Her insan günün birinde ölecek ve hesaba çekilecektir. Hesabımızın kolay olması adına hesaba çekilmeden önce kendimizi hesaba çekmemiz son derece önemli ve gereklidir. Müslüman olmamız da bunu gerekli kılmaktadır.
Bizler öldükten sonra öne çıkan vasfımız ile anılacağız. Her insan; dünya hayatında öne çıkan sıfatıyla, gece gündüz yerine getirdiği ibadetleriyle, boğazına kadar daldığı haramları ile, uğraştığı işiyle, adıyla ve sanıyla anılır. Kimisi de yaptığı siyasetiyle, sahnede yükselttiği sesiyle, insanlara telkin ettiği düşüncesiyle, isyanıyla, inkârıyla, nifakıyla, oynadığı oyunlarıyla, kimisi de her şeye rağmen çevirdiği entrikalarıyla anılır. İllaki anılır yani.
Sen yaşadığın Kur’an’la, sünnetten aldığın ilhamla, yaşadığın İslam’la, her yerde tanıttığın Peygamber (s.a.v.)’le anıl. Hayat düsturu edindiğin doğrularınla anıl, kovulduğun dokuzuncu köyün adıyla anıl. Çünkü İslam’da yer, bölge, şehir, isim, ırk, cinsiyet, yaş ve kültür üstünlüğü yoktur. İman ve amel farklılığı vardır. Nerede yaşarsan yaşa, İslam ile yaşa. İslam’ın emirleri doğrultusunda bir yaşam sürdür ve bu minvalde gerçekleşecek bir ölüme kucak aç. Allah’tan sakın. O’ndan kork. O’na yönel. O’nun emirlerine sarıl. Unutma! İslam’ın dışında yakalandığın her çeşit ölüm, seni suyun dibine çeken, boğulmana vesile olan ayağına takılı bir takoz olacaktır. Laik olarak ölme, Demokrat olarak ölme, Kanun adamı olarak ölme. İçkiyi, kumarı, faizi, zinayı savunan biri olarak ölme. Sosyalist, Cumhuriyetçi, Milliyetçi, Asabiyetçi veya Irkçı biri olarak ölme. Buna son derece dikkat et; “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten nasıl sakınmak gerekiyorsa, öylece sakının ve siz ancak müslümanlar olarak ölün.” (Al-i İmran/102) Ne yaparsan yap, nasıl davranırsan davran, nasıl düşünürsen düşün ancak Müslüman olarak ölmeye bak. Buna dikkat et. Hesabın kitabın bu yönde olsun. Başka bir ölüm çeşidi paklamaz seni.
Unutmayın ki akıllı olan Müslümandır, Müslüman olan da akıllıdır.
Senin için geçmişten gelen bir üstünlük, ırksal bir farklılık, kişisel ve cinsiyete bağlı bir öncelik yoktur. İster doğuda yaşa ister batıda. İster Ahmet ol ister Fatma. İster Kürt, ister Türk, ister Arap ister İngiliz olarak dünyaya gel. İster Mekke ister Moskova, ister Medine ister Pekin’de yaşa. Sen Müslüman olarak hayatını sürdürmek ve Müslüman olarak ölmek zorundasın. Senin için bunun dışında başka bir çıkış kapısı yoktur.
Kim bu dine uyarsa, kim bu dinin emirlerini yaşamaya, haramlarından uzaklaşmaya çalışırsa o kazanır. Kazanma ve başarıya ulaşma sadece dünya ile sınırlı bir olgu olduğunu da düşünme. Hayat süreklilik arz eden bir konudur. İnsan da bu sürekliliğe göre programlanarak yaratılmıştır. Bu dünyaya anlam katan ve anlamlandıran ana unsur, ahiret hayatıdır. Ahiret hayatı olmamış olsaydı dünya hayatı da manasını yitirerek anlamsızlaşacaktı. Dünyayı anlamlı kılan asıl etmen, ahirete yönelik açılan kapı olmasıdır. İnkâr etmek veya kabul etmek senin elindedir.
