“Onlara iki elçi göndermiştik de onları yalanlamışlardı. Biz de üçüncü bir kişiyle desteklemiştik. Onlar “Biz size gönderilmiş elçileriz” demişlerdi.”
Gönderilen elçi sayısı iki. İlahi görevlerine başlıyorlar. Görevleri, hakkı ve hakikati anlatmak, insanları ilahi vahye muhattap kılmak, olanı olduğu gibi aktarmak. Ve o elçiler görevlerini hakkıyla yerine getirdiler. Ancak her zaman ve her zeminde olduğu gibi kafirler yine karşı çıktılar. Elçileri yalanladılar. Kimisini de taşlayarak öldürdüler. Allah da onları üçüncü bir elçi ile destekledi.
Azgınlaşmış kafirler ile başa çıkmak kolay değildir. İnsanlara iyiliği emretmek, kötülüklerden men etmek, haramları açıklamak, yaptıklarının yanlışlığını ortaya koymak, sosyal hayatlarını düzene sokmak en zor olan işlerdir. Bundan daha zor bir işin olduğunu bilmiyorum. Bunun için azgınlaşmış, haktan ve hukuktan sapmış bir memlekete bir Peygamber yetmeyebiliyor, ikinci bir peygamberle desteklenmesi gerekiyor. O’nu da dinlemiyorlar. İsyanlarına devam ediyorlar. İtaate yönelmedikleri zaman üçüncü bir elçi ile desteklenmeleri de kaçınılmaz bir hal alıyor.
Bu durumu yanlış anlamayalım. Yanlış yorumlamaya da kalkışmayalım. Üzerinde durulması gereken bir konu. Günümüzün en önemli konularından biri.
Burada zikredilen Peygamberlerin tebliğ konusunda yeterli olmadıkları, görevlerini savsakladıkları veya canla başla çalışmadıkları, dini emirleri anlatırlarken nefret ettirdikleri, konuşmalarının seviyesini ve sınırını belirleyemedikleri, üsluplarına dikkat etmedikleri manasına yorumlayamayız. Haşa, bu duruma düşmekten Yüce Allah’a sığınırız.
Peki niye bir elçi değil, iki elçi değil de tam üç elçi? Üçü de bir zaman diliminde ve aynı köyde aynı insanlar ile mühattap olup aynı dini anlatıyorlar?
Burada, şunu rahatlıkla söyleyebiliriz. O memleket halkı o kadar azgınlaşmış ki, o kadar haktan, hukuktan, adaletten ve ahlaktan uzaklaşmışlar ki, o kadar nezaketten ve insanlıktan uzaklaşmışlar ki, vicdanlarını o kadar köreltmişler ki bir elçi, iki elçi veya üç elçi dahi onlara doğruyu anlatmaya, vahyi belletmeye, yanlışları kavratmaya güç yetiremiyorlar. Bu durum bize o memleket halkının, sapıklıkta zirve yaptıklarını, isyanda sınır tanımadıklarını, ilahlaşma konusunda kendi kendilerine yettiklerini anlatmaktadır.
Zaman zaman kimi insanın, bahane bulmak adına dini tebliğ eden insanlarda kusur aradıklarına şahit olmuşuzdur. Dini tebliğ eden insanların dini eksik anlattıklarını veya sert bir üslup takındıklarını, yerini ve zamanını iyi bir şekilde gözetleyemediklerini hep duyarız. Hatta kimi insanın di,ni ret ederlerken bu gibi bahanelerin arkasına sığındıklarına da şahit olmuşluğumuz çoktur.
Evet, Peygamberlerin dışında kalan diğer insanların dini anlatma yani tebliğ konusunda sergiledikleri kusurları ve hataları mutlaka vardır ve olacaktır. Hiçbir tebliğci elçi yani peygamber değildir. Bahanelere sığınanlar, yanlışlarda diretenler, dini olmayan iş ve işlemlerinden vazgeçmek istemeyen insanların bu kusurları bayraklaştırdıklarına, bu hataların arkasına sığındıklarına şahit olmaktayız. Hatta bu durumun sapıklıkta sınır tanımamanın, kendisini ilahlaştırmanın en bariz ifadesi olduğunu da söyleyebiliriz.
