygamber olarak kabul etmek ve ileri sürdükleri düşünceleri, hayat tarzını, giyim kuşam biçimini kabul ederek yaptıklarımızı bir düzene koymak…

Hayatını Peygamberin bildirdiklerine uygun bir şekilde sürdüren insanlar kurtulacak ve cennet ile de mükafatlanacaklardır. Ancak Peygamber yokmuş, İslam’ın kuralları hiç gönderilmemiş, Kitap’tan habersiz gibi bir hayat sürdürenler de helak olacaklardır. Yaşantılarını Peygamberlerin getirdikleri ile uyuşuk hale getirmeyenler ahirette cehenneme sevk edileceklerdir: “İnkâr edenler grup grup cehenneme sevk edilirler. Cehenneme vardıklarında oranın kapıları açılır ve cehennem bekçileri onlara şöyle derler: “Size içinizden, Rabbinizin âyetlerini size okuyan ve bu gününüze kavuşacağınıza dair sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?” Onlar da, “Evet geldi” derler. Fakat inkârcılar hakkında azap sözü gerçekleşmiştir.” (Zümer/71) Öğrendiğimiz üzere Peygamberlerin gösterdiği bir hayata sahip olanlar cennete sevk edilecekler; Peygamberlere aldırış etmeyenler, hiçbir elçi gelmemiş gibi davrananlar, Kitap inmemiş gibi yaşam kurallarını kendileri belirleyenler, kimi insanı Peygamber gibi kabul ederek peşlerinden gidenler de cehenneme sevk edileceklerdir. İki yoldan biri…

Cehenneme sevk edilmek elçiye uyup uymama ile ilgili bir konu olduğuna inanıyorum. Kim, gönderilen elçiye uydu, o kurtuldu; kim de elçiyi yok saydı ya da yokmuş gibi davrandı o da yok oldu, helak oldu. Dünya hayatının anlam kazanması da ahiret yurdunun selamete ulaşması da gönderilen elçileri dost edinmek veya düşman olarak kabul etmekle doğru ilişkili olduğunu söylemek durumundayım. Allah zül’Celâl Hazretleri’nin elçilerini dost edinen insanlar; kimleri dost edineceğine, kimler ile yol yürüyeceğine, kimler ile hangi kararları alacağına, davranış şekillerinin nasıl olacağına, giyim kuşamın biçimine dikkat eden insanlardır. Kâfirleri kâfir, müşrikleri müşrik, münafıkları da münafık olarak belleyen her Müslüman; Müttakilerden başka bir insanın dost edinilemeyeceğini de çok iyi bilirler. Hatta yakınlarında yer alan insanların iman ile bezenmiş, Yüce Allah’ın rızasına ermiş, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in sünnetine ittiba eden insanlardan olmasını da isteyeceklerdir.

Kur’an ve Sünnet çerçevesinde bir yaşam düzenlemek üzere muttakileri dost edinen insanlar, dünya serüvenini bu insanlar ile beraber yürüyeceklerdir. Bu dostluğun ahirette devam edeceğini de kabul ederler. Bu konu anlamaya çalıştığımız bu surenin ilerleyen ayetlerinde de karşımıza çıkacaktır: “O gün Allah’a karşı gelmekten sakınanlar dışında, dostlar birbirine düşman olurlar.” (Zuhruf/67) Muttakilerin dostluğu hariş hiçbir dostluk ölümden sonra devam etmeyecektir. Müttakilerin arkadaşlığı dışında hiçbir arkadaşlık ölümden sonra sürmeyecektir. Yine müttakilerin korumaya çalıştıkları akrabalık dışında hiçbir akrabalık devam etmeyecektir. Bu dünyada Yüce Allah için birbirini sevenler ve Yüce Allah için birbirlerine destek olanların sevgileri ve muhabbetleri de kesintiye uğramayacaktır. Ahirete yönelik bir hedefi olmayan her çeşit arkadaşlık, dostluk ve akrabalık günün birinde düşmanlığa dönüşecektir.

