Hoşlanmıyoruz. Nefret etmiyoruz belki ama tam anlamıyla sevdiğimizi de iddia edemeyiz. Kur’an ile yüzleşmek, Sünnet ile karşılaşmak, dini emirler ile muhatap olmak istemiyoruz. Doyasıya doyurmaya çabaladığımız, bu uğurda her şeyimizi feda ettiğimiz arzularımıza ve heveslerimize ket vurulmasından, istemediklerimizin dile getirilmesinden, yaşantımıza karışılmasından çekiniyoruz.
Tir tir titriyoruz. İlahi emirleri ve yasakları görmezden ve duymazdan geliyoruz. Üç maymunu oynamak diye meşhur bir tabirimiz var. Sanki bu tabir böylesi bir durumu izah etmek için ortaya sürülmüş gibi.
Başkalaşım geçirmişiz de haberimiz yok. Hazırlığımız olmamasına rağmen kendimizi cennetin daimi sahibi olarak görüyoruz dinimize düşmanlık besleyen insanlardan farksız bir derekeye evrildiğimiz halde. Rabbim sonumuzu hayreylesin! Rabbim ayaklarımızı Sırat-ı Mustakim’de sabit kılsın!
Yüce Dinimizi öğrenmek ve emirlerini yerine getirmek gelmiyor içimizden. Dini vecibeler nefsimize ve arzularımıza ağır geliyor. Hayatımıza yön veren emirlerin ardı sıra tekrar ediliyor olması mutlu etmiyor bizi. Her bir emir ile karşılaştığımızda Hz. Nuh (a.s)’ın kavminden kalan bir alışkanlıkla kulaklarımızı tıkamaktan başka bir şey de yapmıyoruz. Yeniden, bir daha ve tekraren vurgulanan helal ve haramları duymak istemiyoruz. İşimize gelmiyor. Kulaklarımız tıkalı, gözlerimiz kapalı, kalbimiz mühürlü bu konuda.
Kur’an’ın Allah tarafından indirildiğine inanıyoruz. Bu konuda söylenecek bir söz, dile getirilecek bir şüphe, ileri sürülecek bir alternatif yok. Bu doğru. Olması gereken de bu. Ama “Dini Vecibeleri” hayatımıza devşirme ve sosyal yaşantımızda sergileme, kural ve nizam haline getirme konusunda dünyalar kadar sorunlarımız, şüphelerimiz, muğlaklarımız ve karamsarlığımız var. “Ne Der” dini emirler hemen her platformda ağırlık kazanıyor. Biz de bu ağırlığa destek veriyoruz. O yüzden Kur’an’ı okumak, Sünneti öğrenmek, dinimizin âli emirlerini ve dile getirdiği yasaklarını duymak ve içinde var olan hükümleri öğrenmek gelmiyor içimizden. Bize lazım olmadığı gibi çocuklarımız için de lüzumlu görmüyoruz. Hep öteliyoruz. Hep daha sonra, hep daha sonra diyerek avunuyoruz. Dini vecibeler karşısında hevesimiz tükendi, buzun kızgın güneş karşısında eriyen buz misali inancımız yavaş yavaş yok oldu diyebilirim. Rabbim muhafaza buyursun!
Yaşamak için bilmek, bilmek için okumak gerekiyordu. Anlamak için dinlemek, dinlemek için de istekli olmamız kaçınılmaz bir durumdu. Bu da işimize gelmedi. Bilgi, ilim, edep, irfan, ahlak ve terbiye devşirmenin en basit, en kullanışlı ve ilk insandan beri kullanılan en basit ve en eski yolu, dinlemekti. Onu da yitirdik ya da üç beş kuruşa sattık. Daha önce de dediğim gibi kulaklarımızı tıkamış, gözlerimizi kapatmış, kalplerimizi de kilitlemiştik dini emirlere karşı. İçselleştirmemiz için kulaklarımızı da gözlerimizi de dört açmamız gerekiyordu. Bu da işimize gelmiyordu. Bizde dinlemeye karşı istek, görmeye karşı heves, anlamaya karşı arzu, yaşama dönüştürmek için iman her geçen gün biraz daha azalıyordu. Ne yapalım, böyle gelmiş böyle gider, diyen insanlara ayak uydurmakla uğraşıyorduk. Bizi var gücüyle oyalayanları alkışlıyorduk. Uğraşımız büyüktü. O yüzden başımızı kaldıracak, gözlerimizi açacak zaman ve fırsat bulamıyorduk. Biz mi istemiyorduk yoksa bize kötü mü gösteriliyordu. Biz mi suçluyduk yoksa bizi bu duruma reva görenler mi caniydi?