Kazanmayı, başarılı olmayı bu dünya ile sınırlı tutmak akıl tutulmasından başka bir şey değildir. Bu dünyada kazançlı çıkmak önemlidir. Ama unutmamak lazımdır ki ahirette kârlı çıkmak çok daha önemli bir iştir. Asıl olan ahirette cennete kanat çırpmak, cehennemden azade olmaktır. Akıllı olmak, aklını çalıştırmak bunu gerekli ve zorunlu kılmaktadır. Cehenneme duçar kalmış bir insanın aklının var olması bir mana ifade etmez, hatta yük olur sahibi için.
Kim de bu dine saldırırsa, kim bu dini değersizleştirmenin gayretine girişirse, yok hükmünde kabul ederse, kim bu dine uymazsa o kaybeder. Bu işin lamı cimi yok. Pişmanlık da fayda vermeyecektir. Kişi ahirette cehenneme duçar kaldığında anlayacaktır bu konunun ehemmiyetini. Artık geri dönüşü de yok bu işin. İşte asıl pişmanlık, asıl bedbahtlık, asıl akılsızlık ve asıl zarar budur. Aklını kullanamamak bu olsa gerek. Dünya ile sınırlı kalan, tek taraflı ve kısır bir bakış açısı olması gereken mükemmel bir bakış açısı değildir.
Allah’ın gönderdiği kitaba, seçtiği elçiye, koyduğu kurallara iman etmede sıkıntı yaşayan kimi insanın gözlerinin önünde cereyan eden bazı olayları olması gereken veçhiyla anlamıyor olmalarını veya tersten anlamalarını gayet normal bir durum olarak görüyorum. Bu gibi kişilerin olayları tersten anlamalarının en bariz sebebinin akıllarını kullanamıyor olmalarından kaynaklandığını rahatlıkla söyleyebilirim. Eğer aklını kullanabiliyor olsalardı evvela Kitaba, Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)’ya, İslam dinine iman ederlerdi. İman akıllı insanların işi olduğuna göre iman etmemek akılsızların işidir.
Bir daha söylemek istiyorum ki akıllı olan Müslümandır, Müslüman olan akıllıdır.
Kur’an okumayan, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i tanımayan ve hadislerden habersiz kişiler ile dini meseleleri mütalaa etmek, fikir alış verişinde bulunmak, bir olay hakkında gerçek bir analiz yapmak beyhude bir iştir. Anlamsızdır. Din ahirete yönelik olduğuna göre anlama kabiliyetini yitiren insanlardan ahirete yönelik bir meseleyi anlamalarını beklemek akılsızlıktır. Aklını kullanamayan insanlardan fazla bir şey beklemeyin. Çünkü onlar şeytan tarafından telkin edilenleri okumaktan, yanlışları savunmaktan, hatta yanlışı doğru olarak ileri sürmekten de geri durmayan, kör ve karanlık kuyularda su arayan varlıklardır.
İmanında sorun yaşayan insanlar ile dini bir mesele hakkında karşılıklı fikir teatisinde bulunmak mümkün değildir. Tebliğ yani imana çağrı meselesi başka... Çünkü tebliğde dini herhangi bir mesele konusunda (inanmayan kişi ile) karşılıklı bir mütalaa söz konusu değildir. İnanç esaslarını ortaya koymaktır tebliğ. İster inanır ister inanmaz. İnanması gereken meseleler hakkında fikir ileri sürmesini beklemek doğru değildir.
Şunu da ilave etmeden geçmeyeceğim. Tüm olumsuzluklar dostlarımızı düşman, düşmanlarımızı da dost olarak bellediğimiz gün başladı. O gün düştüğümüz, yer kapaklandığımız gündü.
Ne zaman ki dostlarımızı dost, düşmanlarımızı da düşman olarak kabul edersek bu zilletten, bu esaretten, bu vahşetten, bu dağınıklıktan, parçalanmışlıktan, başsızlıktan, en önemlisi de dost görünümlü düşmanlarımızdan kurtulabiliriz.