Koskoca bir hayatı yanlış kişiler ile sürdürenler ölüm ile beraber pişmanlık duyacaklar ve yapacakları ilk iş kendilerine kızmak, ellerini ısırmak, dizlerini dövmek ve belki de bağırıp çağırmak olacaktır. Hiçbir kızgınlık, öfke ve pişmanlık fayda sağlamayacaktır. “Onlar, amelleri, dünyada da, ahirette de boşa gitmiş kimselerdir. Onların hiç yardımcıları da yoktur.” (Al-i İmran/22) Artık iş işten geçmiştir.

Helak’e doğru sürüklenenler arkadaşlarına kızacaklar, onlara bağırıp çağıracaklar. Suçu arkadaşlarının sırtına yüklemek için elinden geleni yapacaklar. Kendisini dinden, imandan ve her türlü ahlaki değerlerden uzaklaştıran insanlardan dünyada iken hiç tanışmamış olmayı, fersah fersah uzak kalmayı belki de bin kez dileyecekler.

Yüce Allah’a; kendisini günaha sevk eden, isyanı basitleştiren, fısk-u fucur konusunda yol ve yordam gösteren, bir şey olmaz günahı boynuma diyen ve bunun için de gerektiğinde maddi imkânlarını seferber eden samimi arkadaşlarına kat kat fazla ceza verilmesini isteyeceklerdir: “Yine şöyle diyecekler: “Ey Rabbimiz! Biz önderlerimize ve büyüklerimize itaat ettik de bizi yoldan saptırdılar. Ey Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lânete uğrat.” (Ahzap/67-68) Hatta azaptan yakasını kurtarmak için elinden ne geliyorsa sergilemeye gayret göstereceklerdir: “Birbirlerine gösterilirler. Günahkâr kimse ister ki, o günün azabından kurtulmak için oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran tüm ailesini ve yeryüzünde bulunanların hepsini fidye olarak versin de, kendisini kurtarsın.” (Mearic/11-14) Ama iş işten geçmiş, dönüşü ve kurtuluşu mümkün olmayan bir ortama atılmıştır artık.

Dünya hayatında kendisine kimleri dost edineceğini bilemeyen insanlar, ahiret yurdunda bin pişman ve perperişan bir hal alacaklardır. Ancak duydukları pişmanlık ve içine düştükleri perişanlık, hissettikleri yalnızlık ve çaresizlik kendilerine zerre kadar bir fayda sağlamayacaktır.

“Arkadaş kurbanıyım.” sözlerini ne yazık ki bu dünyada çokça duyuyoruz. Ancak bu sözün daha feci olanını, daha beterini, daha can alıcısını, iç yakıcısını ahirette duyacağız. Eğer arkadaşlarımızı ve dostlarımızı Kur’an ve Sünnet çerçevesinde seçmeye çalışmadıysak çok daha kötü bir son ile karşılaşacağımız an meselesidir. Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor: “Resulüllah (s.a.v.) buyurdular ki: “Kişi dostunun dini üzeredir. Öyleyse her biriniz, kiminle dostluk kuracağına dikkat etsin!” (Ebu Davud, Edeb, 19, Tirmizi, Zühd, 45) Bir Yahudiyi, bir Hristiyanı, bir Ateisti veya başka dinlere mensup bir insanı dost edinen kişilerin sonu ya Yahudileşecek ya Hristiyanlaşacak ya Ateistler gibi inanacak ya da farklı bir dine mensup olacaktır.

İnsanlar dost edindiği insanların davranışlarını tasvip etmeye, yaptıklarını taklit etmeye, ileri sürdükleri fikirleri Kur’an ve Sünnet süzgecinden geçirmediği müddetçe değişime uğrarlar. Kimleri, niçin dost edinmesi gerektiğini tam anlamıyla bilemeyen insanlar ya şeytanları dost edinecekler ya da şeytanlaşmış insanları dost olarak kabul edeceklerdir. Ancak bu durum hiçbir şekilde hayra alamet, kurtuluşa vesile olmayacaktır.

