Ahirette mutlu ve mesut olacak insanlar, dünya hayatında münevver olma sıfatına sahip olan insanlar olacaklardır. Bunda şüphe yoktur.
Münevver insan; saygın, aydın, bilgili ve kültürlü kimse manasına kullanıldığını söyleyebiliriz. Kelime kökeni Arapçadaki “Nur” (Işık) sözcüğünden türemiştir. O halde münevver kişi, Kur’an ile nurlanan, Kur’an ile bir hayat sürdürmeye çalışan ve Kur’an ile çevresindeki insanlara değer katan kişidir. Salt okul bitirmiş veya ahirette herhangi bir değer taşımayan diplomaya sahip olmaktan öte, zihni ve ahlaki olarak gelişmiş, toplumu uyarma ve aydınlatma sorumluluğu taşıyan, dini olması gereken vechiyle aktaran kişidir. Kendi kusurunu, hatasını, yanlışını ve eksiğini olması gereken şekliyle bilen, bunun için üzülen, hüzünlenen ve kalbinde nedamet duygusu eksik olmayan kişi manasında kullanılmaktadır. Kalbi körelmiş, yaptıklarını ve yapacaklarını denetleyemeyen kişiler hata, kusur ve yanlışı Kur’an ve Sünnet üzere tarif edecek bir kabiliyetten uzak olan kişiler münevver insan diye tanıtılamazlar. Çünkü münevver olma özelliği herkeste bulunabilecek basit ve sıradan bir sıfat değildir.
Kendi kusurunu, hatasını, yanlışını ve eksiğini bilemeyen, göremeyen ve farkına varamayan bir insana hangi makamdan seslenseniz, hangi telden çalsanız bile bin bir dereden bahaneler ileri sürerek kabule yanaşmayacaktır. O yüzden münevver insan olmak bambaşka bir şeydir. Herkeste bulunmayan önemli bir özelliktir. Münevver kişi evvela kendisini, yaptıklarını ve düşündüklerini bizzat kendisi denetleme hasletlerine sahip olandır. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “Birr (iyi, meşru, dince güzel olan) güzel ahlâktır, ism (birrin zıddı) ise kalbinde oturup kalan (ukde olan) ve insanların bilmesini istemediğin davranıştır.” (Müslim, Birr, 14-15) Buradan yola çıkarak, münevver insan; kendi kendini denetleyebilen, Kur’an ve Sünnete göre ters olan işlere bulaştığı vakit kalbinde tarifi imkânsız bir hasara ve pişmanlığa yol açan kişidir.
İman zorlama ile olmaz, zor kullanmak ile iman oluşmaz. İman etmek de inkâra kalkışmak da kişiye kalmış bir iştir. Söylenenleri kabul etmek de anlatılanlara karşı çıkmak da insanın özgür iradesi ile gerçekleşen bir olgudur. Okunan âyetlere, dile getirilen hadislere karşı sergilenen her bir tutum veya her bir davranış imanın / inkârın dışa yansıyan yüzüdür. Münevver insan, ayet ve hadisleri kabul ettirmekle değil olması gereken vechiyle ortaya koymakla, dile getirmekle mükelleftir. Gerisi ayetleri ve hadisleri işiten kişiye kalmıştır. Kişi dilerse düşüncelerini ayet ve hadis ışığında değiştirmekle, şekillendirmekle işe başlayabilir, dilerse de şirk ile bezenmiş bir hayatı tercih etmekte sınır tanımayabilir. Dilerse farzlara dört elle sarılabilir dilerse haramlar ile iç içe bezenmiş bir yaşamı tercih edebilir. Münevver olma düzeyi ayetler ile yol yürüme düzeyine bağlı olduğunu söyleyebiliriz.
Herkes ölecek. Herkes ölüm iksirin tadına mutlaka bakacak. Bundan kaçış yok, kurtuluş da yok. Doğan her insan ya şaki ya da sait olarak içecek bu ölüm iksirini. Günün sonunda yaptıkları iş ve işlemlere bağlı olarak mutlu veya bedbaht biri olarak tescillenecek. Bu tescil kişinin sahip olduğu inanç değerlerine göre gerçekleşecek.