Düşmanlığımız da dostluğumuz da Kur'an ve Sünnet çerçevesinde olmalıdır. Kimseye aşırı sevgi besleyemeyeceğimiz gibi kimseler ile aşırı bir düşmanlığı da savunamayız. Biz vasat bir ümmetiz.
Allah’ın düşmanlarını düşman, dostlarını da dost belleyelim ki rahmet ve merhamete erişelim. Allah’ın düşmanlarını dost, dostlarını da düşman bellediğimiz müddetçe iflah olmayacağımız gibi azaba duçar da kalabiliriz ahirette. Bu vesileyle ahirette Allah’ın dostluğunu kaybedebileceğimiz gibi dostlarımızdan da yardım görmeyerek rezil rüsva bir şekilde ortalıkta da kalabiliriz.
Bir Müslüman Allah’a, Allah’ın istediği gibi şartlarına riayet ederek iman eder. Müşrikler ise Allah’a istedikleri gibi iman ederler. Müslüman ile müşriklerin arasındaki en bariz fark budur. Bu farkı küçümsemeyin. Cennet ve cehenneme açılan yegane kapı bu şartın ileri sürdüğü konumdan açılmaktadır.
Müslümanlar dünya arenasında kâfirlere ve müşriklere benzemedikleri müddetçe sorunlar çözülmeyecek hatta kıyamete kadar artarak devam edecektir. Buna hak ve batıl mücadelesi diyoruz. Hak ve batıl mücadelesi iman ve inkârın nihai bir sonucudur.
İman ve inkâr…
Her insan günün birinde ölecek ve hesaba çekilecektir. Hesabımızın kolay olması adına hesaba çekilmeden önce kendimizi hesaba çekmemiz son derece önemli ve gereklidir. Müslüman olmamız da bunu gerekli kılmaktadır.
Bizler öldükten sonra öne çıkan vasfımız ile anılacağız. Her insan; dünya hayatında öne çıkan sıfatıyla, gece gündüz yerine getirdiği ibadetleriyle, boğazına kadar daldığı haramları ile, uğraştığı işiyle, adıyla ve sanıyla anılır. Kimisi de yaptığı siyasetiyle, sahnede yükselttiği sesiyle, insanlara telkin ettiği düşüncesiyle, isyanıyla, inkârıyla, nifakıyla, oynadığı oyunlarıyla, kimisi de her şeye rağmen çevirdiği entrikalarıyla anılır. İllaki anılır yani.
Sen yaşadığın Kur’an’la, sünnetten aldığın ilhamla, yaşadığın İslam’la, her yerde tanıttığın Peygamber (s.a.v.)’le anıl. Hayat düsturu edindiğin doğrularınla anıl, kovulduğun dokuzuncu köyün adıyla anıl. Çünkü İslam’da yer, bölge, şehir, isim, ırk, cinsiyet, yaş ve kültür üstünlüğü yoktur. İman ve amel farklılığı vardır. Nerede yaşarsan yaşa, İslam ile yaşa. İslam’ın emirleri doğrultusunda bir yaşam sürdür ve bu minvalde gerçekleşecek bir ölüme kucak aç. Allah’tan sakın. O’ndan kork. O’na yönel. O’nun emirlerine sarıl. Unutma! İslam’ın dışında yakalandığın her çeşit ölüm, seni suyun dibine çeken, boğulmana vesile olan ayağına takılı bir takoz olacaktır. Laik olarak ölme, Demokrat olarak ölme, Kanun adamı olarak ölme. İçkiyi, kumarı, faizi, zinayı savunan biri olarak ölme. Sosyalist, Cumhuriyetçi, Milliyetçi, Asabiyetçi veya Irkçı biri olarak ölme. Buna son derece dikkat et; “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten nasıl sakınmak gerekiyorsa, öylece sakının ve siz ancak müslümanlar olarak ölün.” (Al-i İmran/102) Ne yaparsan yap, nasıl davranırsan davran, nasıl düşünürsen düşün ancak Müslüman olarak ölmeye bak. Buna dikkat et. Hesabın kitabın bu yönde olsun. Başka bir ölüm çeşidi paklamaz seni.