Kötü arkadaşlar, ateşi gördüklerinde birbirleri ile adeta savaşa tutuşacaklar, birbirlerini suçlamaya ve ayıplamaya başlayacaklardır. Birbirlerini kötülemeye çalışan bu kişilerin hiçbiri masum değildir.

Yeryüzünde hiç kimse bir başkasını zorla kötülük işlemeye, haramı tattırmaya, şirke, küfre ve nifaka sevk etmeye gücü yetmez. Kim hangi yolda yürümüşse isteyerek ve tasarlayarak yürümüştür. Arkadaş, arkadaşı içinde yaşadığı ortama sadece davet eder. Kişi yapmak isterse arkadaşın davetine icabet eder ve haramların alenen işlenen ortamlara dalar. Yine kimi arkadaş da çevresindeki insanları Yüce Allah’ın yoluna, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in sünnetine davet eder, kişi isterse bu davete icabet eder ve yaşamını bu minvalde düzenler. Bu davetlere icabet, kişilerin hür iradeleriyle gerçekleşmektedir ve şekillenmektedir. Baskı ve zorlama söz konusu değildir. Zorla Müslüman olunmadığı gibi zorla dünden de çıkılmaz.

İsteyen istediği insanları dost ve arkadaş olarak edinebilir ve beraber haramlara dalabilirler. Eğer bir arkadaş diğer arkadaşını güç kullanarak veya zorlayarak bir günaha sevk edebiliyor olsaydı bunu evvela şeytan yapardı. Ayetlerden öğrendiklerimize göre şeytan, ihlaslı insanlara çağrı yapmaktan, kulaklarına fısıldamaktan başka yapabileceği hiçbir şey yoktur elinde: “İblis, “Rabbim! Beni azdırmana karşılık, andolsun ki yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim, içlerinde ihlâsa erdirilmiş kulların hariç, onların hepsini azdıracağım” dedi.” (Hicr/39-40) Eğer şeytan veya şeytanlaşmış insanlar istedikleri insana istedikleri kötülüğü işletebilme salahiyetine sahip olmuş olsalardı imtihan söz konusu olmaz, günah işleyen insanlar masum olarak kabul edilmeleri zorunlu bir hal alırdı. Sonucuna katlanmak için her insan, arkadaş edindiği insanı; isteyerek, severek ve güle oynaya dost edinmiştir.

Mesela alenen haramları işleyen bir insan; alenen haram işleyen başka bir insanı haramları alenen işlediği için dost edinmiş ve beraber bu haramların alenen işlendiği ortamlara dâhil olmuşlardır. Yeri geldiğinde haramları alenen işlemek için de işbirliği bile yapmaktan geri durmamışlardır. Ya da ibadetlerini yerine getiren insanlar ibadetlere bağlı diğer insanları isteyerek dost edinmektedirler. Beraber ibadetlerini ifa etmeye, Yüce Allah’a kul, Hz. Muhammed (s.a.v.)’e ümmet olmaya, cami cami dolaşmaya başlayacaklardır. Nasıl ki ibadetlerini aksatmayan her insan alenen haramlara dalan diğer insanlardan uzak durmaya çalışıyorsa, haramlara alenen dalan insanlar da ibadetlerini kaçırmamaya özen gösteren insanlardan uzak durmaya çalışacaklardır. Birbirine zıt iki dünyanın farklı insanları yürüdükleri yol, ifa ettikleri ibadetler, arzuladıkları haramlar, sahip oldukları düşünceler ve içinde oyalandıkları ortamlar aynı olmayacaktır.