Halbuki her insan, gönderilen elçi ve indirilen kitap sebebiyle bizzat kendisi doğruyu bulması ve doğruyu anlaması kaçınılmaz bir farzı ayndır, bir görevdir. Yer yüzünde hiçbir insan başka bir insana tebliğde bulunmayacak olsa dahi, her insanın kendisi doğruyu bulmakla ve doğruları yaşamakla sorumlu olmaktan kurtulacak değildir. “Müjdeleyen ve uyaran peygamberler gönderdik ki, insanların peygamberlerden sonra Allah’a karşı tutunacak bir delilleri olmasın! Allah izzet ve hikmet sahibidir.” (Nisa/165) Peygamberlerin varlığı her insanın inanması için yeterli bir sebeptir. Başka insanlara gerek de yoktur aslında.
Bir başka ayette Yüce Allah: “Kitap, sadece bizden önceki iki topluluğa (yahudi ve hristiyanlara) indirildi. Doğrusu biz onların okumasından habersizdik.” dersiniz diye (Kur’an’ı indirdik).” (Enam/156) Her insan bu ayetin anlatmak istedikleri ile yükümlüdür.
O halde dini anlatırlarken kimi insanın sergilediği hataları bayraklaştırarak kendimizi haklı çıkarmanın hiçbir haklı gerekçesi yoktur. Hatta anlatım konusunda başkalarını eleştirmeye kalkışmak yanlışlarımızın üstünü örtmek manasına geleceğini de rahatlıkla söyleyebilirim.
Dini anlatan kişiler eksik anlattı, o eksikliği sen tamamla.
Dini yaşayanlar eksik yaşadı, o zaman sen doğrusunu yaşa.
Dini anlatırken sert bir üslup kullandı, bari sen olması gerektiği gibi dini anlat.
Dini anlatırken yeri ve zamanı doğru değerlendirmedi, o zaman sen bu unsurları gözet.
Şimdi soruyorum size? Yüce Allah, inkar eden bu topluma üç elçi gönderdiğinde gönderilen elçiler halka, dini eksik ve yanlış mı anlattılar da onlar isyanlarından ve içinde bulundukları küfür ortamından vazgeçmediler? Uslüpları çok mu sertti?
İman etmek isteyen insanlar için bir emare, bir ışık huzmesi yeterli değil midir?
Bu anlattıklarımı ters anlamayın. Anlatıcının içinde bulunduğu durumunun hiç önemli olmadığı manasına da yorumlamayın. Böyle bir niyetim de yok zaten. Ancak eksik veya yanlış anlatımı bayraklaştırarak içine saplandığımız kusurlarımızın üstünü de örtemeyiz.
Asıl vurgulamak istediğim şey her insanın ilahi kelam ile bizzat kendisinin karşılaşması, çevresindeki insanlara anlatması ve anlaması gerektiğidir.
Diyelim ki bir insan dini yanlış anlatıyor. Haliyle dinleyen insanlar da anlatılan yanlışları doğru anlamıyor. Bu durumda yanlış anlayanlar ahiret gününde sorumluluktan kurtulacaklar mı? “Ya rabbi bizi bunlar yanlışa sevk ettiler, biz masumuz” diyebilecekler mi? Deseler bile bu mazaretleri kabul edilecek mi?
