İslam; İnsanları hidayete, felaha, huzura, kurtuluşa ve mutluluğa ulaştırır. Beşerin kurguladığı sistemler ve insanlar tarafından şekillendirilen kurallar da; insanları köleleştirmek, ayaklarına prangalar vurmak, gözlerini köreltmek ve kulaklarını sağır kılmak için vardırlar. Beşeri sistemler insanları insanlıktan uzaklaştırıp cahiliye döneminden kalma zifiri bir karanlığa mâhkum ederler. Şeytan da bunun için var gücüyle çalışmaktadır.
İsrail Terör Devleti’nin zaman zaman dile getirdiği “Halifeliğe geçit vermeyeceğiz, Osmanlı İmparatorluğu asla geri gelmeyecek.” söylemlerini bu minvalde değerlendirmemiz kaçınılmazdır. Terörist ve Siyonist İsrail Devletinin “Laikleştirdiği devlet sistemlerini onaylamasını doğru algılamak, olması gerektiği vechiyle değerlendirmekte fayda vardır. Ya da Terörist İsrail devletinin zaman zaman “Halifeliğe izin vermeyeceğiz.” nevinden yaptığı çıkışları da doğru ve olması gereken şekilde algılamamız lazım.
Cennete giden yol bellidir, cehenneme giden yol da çok net bir şekilde sarihtir. Bu konuda en ufak bir muğlaklık, en basit bir tereddüt, en ince bir sis bulutu dahi söz konusu değildir. Tabi bu durum; görmek, duymak ve algılamak isteyenler insanlar için geçerlidir. Görmek, duymak ve algılamak istemeyen insanlara bin bir dereden su getirecek olsanız dahi yine de kabul etmeye yanaşmayacaktır hakikati. Koskoca hayatını cehenneme giden bir yolda tüketmenin derdi ile yanıp tutuşan insanların, yaptıkları melanetlere, içine daldıkları çirkefe ve kabul ettikleri şirk düzenine rağmen cennete gideceklerine inanıyor olmaları da tarifi imkânsız bir başka garabet olduğunu söylemek durumundayım.
Evet, hadsizlikler, densizlikler, dengesizlikler ve sapkınlıklar o kadar fazla ki; hangisini eleştireceğimize, hangisine reddiyeler yazacağımıza, hangisine “Yok o konu öyle değil, böyledir.” diyeceğimize şaşırır olduk. Her gün yeni bir gündem düşüyor önümüze, her gün yeni bir kapı aralanıyor karşımızda. Eskiden haftalar ve aylar da geçse gündem maddeleri hep aynı kalırdı. Ama şimdilerde gündem maddeleri haftalık, saatlik hatta anlık olarak değişmektedir. Değişen gündem maddelerini de Kur’an ve Sünnet çerçevesinde yorumlamak durumundayız. Yoksa Allah muhafaza buyursun yolumuzu kaybedebiliriz. Söylemlerimizle eylemlerimizle kime taraftar olmaktayız ve yine söylemlerimizle ve eylemlerimizle kime düşman kesilmekteyiz? Bu konu son derece önemlidir ve gereklidir. Dikkat etmekte fayda vardır. Safların netleşmesi açısından gerekli bir konudur.
Terör Devleti İsrail’in safında mı duruyoruz yoksa masum insanların yanında mı yer alıyoruz. Gaflete daldığımız noktada Dünya kupası adı altında sergilenen oyalanma taktiklerine mi alkış çalıyoruz. Erkenden uyanıyor olmamız Yüce Allah’ın bir emri icabı mıdır yoksa Dünya Kupası’nın bir getirisi midir?
Sahi kimin kuluyuz?
Bataklığı güllük ve gülüstanlık olarak algılayan insanlar içine saplandıkları girdapta oyalanıp duran insanların haddi hesabı yoktur. Tüketirler ömürlerini. Olmadık bahanelere sarılırlar, olmadık bahaneler ileri sürerler. Bahane olarak sarıldıkları argümanları bir hayli fazladır. Hak ve hakikati duymamak için ne gerekiyorsa yapmaktan geri durmazlar. Bu uğurda yapılması gereken hiçbir harcamadan da geri kalmazlar. Yeter ki oyalandıkları bataklık kurumasın, yeter ki eşliğinde oynadıkları müzik susmasın, yeter ki başını çektikleri halay durmasın.
Müziği bahane ederler, absürt kitapları ileri sürerler, dizilere sarılırlar, haberleri başköşe edinirler, filimlere bağlanırlar, politikayı meslek edinirler veya futbolu alkışlayıp dururlar bir ömür boyu. Edinir de edinirler. “Lehvel Hadis” olan her ne varsa edinmeye ve içselleştirmeye çaba gösterirler.
Gazze’de ve Lübnan’da Terörist ve Siyonist İsrail Devleti(!) tarafından günlük hatta saatlik olarak sürdürülen seri katliamlar devam ederken bol eğlenceli, gol pozisyonu çok olan, adrenalini yüksek “Dünya Kupası” maçları başladı. İyi seyirler diliyorum(!)