Her şey değişiyor, her şey dönüşüme uğruyor. Durdurulamayan ve karşı konulamayan zaman akıp gidiyor. Ele avuca sığdırılamayan mekân, günü birlik değişime uğruyor. İnsanın bizzat kendisi değişmekle kalmıyor biri doğuyor biri de ölüyor. Değişmeyen tek şey imtihandır. Geçmişten bugüne imtihanın kendisi bizzat olduğu gibi duruyor ortada. Münevver olma şartları değişmedi.
Cenneti kazanmak veya cehenneme duçar olmak dün de geçerli bir kuraldı, bugün de var, yarın da var olmaya devam edecek.
İnsan için rahmete veya zahmete erişmenin tek bir ayırıcı özelliği var, o da imandır. Olması gereken vechiyle iman eden kişi ölüm ile beraber mutlu ve mesut olacaktır, iman etmeyen insan da ölüm ile beraber bedbaht ve perperişan olacaklar ordusuna katılacaklar.
İmtihanın nihayete erdiği anda kimi insan ölüm denilen iksiri bir şerbet gibi yudumlayacak ve hoşnut olanların gurubuna dâhil olmak üzere kanatlanacak bu dünya serüveninden. Kimisi de Nemrut ve Firavun gibi helak olacak ve bedbahtlar ordusuna yüzü kara bir şekilde katılacak. Peki, ölüm herkes için aynı iken kimileri için niçin hoşnutluk getiriyor, kimileri için de niçin bedbahtlığa yol açıyor, hiç düşündünüz mü bu durumu?
Son sürat devam eden, karşı koyamadığımız ve durduramadığımız bu imtihan tünelinde duralım ve bir durum tespitini tefekkür merhalesiyle yapalım diye düşünüyorum.
Kişiye şan, şeref, haysiyet veya üstünlük veren ne soydur, ne soptur ne de ırksal değerlerdir. Tam tersi kişiye üstünlük ve haysiyet sağlayan yeğane ana unsur, İslam’dır. Kişi İslam’a sarıldığı oranda değerlidir ve üstündür. Yüce Allah şan ve şeref arayan insanlar için; “Andolsun, size öyle bir kitap indirdik ki sizin bütün şeref ve şanınız ondadır. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?” (Enbiya/10) Şan, şeref, haysiyet ve üstünlük elde etmek isteyen her insan mutlak surette Kur’an’a tabi olmalı, sünnet ışığında bir yaşam sürdürmeli, elinden geldiği oranda münevver olmaya gayret göstermelidir. Yoksa Ebu Cehil olmaktan yakasını kurtaramaz.
Kur’an’a tabi olmayan insanlar, (Kureyş kabilesinden dahi olsalar) hangi ırktan, hangi kabileden, hangi ülkeden, hangi şehirden, hangi diploma sahibi, hangi makam ve mevki sahibi olurlarsa olsunlar tüm değerlerini, tüm meziyetlerini ve tüm üstünlüklerini kaybetmeye mâhkumdurlar. Hz. Nuh (a.s.)’un oğlu, Hz. İbrahim (a.s.)’in babası veya Hz. Muhammed (s.a.v.)’in amcası Ebu Lehep dahi olsalar İslamî bir değere sahip olamadan helak olup gideceklerdir.
İslam bir bütündür. Bir kısmı alınıp diğer bir kısmı yok sayılamaz, yokmuş gibi bir yaşam, bir konuşma biçimi, bir düşünce şekli sürdürülemez. İbadetleri (namazı, tesettürü) yok saydığınızda geriye kalan kısım İslam olarak değerlendirilemeyeceği gibi haramları (içki içmeyi, faiz işlemeyi, kumar oynamayı) basite indirgediğinizde geriye İslam diye bir din de kalmış olmayacaktır. İslam’ın inanç meseleleri de bir başka güzeldir. Kendisine hastır. Yüce Allah’ın Kitab-ı Mübin’inde bildirdiği (cin, melek, şeytan, cennet veya cehennem) gibi iman esaslarına ilavede bulunma veya çıkarımlar yapmaya tahammül göstermez. Ve yine hüküm bildiren (miras, işlenen cinayetler, cihat, savaş ve barış hukuku gibi) şeriat kuralları rafa kaldırıldığında, geriye kalan kısımlar İslam dini olarak kabul edilmesi mümkün olmayacaktır. O yüzden bir insan ya Mü’mindir ya da kâfirdir. Üçüncü bir gurup yoktur bu ortamda. Hatta İslam’ın bir kısmını kabul ettiğini dilleriyle söyleyen münafıklar da kâfirlerin bizzat kardeşleridir.