Bu konuda varit olan ayetlerden birkaçını zikretmekle iktifa edeceğim: “Onların hepsini bir araya toplayacağımız, sonra da Allah’a ortak koşanlara, “Siz de, ortaklarınız da yerinizde bekleyin” diyeceğimiz günü düşün. Artık onların (ortak koştuklarıyla) aralarını tamamen ayırırız ve ortak koştukları derler ki: “Siz bize ibadet etmiyordunuz.” (Yunus/28-29) “Allah, şöyle der: "Benim huzurumda çekişmeyin. Çünkü ben bu (konudaki) uyarıyı size önceden yaptım." (Kaf/28) ”Allah’ın hükmü yerine getirilince şeytan şöyle der: “Şüphesiz Allah size gerçek bir vaadde bulunmuştu; ben de size bir söz verdim ama yalancı çıktım. Aslında benim sizi zorlayacak gücüm yoktu; benim yaptığım size çağrıda bulunmaktan ibaretti; siz de benim çağrıma uydunuz. O halde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Ne ben sizi kurtarabilirim ne de siz beni kurtarabilirsiniz. Ben daha önce, beni Allah’a ortak koşmanızı kabul etmemiştim.” Doğrusu zalimler için elem verici bir azap vardır.” (İbrahim/22)
Yüce Allah uyarmadan, elçi göndermeden, ilahi emirlerle tanıştırmadan helak etmek istemiyor insanları. Bu yüzden: “Biz, hiçbir memleketi elçiler olmadan helak edecek değiliz.” (Şuara/208) “Biz, bir elçi göndermeden azap da etmeyiz.” (İsra/15) Sünnetullah gereği elçilerin gelmesi, ilahi daveti bildirmesi, iman edenler ile inkar edenlerin birbirinden tefrik edilmesi gerekiyordu. Safların netleşmesi ve berraklaşması lazımdı. Kur’an’ın gönderilmesiyle bu durumun gerçekleşmiş olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Şimdi konuyu daha iyi anlamak adına şu hadis-i şerife kulak vermemiz yerinde olacaktır. Ebu Hüreyre’den Resulüllah (s.a.v.)’ın şöyle dediği nakledilmiştir: “Muhammed’in canını elinde tutan Allah’a yemin ederim ki bu ümmetten bir Yahudi veya Hristiyan beni işitir, sonra da benim kendisiyle gönderildiğim (vahy)e iman etmeden ölürse mutlaka ateş ehlinden olur.” (Müslim, İman, 240)
Çevresinde farklı dinlerden insanların yaşadığı bir ortamda doğup büyüyen bir Yahudi veya bir Hristiyan; Hz. Muhammed (s.a.v.)’in ismini yani Peygamber oluşunu duyduktan sonra anne ve babası ya da çevresinde yer alan diğer insanlar tarafından kötülendiğini, kötü gösterildiğini varsaydığımız birisinin, “ben bilmiyordum, ben anlamıyordum, çevremdeki insanlar onu hep kötülüyorlardı, ben de o yüzden iman etmedim.” deme şansına sahip olabilir mi?
Her insan, kendi doğrularına, kendi yaşam biçimine, kendi dünya görüşüne göre doğrular edindiğini söyleyebiliriz. Kimse kimsenin anlatımından dolayı hesaba çekilmeyecektir. Kimse kimsenin yanlış anlatımından dolayı masum da görülmeyecektir. Herkes sahip olduğu kendi anlayışına göre hesabı görülecek, mükafat veya cezaya bizzat yaptığı tercihler sonucunda müstahak olacaktır.
Sapıklıkta zirve yapmış bu memleketin halkını haramlardan alıkoymak için üç Peygamberin de etkili olduğunu söyleyemiyoruz. Çünkü kalpleri kilitli, gözleri perdeli, kulakları da tıkalı olan insanların Kur’an ile aralarına bir perde çekilmiş olduklarını söyleyebiliriz. Bu gibi insanların anlatılan ayetlerden etkilenmeleri, dile getirilen kıssalardan ibret almaları mümkün değildir. Evvela ayetler ile aralarında var olan bu perdeyi aralamaları gerekiyordu. Bu vesileyle ilahi davete kendisini kapatmış olan insanlara risaleti ulaştırmak çok zordur. Böylesi insanlara gönderilmiş Peygamberler bile etkili olamamışlardır.
İnanmak isteyen insanlar, kendisi ile davet arasında var olan perdeyi aralamaları gerekir ki ilahi mesajı anlayabilsin ve kavrayabilsin. Bu durum Bakara suresinin 7. ayetinde anlatılanlarla birebir örtüşmektedir: “Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiş, gözlerine de perde çekmiştir. Acıklı azap da onlar içindir.” Diğer bir ayeti Kerime’de: “Andolsunki biz, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır. Çünkü onların kalpleri var anlamazlar, gözleri var görmezler, kulakları var duymazlar. Onlar hayvanlar gibidirler hatta daha da sapıktırlar. Onlar aldanmış olanlardır.” (A’raf/179) Bir başka ayette Yüce Allah: “Kur’an okuduğunda, seninle ahirete inanmayanların arasına gizli bir perde çekeriz.” (İsra/45) şeklinde açıklamalarda bulunmaktadır.
Aldanmış olanlara aldanmışlıklarını izah etmek çok zordur. Bunun için bazen bir bazen de birden fazla elçiye ihtiyaç hissedilebilir. Yer yüzünde yaşayan her insan kendi tercihlerini yaşamakta ve bu tercihlerinin sonucu ile de karşılaşacaktır.