“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve herkes, yarına ne hazırladığına baksın. Allah’tan korkun, çünkü Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.” (Haşr/18) Her insan yürümek istediği yolda özgür bir şekilde yürür ve o yolda yürürken yanında bulduğu insanlar ile beraber bir hayat devşirmeye çalışır. Allah-u Teâla’nın rızası doğrultusunda şekillenmeyen her çeşit dostluk ve arkadaşlık; ölümlerinden sonra birbirlerinden şikâyetçi olmaya evrilecektir. Yaptıkları bu şikâyetlerin hiçbir haklı gerekçesi de olmayacaktır.

Birbirlerine kötülüğü ve fuhşiyatı emreden veya tavsiye eden arkadaşlar, dünyada iken aralarında doğular ile batılar kadar bir mesafenin bulunmasını, hiç karşılaşmamış, hiç tanışmamış, beraber hiç yol yürümemiş olmalarını isteyeceklerdir. Bunu dile getirmelerinin asıl sebebinin kendilerinin masum olduğunu ispatlamaya yönelik bir çabadır. Aralarında kocaman bir mesafenin bulunmasını istemekle aslında bu arkadaş olmasaydı içki masasına hiç gitmeyeceğini, hırsızlığa ve arsızlığa hiç bulaşmayacağını, isyana asla kalkışmayacağını, Hz. Muhammed (s.a.v.)’e karşı hasmâne duygular beslemeyeceğini, ibadetleri basite indirmeyeceğini dile getirmek istiyordur.

Halbûki içki içmek isteyen kişiler, içki içen arkadaşlara takılırlar. Faiz yapmak isteyen kişiler faiz ile iş gören arkadaşlar ile aynı yolda yürürler. Kumar oynamak, fuhuş işlemek, ahlaksız işler ile gününü doldurmak isteyen insanlar, bu fiilleri yaşamın olmazsa olmazı olarak kabul eden kişilerin gölgesine sığındılar. Kişi tek başına bazı kötü ortamlara giremiyordu. Güç ve kuvvet olmak, beraber hareket etmek, rahatça davranmak için söz konusu kişileri arkadaş edindi ve gölgesinde yürümeye çalıştı.

Bu konuyu şöyle de örneklendirebiliriz. Arkadaş edindiği kişinin temiz biri olmadığını bildiği halde niye arkadaş olmaya devam etti, niye zamanının çoğunu beraber tüketti, niye her türlü davranışı beraber sergiledi, niye yanlışa destek verdi? Demek ki içki içmek, kumar oynamak, faizli alışverişleri sürdürmek, ahlaksızlığı bir yaşam felsefesi olarak kabul etmek kendisinin de hoşuna gidiyordu.

İbadetlerine bağlı bir yaşam sürdüren ve haramlara dalmaktan tiksinen başka bir arkadaş ile niye dost olmak, beraber yürümek istemedi ki? Çünkü ibadetlere bağlı bir arkadaşla beraber yol yürüdüğünde namaz kılacak, yalandan ve dalavereden uzak duracak, İslam’ın öngördüğü ahlaki değerler ile bağdaşmayan fiiller sergileyemeyecekti. Bu kişi aynı zamanda oruç tutmak, hacca gitmek, zekât vermek, Kur’an’a ve Sünnet’e göre bir yaşam sürdürmek gibi bir niyete de sahip değildi. Aralarında ortak bir nokta bulamayınca bu kişi ile arkadaşlığını terk etti ama öbür kişi ile arkadaşlığına da yatırım yaptı.

Şunu bir kez daha dile getirmek istiyorum ki; kim, kiminle dost olmuş ise isteyerek dost olmuştur. Kim, kiminle düşman kesilmişse isteyerek düşman kesilmiştir. Şeytan ile gerçekleşen dostluğu veya düşmanlığı da bu minvalde değerlendirmemiz son derece önemlidir, gereklidir ve yerindedir.

Hayatımızın geriye kalan kısmına dönüp baktığımızda sevmediğimiz, takdir etmediğimiz ve beraber yürümeye ayak uyduramadığımız nice arkadaşlarımız olmuştur. Ve yine yıllardır severek ve isteyerek birlikte yol aldığımız, nice işler kopardığımız arkadaşlarımız var. Kimi insan ile arkadaşlığımızı niye terk ettik, kimi insanla sürdürmeye çalıştığımız arkadaşlarımız ile de niye hala aynı yolda aynı minvalde ve aynı adımlar ile devam ediyoruz?