O halde, Müslümanlar olarak şu noktada buluşmamız kaçınılmaz bir durum arz etmektedir. Kur’an ve Sünnet ışığında sorularımızı, sorunlarımızı, dertlerimizi ve kederlerimizi, yapmamız ve uzak durmamız gerekenleri tanımlamamız kaçınılmaz bir hal almaktadır. Cennet veya cehennem yaptıklarımız ile çepeçevre kuşatıldığını unutamayız. Şayet bunu unutuyorsak, muhataplarımıza önerebileceğimiz, geleceğe bırakabileceğimiz herhangi bir çözüm yolu da olmayacaktır. Düz yolda istikameti kaybeden, susuzluktan kavrulan insanlardan farksız bir şekilde koyu bir serap peşinde bir ömür tüketmekle geçireceğiz.
Düz yolu bulmak adına evvela teşhis, sonra da tedavi gerekiyor. Hastalığımız ne, tedavi yolumuz hangisi? Teşhis edemediğimiz bir hastalığı tedavi etmemiz de mümkün değildir.
Dünyanın her neresinde yaşıyorsanız yaşayın, hangi toplumda, hangi ortamda dünyaya gözlerinizi açmış olursanız olun; yaşadığınız ülkede, doğduğunuz şehirde, dünya meişetini kazandığınız ilçede, sosyal yaşamınızı sürdürdüğünüz mahallede, eğitiminizi sürdürdüğünüz beldede, dinlenmeye çekildiğiniz köyde veya ömrünüzü tükettiğiniz evde cennete giden bir yol mutlaka vardır. Bunu ararsanız bulursunuz. Öyle gizli kapaklı da değildir. Güneşin parlaklığı kadar açıktır. Dilerseniz ve didinirseniz görürsünüz. İsterseniz çağrısını duyarsınız. Ama cehenneme açılan bir kapının da yanıbaşınızda, yastığınızın altında her zaman açık olduğunu asla unutmayınız! Cehenneme açılan kapıyı elinizin tersiyle kapatmadan, cehenneme giden şahıslardan uzak durmadan, şeytan ve avanelerine rest çekmeden cennete giden yolda olması gereken vechiyle yürümeniz de mümkün olmayacaktır. Cehennemin açık kapısından esen ruzgâr gözlerinizi kör, kulaklarınızı sağır ve kalbinizi de hissizleştirecektir.
Dünya bir imtihan alanıdır. Dileyen dilediğini seçmekte serbesttir. Bu irade herkese verilmiştir. Bu serbestiyet, ölüm vaki oluncaya kadar geçerlidir. Sonra… Evet sonra… Sonrası geri dönüşü olmayan bir yolculuktur. Nedamet de fayda vermeyecektir. Ölüm ile açılan kapıdan gelecek şeyleri değiştirmeye de güç getirilmeyecektir.
Cennet ve ve cehennem bugüne has bir mesele değildir. İnsanlar dün de cennete gitmek için çalışıyorlardı, bugün de cennete ulaşmak için çalışanlar var. Dün de cehennemden kurtulmak için didinmek gerekiyordu bugün de cehenneme düşmemek için titizlikle haramlardan kaçınanları görüyoruz.
Mesela insanlık tarihi ile beraber ortaya çıkan putlar, tarihi süreç içerisinde isimleri değişmiş olsa da insanlar üzerindeki etkileri, yetkileri, fonksiyonları, iş ve işlevselliği hiç değişmediğini görebiliyoruz, söyleyebiliyoruz. Maalesef Hz. Nuh (a.s.), Hz. İbrahim (a.s.) ve Cahiliye döneminde var olan putların birey ve toplum üzerindeki fonksiyonları ile günümüzde var olan putların birey ve toplum üzerindeki fonksiyonları arasında isimlerinin değişiminden, zaman ve mekânın farklılığından başka hiçbir şey değişmemiştir. Günümüzün modern zamanlarında teknolojik aletler ile çokça geliştiğini ve oldukça bilgi sahibi(!) olduğunu sanan insanların putlara karşı sergiledikleri ibadetler, geçmiş zamanlarda yapılan ibadetlerden farklı birer davranış olduğunu da söyleyemeyiz. Dün de böyleydi bugün de böyledir, yarın da böyle olacaktır. Çünkü ne cennet değişti ne de cehenneme giriş şartlarında bir değişim oldu. İmtihan gereği değişim yok bu süreçte…
Yine garibana, fakire ve fukaraya gün boyu süt vermekle sosyal adaleti sağlayan ve yine gün boyu su içmekle kapitalis ve burjuva kesiminin ticaretine neşter vuran Salih (a.s.)’in devesi, toplum içinde ilahi emirlerinin uygulanmasına verilebilecek en güzel örnek olduğunu söyleyebilirim. Düşünmekle kalmıyor iddia ediyorum. Ancak Allah’ın emirlerinin hem sosyal hayatta hem de ekonomik yaşamda cari olmasını istemeyen ve devenin zuhuruyla işleri kasada uğrayan dokuzlu çete denilen toplumun yeğane sahibi olduğunu iddia eden bu bencil ve kapitalist insanlar, devenin ayaklarını keserek öldürmeye kalkıştılar. Peygamberin getirdiklerinin hem bireyin hem de toplumun yaşamında görünür olmasına, sosyal hayatın iş ve işlevlerine yol ve yordam göstermesine tahammül edemediler.