İçinde yaşadığımız toplumun milli değerleri gözlerimizi köreltmekle, dilimize pelesenk vurmakla, kulaklarımızı tıkamakla ve aklımızı esir almakla kalmamış dini emirleri anlamayacak derecede zihnimizi de düşüncelerimizi de esir almış vaziyettedir. Bizlerde münevver olma özelliği çoktan kayboldu. Bu yüzden dört taraftan kopmak bilmeyen urganlar ile sıkı sıkıya bağlanmışız, ne ayetleri anlayabiliyoruz ne de hadisleri olması gereken vechiyle yorumlayabiliyoruz. Çünkü dinden, imandan ve Kur’an’dan uzak bir şekilde tam anlamıyla millileşmiş bir vaziyetteyiz. Daha kötüsü, milliyeti dinin ta kendisi olarak gördük ve münevver olma özelliğimizin üstünü örttük.
Bize her zaman hakkı, hakikati, hukuku ve kuralları hatırlatacak, her ortamda ahlaktan dem vuracak münevver arkadaşlar lazım. Yanlış yaptığımızda, kendimizi kaybettiğimizde İslam’a ait doğruları önümüze serecek, bizi uyaracak, gerekirse kulağımızı çekecek münevver dostlar lazım bize. Unuttuğumuzda, dalgınlıklar yaşadığımızda vahye bağlı gerçekleri, gerekçesiyle beraber dile getiren münevver refikler, ayağımız kaydığında, yolumuzu kaybettiğimizde, karanlığa gömüldüğümüzde, şaşkınlıklar içinde kaybolduğumuzda elimizden tutup aydınlığa çıkaracak münevver ahbaplar gerekmektedir. Hâsılı kelam bize, Din-i Mübin-i İslam’ı anlatan, inanç esaslarını olması gerektiği gibi ortaya koyan, ibadetleri hatırlatan, haramlara vurgu yapan, herhangi bir karşılık beklemeden yardıma koşan münevver yarenler lazım.
İslam’ı ana kaynaklarından öğrenen münevver insanlar; Kimin söylediğine, nerede geçtiğine bakmadan söylenen sözlerin, ifa edilen davranışların ya da ileri sürülen fikirlerin doğruluğunu ve yanlışlığını sahip oldukları ayet ve hadis bilgisi ile tespit edebilirler. İslam’ın ana kaynakları münevver olmak isteyen insanlara böyle bir yetenek kazandırmak için bire bir etkilidirler. Ancak İslam’ı ana kaynağından değil de farklı kanallardan, farklı bireylerden, farklı kitaplardan bellemeye çalışan insanlar kimi doğruyu yanlış, kimi yanlışı da doğru olarak belleyeceklerdir. Pergel’in odak (ana) noktası değiştiğinde, çizilen çizgiler Allah muhafaza, her zaman doğu bir netice vermeyecektir kimseye.
Münevver insan, bir şeye doğru veya yanlış demek için kullanılan delil veya delilleri bizzat doğru veya yanlış olarak algılanan meseleden yola çıkarak tespit etmeye çalışmaz. Böylesi bir yaklaşımın kendisini olması gereken sonuca götürmeyeceğini gayet iyi bilir. İneğe tapan Hinduları, Hindu efsanelerine göre değerlendirmeye kalkışmadıkları gibi puta tapan putperestlerin düşünce biçimlerinden yararlanarak putlar hakkında nihai bir fikir ileri sürmezler. Demokrasinin ya da laikliğin İslam ile uyuşup uyuşmadığına demokrasi ve laikliğin ilkelerinden deliller ileri sürerek olması gereken birer yönetim biçimi olduğunu da söylemezler.