Terk ettiğimiz veya kendilerine sırt döndüğümüz insanlardan, huyunu ve suyunu sevmediğimiz için terk ettiğimizi söylemek yanlış olmasa gerek. Yeni edindiğimiz dostlukları ve düşmanlıkları da bu minvalde bir değerlendirmeye tabi tutmamız son derece yerinde olacaktır. Demek ki istediğimiz kişi ile istediğimiz bir zamanda arkadaşlığımıza son verebildiğimiz gibi istediğimiz kişi ile istediğimiz zamanda ve istediğimiz şekilde arkadaş da olabiliyoruz. Bu tamamıyla bizim inisiyatifimizde olan hür irademiz ile gerçekleşen bir durumdur. Hür irade ile gerçekleşen her şeyin bir hesabı olacaktır.

Ahiret yurdunda bedbaht olmamak, cehenneme düşmemek için beraber yürüdüğümüz insanların kimler olduğuna, ne işler ile meşgul olduklarına son derece dikkat etmemiz gerekmektedir. Yoksa günün birinde kendilerinden fersah fersah uzak olmayı isteyeceğiz. Kendisinden uzak durmayı dileyeceğimiz insanlardan şimdiden uzak durmamız bizim için son derece kurtarıcı bir unsur olacaktır.

Arkadaşlığı eskimeyecek ve nihayete ermeyecek insanları kendimize dost edinelim ki pişmanlık duymayalım. Peki, dostluğu son bulmayacak bu arkadaşlar kim? Nasıl bileceğiz, neye göre belirleyeceğiz?

Bu konuda Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “İyi arkadaşla kötü arkadaşın misali, misk taşıyanla körük çeken insanlar gibidir. Misk sahibi ya sana kokusundan verir veya sen ondan satın alırsın. Körük çekene gelince ya elbiseni yakar yahut da sen onun pis kokusunu alırsın.” (Buhâri, Büyû 38; Zebaih 31; Müslim, Birr 146) Yine bu konu ile alakalı olarak Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “İnsan, dostunun yaşayış tarzından etkilenir. O halde her biriniz dost edineceği kişiye dikkat etsin!” (Ebu Davud, Edeb 16; Tirmizi, Zühd 45)

Arkadaş edinme konusunda dikkat edeceğimiz, ileri süreceğimiz, olmazsa olmaz diyeceğimiz yegane husus Kur’an ve Sünnet olmalıdır. Kim Kur’an ve Sünnete uyuyorsa o kişiyi ahiret için bir dost, kim de Kur’an ve sünnetten yüz çeviriyorsa onu da ahirette kendisinden şikâyetçi olacağımız bir düşman olarak bilmemiz gerekmektedir. Dostlarımız ile bu dünyada tokalaşmaya, düşmanlarımız ile de bu dünyada aramıza mesafe koymaya gayret gösterdiğimiz oranda doğru yolda yürüdüğümüze inanabiliriz.

Unutmayalım, iyi veya kötü her arkadaş bizleri mutlak surette etkilerler. İyi insanlardan iyi huylar ve güzel davranışlar; kötü insanlardan da kötü huylar ve nahoş davranışlar ediniriz. Çevremizde iyi insanların olmasına dikkat etmemiz dünya imtihanını olması gereken vechiyle sonuçlandırmamız açısından son derece önemli bir konudur.

Unutmayalım! Bize Kur’an okuyan ve sünneti aşılamaya çalışan, ibadetlere sarılan, haramlardan içtinap eden insanları kendimize dost edindiğimiz vakit bu dostluğumuz ahirete de devam edecektir.