Unutmayın ki akıllı olan Müslümandır, Müslüman olan da akıllıdır.
Senin için geçmişten gelen bir üstünlük, ırksal bir farklılık, kişisel ve cinsiyete bağlı bir öncelik yoktur. İster doğuda yaşa ister batıda. İster Ahmet ol ister Fatma. İster Kürt, ister Türk, ister Arap ister İngiliz olarak dünyaya gel. İster Mekke ister Moskova, ister Medine ister Pekin’de yaşa. Sen Müslüman olarak hayatını sürdürmek ve Müslüman olarak ölmek zorundasın. Senin için bunun dışında başka bir çıkış kapısı yoktur.
Kim bu dine uyarsa, kim bu dinin emirlerini yaşamaya, haramlarından uzaklaşmaya çalışırsa o kazanır. Kazanma ve başarıya ulaşma sadece dünya ile sınırlı bir olgu olduğunu da düşünme. Hayat süreklilik arz eden bir konudur. İnsan da bu sürekliliğe göre programlanarak yaratılmıştır. Bu dünyaya anlam katan ve anlamlandıran ana unsur, ahiret hayatıdır. Ahiret hayatı olmamış olsaydı dünya hayatı da manasını yitirerek anlamsızlaşacaktı. Dünyayı anlamlı kılan asıl etmen, ahirete yönelik açılan kapı olmasıdır. İnkâr etmek veya kabul etmek senin elindedir.
Kazanmayı, başarılı olmayı bu dünya ile sınırlı tutmak akıl tutulmasından başka bir şey değildir. Bu dünyada kazançlı çıkmak önemlidir. Ama unutmamak lazımdır ki ahirette kârlı çıkmak çok daha önemli bir iştir. Asıl olan ahirette cennete kanat çırpmak, cehennemden azade olmaktır. Akıllı olmak, aklını çalıştırmak bunu gerekli ve zorunlu kılmaktadır. Cehenneme duçar kalmış bir insanın aklının var olması bir mana ifade etmez, hatta yük olur sahibi için.
Kim de bu dine saldırırsa, kim bu dini değersizleştirmenin gayretine girişirse, yok hükmünde kabul ederse, kim bu dine uymazsa o kaybeder. Bu işin lamı cimi yok. Pişmanlık da fayda vermeyecektir. Kişi ahirette cehenneme duçar kaldığında anlayacaktır bu konunun ehemmiyetini. Artık geri dönüşü de yok bu işin. İşte asıl pişmanlık, asıl bedbahtlık, asıl akılsızlık ve asıl zarar budur. Aklını kullanamamak bu olsa gerek. Dünya ile sınırlı kalan, tek taraflı ve kısır bir bakış açısı olması gereken mükemmel bir bakış açısı değildir.
Allah’ın gönderdiği kitaba, seçtiği elçiye, koyduğu kurallara iman etmede sıkıntı yaşayan kimi insanın gözlerinin önünde cereyan eden bazı olayları olması gereken veçhiyla anlamıyor olmalarını veya tersten anlamalarını gayet normal bir durum olarak görüyorum. Bu gibi kişilerin olayları tersten anlamalarının en bariz sebebinin akıllarını kullanamıyor olmalarından kaynaklandığını rahatlıkla söyleyebilirim. Eğer aklını kullanabiliyor olsalardı evvela Kitaba, Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)’ya, İslam dinine iman ederlerdi. İman akıllı insanların işi olduğuna göre iman etmemek akılsızların işidir.
Bir daha söylemek istiyorum ki akıllı olan Müslümandır, Müslüman olan akıllıdır.