Münevver bir insan Kur’an ve Sünnet’in tavsiye ettiği tavırdan asla vazgeçmezler. Başka başka mecralarda at koşturmazlar. O yüzden münevver bir insanın sadece ve sadece iki delili vardır. Kur’an ve Sünnet. Münevver insan bu kıstaslardan yola çıkarak olaylar ve insanlar hakkında bir karara varırlar. Hatta hangi husus olursa olsun, olayların doğruluğunu ve yanlışlığını ortaya koymaya çalışırken bu iki delilden başkasına asla sarılmazlar. Kur’an ve Sünnet’in doğru dediklerine doğru, yanlış dediklerine de yanlış derler. Yoksa farkına varmadan Sırat-ı Müstakim’den fersah fersah uzaklaşmış olacaklarının da farkındadırlar.
Özlem Gürbüz
Her İzleyen Destekçi Değildir
Nihat Güç
Münevver İnsan
Bülent ERTEKİN
"Pamuk Eller Cebe" Demeden Önce Bir Kez Şadırvana Bakın!
Aydın BENLİ
İnsan En Çok, Sevdiği İnsanın Sözüyle Kırılır
Halil MERT
Psikolojik Harp, Jeopolitik Mücadele Ve İslam Dünyasının Kaybettiği Ortak Akıl…
Recep Ali AKSOYLU
Fiyatlandırmada Ölçüyü Kaçıran İşletmeler
Eyüphan KAYA
Ak Parti Emin Ellerde
Mehmet Ali Çamoğlu
Vitrin Siyaseti, Omurga Sınavı Ve Milletin Son Resti
Hamdi TEMEL
Gelenekten Bilime Uzanan Bir Yolculuk
Mehmet Nuri BİNGÖL
Kalbin Gerçek Sığınağı Allah'tır
Adnan ÖZ
Samsunspor nereye koşuyor?
Seyfettin BUDAK
Hakikati Buldum Demek Tanrı’yı Kaybetmek mi?
Ahmet SAĞLAM
Zina Çeşitleri
Mehmet BOZKURT
Ne Oluyor Bize!?
Recep YAZGAN
AHBAP’ı aklayan bizimkiler!
Öztürk Samuk
Münazara Herzaman İyidir
Hüseyin KURT
Atatürk’ün Adıyla, Üniter Devletin Temelleriyle Oynanamaz
Fatih ORUÇ
TAGUT
Abdulkadir MENEK
Huzur Ve Sevginin Adresi: Aile
Ravza ZEYBEK
Bir Milletin Tekrar Destan Yazması
Hasan KARADEMİR
Persona Ve Gölge: Fethullahçilik Örneği
Kadir Erol
Ahbap, çavuş ve dahi kızılay...
Ömer Naci Yılmaz
Hûd 112’den Rahatsız Olanlar
Vehbi KARA
Kurtuluş Savaşı Yerine Milli Mücadele
Songül KARAMAN
Tefekkür Ve Nörobilim
Fatma Saçak Akbulut
Geleneksel
Aydan KURT
Bugün Hangi Düşüncemi Yazmalıyım
Memiş OKUYUCU
Ritim ve Eğitim İlişkisine Yakından Bakmak!
Özhan KIZILTAN
Sanver'in Tahliyesinin Ardından…
Gülay ÇETKİN
Bakan Tekin’e Denizli’de Ne Dediler?
İsa ÇOLAKER
Latifi’nin Okuma Yazma Aşkı
Ahmet DÜZGÜN
Alın Alayını Bunların
Ziya GÜNDÜZ
Düşünmek Çok Yoğun Bir Çabayı Zorunlu Kılar!
Burak Çileli
“BİR ADAM YARATMAK”DA İDAM-I NEFS VE VAROLMA MÜŞKÜLÜ SEMBOLÜ: İNCİR AĞACI
Mesut BALYEMEZ
Ulan kapitalizm.
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)