 

NELER SÖYLENDİ?
@
Nihat Güç

Nihat Güç

DİĞER YAZILARI Dine değerlere düşman olarak yetişen bu nesil yurt dışından mı ithal edildiler? Dünden bugüne ne cennete giden yol değişti ne de cehenneme düşüren yol değişti Müslümanlar, Terör Devleti İsrail ve Dünya Kupası Zuhruf Suresi 37. Ayet Zuhruf Suresi 24. Ayeti Zuhruf Suresi 15. Ayeti Müslüman Ahlaklıdır Zuhruf Suresi'ne Başlarken İslam’ın Olmadığı Yerlerde Vahşet Ve Dehşet Kardeş Olur ABD-İsrail Ve İran Savaşı Ramazan’a Elveda İsrail-ABD, İran Ve Biz Rü’yet-i Hilal Meselesi Ve Diyanet İşleri Başkanlığı Bir Ve Beraber Hareket Etmek Zorundayız! Rol Modellerimz (!) İyi İnsan, Kötü İnsan İnsanlarımız Ve İslam Cahiliye Düzeni Faizli banka aracılığıyla maaşımı almak istemiyorum! Kur’an’dan Birkaç Mesaj Ana Eksenimiz Ne? Gittikçe Bunalıma Batıyoruz Müslüman Ve Kâfir Güvenlik Gerekçesi İman Etmek veya Küfre Düşmek Sumud Filosu Haini Çok Olan Bir Coğrafyada Yaşıyoruz İslam Ve İnsan İbadetlerde Özgürlük, Haramlarda Tutsaklık Yasaklanan İslam’dır. Laik Ortam Ve Müslümanlar Gündem Gazze! Dua ve Savaş Yahudileşmek Ya Da Hamas Silah Bıraksın Demek İsrail’e Askeri Müdahale Şart Suriye Ve Durziler Meselesi Şaşkın İnsan Diyanet İşleri Başkanlığı Müslümanlar Ve Kâfirler İsrail İran Savaşı Gazzeli Mücahitler Dünya Müslümanlarının Lokomotifi Oldular İşlevsel İslam Akıllı Olan Müslümandır Müslüman Olan Akıllıdır Şeytan’dan Allah’a Sığınırız -2- Şeytan’dan Allah’a Sığınırız -1- Adil Olmak Veya Zulmetmek İnsanların Hedefleri ve Başarıları Sûni Sınırlar Aşılmadan Gazze Kurtulamaz İslam’a Tabi Olmak Değişimi Iskalamak Si(s)temsel Bir Eleştiri İsimlendirmeleri Yeniden Yapalım Gündemi Değerlendirme Biçimi Bir Filistin Yazısı Daha Hesabı Da Unutmayın! Ardımızdan Ağlayanımız Olacak Mı? Kurtuluş Noktası GAZZE Takva Elbisesi Ve Tesettür Ayak Uyduramıyorum İslam ve Beşeri Sistemler Her İnsanın Bir Karnesi Vardır Gazze’de Ateşkes Uygulanmaya Başlandı Sünnettüllah Niyet -2- Niyet -1- Suriye Meselesi -3- Suriye Meselesi -2- Suriye Meselesi Tesettür Üzerine -3- Bir Oku Bin Düşün Tesettür Üzerine -2- Tesettür Üzerine -1- Biz, Bize Benzemek Zorundayız Bahaneleri Çok Kime Göre Neye Göre Şahidimiz Bedenimizdir Bir Ayetin Düşündürdükleri 7 Ekim El-Aksa Tufanı Cahiliye Dönemi Anatomisi Gazze ve Biz Sitem ve Sistem Yasin suresi 14. Ayetin düşündürdükleri Sürü Psikolojisi -5- Sürü Psikolojisi -4- Sürü Psikolojisi -3- Sürü Psikolojisi -2- Sürü Psikolojisi -1- Şeriat’a Karşıyım İbadetlere İlavelerde Bulunmak -5- İbadetlere İlavelerde Bulunmak -4- İbadetlere İlavelerde