Söyler misiniz, durum bugün de böyle değil mi?
Hangi ad altında olursa olsun günümüzde de Kur'an hükümlerinin, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in getirdiklerinin, Din-i Mübin’i İslam’ın sosyal hayatta, ekonomik yaşamda ve devlet düzeninde diskalifiye edilmiş olmasının tipik örneğinin Salih (a.s.)’in devresinin öldürülmesine benzediğini söylemek yanlış olmayacaktır. Dokuzlu çete denilen kapitalist insanlar; ekonomi kurallarını, sosyal hayatın işleyişini ve devlet düzenini Hz. Salih (a.s)'in devresinin üzerinden gerçekleşmesini istemiyorlardı.
O yüzden yaşam felsefesine dönüştürerek içinde debelenip durdukları günahları, kötülükleri, ahlaksızlıkları ve hâyâsızlıkları duymak istemeyen kişiler; günahları, kötülükleri ahlaksızlıkları ve hâyâsızlıkları net bir şekilde dile getiren kişileri sapıklıkla ve dinden çıkmakla yani kâfir olmakla, şirke düşmekle suçladılar, bu gün de suçluyorlar. Zamanın ve mekânın değişimiyle insanların dine yaklaşımlarının da değişeceğini sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Buyurun şu ayeti okuyarak bugünkü yazımızı noktalayalım: “… “Çıkarın bunları memleketinizden! Güya onlar kendilerini fazla temiz tutan insanlar!..” demek oldu.” (A’raf/82)
Nihat Güç
Dünden bugüne ne cennete giden yol değişti ne de cehenneme düşüren yol değişti
Halil MERT
Jeopolitik Fırtınanın Eşiğinde Nato Zirvesi
Öztürk Samuk
BİOTERÖRİZM
Vehbi KARA
Bugün Kabotajın 100. Yılı
Mehmet Ali Çamoğlu
Haram Lokma ve Kayıp Nesiller
Seyfettin BUDAK
Dünya Kupası Daha Başlamadan Neden Bitti
Adnan ÖZ
Dünya kupasından erken eve dönüş kötü yönetimin sonucu!
Recep YAZGAN
Laik Devlet Bin Yıl Daha…
Mehmet BOZKURT
İslam alemi: bir isim mi, bir hakikat mi?
Özlem Gürbüz
Yaşlılara Hürmetin Ve Saygının Önemi
Fatma Saçak Akbulut
Geleneksel
Mehmet Nuri BİNGÖL
Nur Dersine Gidişim
Hasan KARADEMİR
Pireye Kizip Yorgan Yakmak
Aydan KURT
Bugün Hangi Düşüncemi Yazmalıyım
Songül KARAMAN
Dergah-ı Mevlânada
Ömer Naci Yılmaz
Demokrasi Rezaletleri
Memiş OKUYUCU
Ritim ve Eğitim İlişkisine Yakından Bakmak!
Özhan KIZILTAN
Sanver'in Tahliyesinin Ardından…
Eyüphan KAYA
Kürtler Ülkemizin Sigortasıdır
Gülay ÇETKİN
Bakan Tekin’e Denizli’de Ne Dediler?
Kadir Erol
İnsanı İzlemek!
Hüseyin KURT
İlkokul Mezuniyetleri mi, Duygu Gösterileri mi?
Ravza ZEYBEK
Zehirli Baldır Söyleme
Ahmet SAĞLAM
Birlik Ve Beraberlik
Aydın BENLİ
ANTİMADDE
İsa ÇOLAKER
Latifi’nin Okuma Yazma Aşkı
Ahmet DÜZGÜN
Alın Alayını Bunların
Hamdi TEMEL
Geleceğin Anahtarı: Topraktaki Şifa ve Tarımda Bio-İnovasyon
Ziya GÜNDÜZ
Düşünmek Çok Yoğun Bir Çabayı Zorunlu Kılar!
Burak Çileli
“BİR ADAM YARATMAK”DA İDAM-I NEFS VE VAROLMA MÜŞKÜLÜ SEMBOLÜ: İNCİR AĞACI
Mesut BALYEMEZ
Ulan kapitalizm.
Bülent ERTEKİN
Engelliler İçin Söz Değil, İcraat Gerekiyor
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)