İnsanların, gönderilen elçileri tanımaları ve indirilen kitapları kavramaları için gözlerinin, kulaklarının ve kaplerinin sağlam çalışıyor olması da bir zorunluluktur. Kendisinden beklenenleri yerine getirmeyen organlar yok hükmündedir. Olayları anlamak ve kavramak için her organın alıcı ve fonksiyonel olması kaçınılmazdır. Alıcı ve fonksiyonel olmayan bir insan için bin dereden su getirseniz bile delil olarak algılanmayacaktır. Anlatan elçi bile olsa. Anlatan kusursuz bir anlatıma sahip bir kişi de olsa. Anlatan, mükemmel bir üsluba sahip de olsa…
Nafile…
İnsan sapıtmak istediği zaman hiçbir şey etki etmez kalbine. Kalbini kilitlemiş birinin kalbini açacak hiçbir anahtar bulamazsınız. Gözünü kapatan birine göstereceğiniz hiçbir nesne, hiçbir delil yoktur. Kulaklarını hak ve hakikate kilitlemiş birine duyurabileceğiniz her hangi bir söz de bulamazsınız.
Diğer taraftan inanmak isteyen bir insana da hiçbir şey engel olamaz. Hristiyan toplumda da yaşıyor olsa da inkarcı bir atmosferde büyümüş de olsa yine de inanacaktır. Çünkü iman ve inkar kişinin içinden gelen bir duygudur.
Eyüphan KAYA
İnsanlık Alemi Veda Hutbesini Arıyor
Erol AYDIN
İnsan Olmanın En Ağır Yükü
Nihat Güç
İyi İnsan, Kötü İnsan
Gülay ÇETKİN
Denizlide okullar kaosa mı sürükleniyor?
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
21. Yüzyılın Öğrenci Profili: Alfa Kuşağı
Fatih ORUÇ
SADİZM
Fatma Saçak Akbulut
SEVGİ DİLİ
Adnan ÖZ
Süper kupa ve transferler!
Aydın BENLİ
MİLLİ DUYGULAR ÖLDÜRÜLÜRSE NE OLUR?
Seyfettin BUDAK
Tek bir taşla kaç kuş vurulur?
Mehmet BOZKURT
Suçlu Kim? Müslümanlar mı?
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Hamdi TEMEL
Limon Tuzu: Masum Bir Ekşilik mi, Bilinmesi Gereken Bir Kimya mı?
Ravza ZEYBEK
Bizim çocukları ateşe atan kim?
Songül KARAMAN
YA RAB
Ahmet SAĞLAM
Kaçınılması Gerekenler
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’da Şirin Bir Köy: Duhancılar
Cevahir AYDIN
El alem Jürisinin Sahte Kürsüsü
Özlem Gürbüz
Geçmişten Ders, Geleceğe Umut
Halil MERT
Polislerimiz şehid oldu
Recep YAZGAN
Beyaz leke gösterir…
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Mehmet Nuri BİNGÖL
Rahmetin Kapısında Bir Gece
Adnan İPEKDAL
Dijital İçerik Üretme Seferberliği
Bülent ERTEKİN
Bayraklı’daki Söyleşi Üzerinden Ciddi İddialar
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Ahmet DÜZGÜN
Kimse mucize beklemesin
Vehbi KARA
Kocatepe Olayı
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Sevgi Mi Bağ, Yoksa Görünmez Bir Kafes Mi!
Aydan KURT
Çok şey istemedik...
Ahmet Eren KURT
Sessizlik Bazen Bir Tercih Değil, Son Çaredir
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Servet ZEYREK
Yedinci Oğul Nerede?
Hüseyin KURT
Telekonferansın Ardındaki Gerçek: Büyük Kürdistan’ın Güncel Senaryosu
Hasan KARADEMİR
Giriş: Foucault'nun Eleştirel Soykütüğünün Temelleri
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı iken oruç tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (1)
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Mesut CİHAT
Allah'ın Zatı ve Subuti Sıfatları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Batuhan ŞUORUÇ
Şıracılar
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
Mahremiyet, insanın özgür iradesiyle var oluşu!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
İsa ÇOLAKER
Aşık Veysel Şiirinin Renkleri
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Özhan KIZILTAN
Duvarların Ardında Filizlenen Hayat
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Cahit KURBANOĞLU
Nefis nedir ve ne istiyor?
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Levent ERTEKİN
Fakir Halkın Bağışladığı 350 Uçak
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)