Bulunmak -3- Filistin ve Biz İbadetlere İlavelerde Bulunmak -2- Bangladeş’te Kıyam İsmail Haniye İbadetlere İlavelerde Bulunmak -1- Elleri Kuruyasıcalar! Dileyen İnkar Eder Dileyen De İman Eder İlahlaşmak Yapacağınız Tercihlere Dikkat Edin Futbol En Büyük Afyondur 7 Ekim Geç Kalınmış Bir Tarihtir Kültürel Emperyalizm Suçun Şahsiliği Esastır Hz. Aişe (r.ah.)’nin Yaşı İsteyenin İnandığı Bir Sistemden İsteyenin İnkâr Ettiği Bir Sisteme Aman ha! Gazze Mektebi Bizleri Eğitmeye Devam Ediyor Arkası Gelmeyen Sorular Ah! Gazze ah! Serap Hakikat Değildir Hakikat Tektir, O Da Kur’an ve Sünnettir Doğruluk İspat Gerektirir Batı(L) Ülkeleri İman Hakikati Şehit Hasan Saklanan Filistin Okumaları Ne Dersiniz? Bitmeyen İmtihanımız Filistin Seçim Analizi Filistin Meselesinin Neresinde Duruyoruz Her İnsan Ölecek Yaştadır Gazze Mektebinin Bize Öğrettikleri -2- Gazze Mektebinin Bize Öğrettikleri Kime Göre Doğru, Kime Göre Yanlış Zaman Üstü Bir Zaman -6- Zaman Üstü Bir Zaman -5- Zaman Üstü Bir Zaman -4- Zaman Üstü Bir Zaman -3- Zaman Üstü Bir Zaman -2- Ramazan Hoca’nın Şehadeti Zaman Üstü Bir Zaman -1- Sorular Tek Bir Kitaptan Gelecek PUT -3- PUT -2- Put- 1- Vazgeçilmezler ve Dokunulmazlar Farklı Bir Bakış Açısı İle Filistin Evvet, oyun süperdi! Filistini Konuşmak -13- Filistin'i Konuşmak-12- Filistin'i Konuşmak -11- Filistini Konuşmak -10 Filistini Konuşmak -9- Filistin’i Konuşmak -7- Filistini Konuşmak -8- Filistin’i Konuşmak -6- Filistin’i Konuşmak- 5- Filistini Konuşmak-4- Filistini Konuşmak -3- Filistini Konuşmak -2- Filistin’i Konuşmak -1- İstişare Müminlerin Yapacakları, Yapmayacakları -3- Mü’minlerin Yapacakları, Yapmayacakları -2- Ne Yapalım, Ne Yapmayalım 1 Bizler, bizlere ait olacağız Bizler, bize ait işler yapacağız Kötü Kokan Bataklık Kurutulmadan Güzel Kokan Gül Yetişmez İbadetlerin alternatifi var mıdır! Tüm bunları namazın mı emrediyor? İnsanoğlu bu… Huyum batsın. Hz. Ömer mi Dediniz Kendimizi Unutmayalım! Nasıl Bir Doğru! Siz Ne Dersiniz, Bilmem Aynanın Karşısındayım
KÖŞE YAZARLARI TÜMÜ
NAMAZ VAKİTLERİ
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
BURÇ YORUMLARI
  • KOÇ
    Koç Burcu
  • BOĞA
    Boğa Burcu
  • İKİZLER
    İkizler Burcu
  • YENGEÇ
    Yengeç Burcu
  • ASLAN
    Aslan Burcu
  • BAŞAK
    Başak Burcu
  • TERAZİ
    Terazi Burcu
  • AKREP
    Akrep Burcu
  • YAY
    Yay Burcu
  • OĞLAK
    Oğlak Burcu
  • KOVA
    Kova Burcu
  • BALIK
    Balık Burcu
ANKET OYLAMA TÜMÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
ahsap mobilyauluslararası evden eve nakliyat