Sabah namazına kalkamayan birçok insan zevk ve hevesin zirvesine tırmanmak için maçları canlı canlı izlemek için biletlerini alıp uzak diyarlara uçtular bile. Uçak biletini temin edemeyenler de televizyonlardan bu fırsatı kaçırmamak adına sabahın erken vakitlerinde uyanabilmek için saatini şimdiden kurdular. Uykuda kalma korkusundan mütevellit erkenden uyuyan insan sayısı da bir hayli fazla.
Hesap kitap işini pek fazla bilmem. İşim de değildir branşım da... Ancak şunu çok iyi biliyorum ki mesleğini seven bir muhasebeci, Dünya Kupası’nda harcanan paraların dünyanın tüm fakir insanlarına en az bir yıl yetecek kadar hatta daha fazla olduğunu hesaplamaya kalkışacak olsa çok kısa bir süre içinde bu işin altından kalkabilecektir.
Uyumaya ve uyutmaya devam! Yeter ki insanlar uyanmasın, yeter ki insanlar işlenen cinayetlerin farkına varmasın! Yeter ki insanlar, Siyonistlerin başını çektiği ve finanse ettiği sistemi sorgulamasın!
Siyonist İsrail Devleti dünyanın başına bela olmuş bir terör örgütü olduğunu biliyoruz. İşlediği katliamların, yıktığı binaların, evsiz, barksız ve yurtsuz bıraktığı çocukların haddi hesabının olmadığını da gayet iyi biliyoruz. Bu konuda suç dosyasının bir hayli kabarık bir devlet teşkilatı olduğunun da farkındayız.
Civar ülkelerin neredeyse tamamı, devlet başkanlarıyla beraber bu terörist oluşuma teslim olduklarını rahatlıkla görebiliyoruz. Şimdiye kadar hiçbirimiz, civar devletlerden Terör Örgütü’ne karşı en ufak bir itirazın yükseldiğine, seslerinin çıktığına, “Gık” diyebildiklerine, silah kullandıklarına veya silahlandıklarına şahitlik yapmış değiliz. Ancak hepimiz Terörist İsrail Devletinin sergilediği vahşete ve dehşete tam bir teslimiyetle teslim olduklarına her gün şahitlik etmekteyiz! Hatta şunu da ilave edebiliriz ki İsrail Terör Devleti insanları öldürmek üzere İran’a savaş uçaklarını gönderirken bile hava sahalarını kapattıklarını da henüz duymuş değiliz.
“Yiğidi öldür ama hakkını yeme” hesabına dönecek olursak Türkiye’den zaman zaman yapılan mezalime, işlenen katliamlara karşı itiraz nevinden bazı seslerin yükseldiğine şahitlik etmekteyiz. Bu itirazlar yükselirken alt taraftan Terör Devletine bu seslenmelere karşılık verilen bir taviz olup olmadığını da tam anlamıyla biliyor değiliz. Rahmetli İsmail Heniye’yi Türkiye’de en üst düzeyde ağırlamak ve bunun fotoğraflarını dünya kamuoyuna servis etmek, ses çıkarma bakımından son derece önemlidir ve manidardır. Bu söylediklerimizi destekleyen en önemli argümandır.
İşlenen katliamlara, sergilenen bunca küstahlığa itiraz nevinden yükselen bu sese ilerleyen zamanlarda güç kullanma ile (askeri manada) destek verilir mi şimdilik kestirmek mümkün değildir. Türkiye’den yükselen bu itiraz sesleri cılız birer ses olarak tarih sayfalarına mı işlenecek yoksa güç ve kuvvete evrilecek mi, bunu da zamanla göreceğiz / öğreneceğiz.
Ancak ülkelerin birbirlerine yönelik gerçekleştirdikleri her fiili müdahalelerde, daha önceleri üst perdeden yaptıkları itirazların etkili olduğunu söylememiz gerekmektedir. Ülkeler arası hiçbir fiili müdahale, yüksek perdeden çıkan seslerden evvel gerçekleşmiş olduğunu söyleyemeyiz. İtirazlar çoğaldıkça fiili müdahalelerin gerçekleşme olasılığı da fazlalaşmaktadır.
Son olarak şunu da ilave etmek istiyorum: İlahi Kelamulllah’a göre bir yaşam düzenleyen Müslümanların, dünyanın dizayın ettiği bir sistemden uzak, işlenen mezalimlere ses çıkaran ve gerektiğinde işlenen katliamlara “Dur” diyen bir sistem tasarlamaları gerekmektedir. Yaşanan olaylar bunu ispatlamaktadır. Bu sistem ne olursa olsun dünya Müslümanlarını kardeş kabul etmeli ve ona göre bir yol haritası, öncelikler çetelesi belirlemelidir.
Dünya kupasıyla yatıp kalkan insanların Gazze’de işlenen katliamlara kayıtsız kalıyor olmaları İlahi Kelamullah’ın gündeminden yoksun kaldıklarını söylediğimizde kimseler kızmasın.