Kur’an okumayan, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i tanımayan ve hadislerden habersiz kişiler ile dini meseleleri mütalaa etmek, fikir alış verişinde bulunmak, bir olay hakkında gerçek bir analiz yapmak beyhude bir iştir. Anlamsızdır. Din ahirete yönelik olduğuna göre anlama kabiliyetini yitiren insanlardan ahirete yönelik bir meseleyi anlamalarını beklemek akılsızlıktır. Aklını kullanamayan insanlardan fazla bir şey beklemeyin. Çünkü onlar şeytan tarafından telkin edilenleri okumaktan, yanlışları savunmaktan, hatta yanlışı doğru olarak ileri sürmekten de geri durmayan, kör ve karanlık kuyularda su arayan varlıklardır.
İmanında sorun yaşayan insanlar ile dini bir mesele hakkında karşılıklı fikir teatisinde bulunmak mümkün değildir. Tebliğ yani imana çağrı meselesi başka... Çünkü tebliğde dini herhangi bir mesele konusunda (inanmayan kişi ile) karşılıklı bir mütalaa söz konusu değildir. İnanç esaslarını ortaya koymaktır tebliğ. İster inanır ister inanmaz. İnanması gereken meseleler hakkında fikir ileri sürmesini beklemek doğru değildir.
Şunu da ilave etmeden geçmeyeceğim. Tüm olumsuzluklar dostlarımızı düşman, düşmanlarımızı da dost olarak bellediğimiz gün başladı. O gün düştüğümüz, yer kapaklandığımız gündü.
Ne zaman ki dostlarımızı dost, düşmanlarımızı da düşman olarak kabul edersek bu zilletten, bu esaretten, bu vahşetten, bu dağınıklıktan, parçalanmışlıktan, başsızlıktan, en önemlisi de dost görünümlü düşmanlarımızdan kurtulabiliriz.
Düşmanlığımız da dostluğumuz da Kur'an ve Sünnet çerçevesinde olmalıdır. Kimseye aşırı sevgi besleyemeyeceğimiz gibi kimseler ile aşırı bir düşmanlığı da savunamayız. Biz vasat bir ümmetiz.
Allah’ın düşmanlarını düşman, dostlarını da dost belleyelim ki rahmet ve merhamete erişelim. Allah’ın düşmanlarını dost, dostlarını da düşman bellediğimiz müddetçe iflah olmayacağımız gibi azaba duçar da kalabiliriz ahirette. Bu vesileyle ahirette Allah’ın dostluğunu kaybedebileceğimiz gibi dostlarımızdan da yardım görmeyerek rezil rüsva bir şekilde ortalıkta da kalabiliriz.
Bir Müslüman Allah’a, Allah’ın istediği gibi şartlarına riayet ederek iman eder. Müşrikler ise Allah’a istedikleri gibi iman ederler. Müslüman ile müşriklerin arasındaki en bariz fark budur. Bu farkı küçümsemeyin. Cennet ve cehenneme açılan yegane kapı bu şartın ileri sürdüğü konumdan açılmaktadır.
Müslümanlar dünya arenasında kâfirlere ve müşriklere benzemedikleri müddetçe sorunlar çözülmeyecek hatta kıyamete kadar artarak devam edecektir. Buna hak ve batıl mücadelesi diyoruz. Hak ve batıl mücadelesi iman ve inkârın nihai bir sonucudur.
İman ve inkâr…
Recep YAZGAN
Bütün Kitaplar Tek Kitabı Anlamak Üzere Okunur
Nihat Güç
Müslüman Ahlaklıdır
Eyüphan KAYA
Şu Meclisin kapısına kilit vurmak lazım!
Aydın BENLİ
Analık Sadece Doğurmak Değil
Bülent ERTEKİN
Bir Adamın Ardından Değil, Bir Dağın Gölgesinden
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
Songül KARAMAN
Mahalle Kültürü Bitiyor Mu
Burak Çileli
Sumud filosu işkencesine kısas milli haysiyet meselemizdir
Seyfettin BUDAK
Limbik Kaostan Kuantum Rezonansa
İsa ÇOLAKER
YAZAR TIKANIKLIĞI
Adnan ÖZ
Galatasaray maçında averaj düzelttik!
Mehmet BOZKURT
Maskelerin Ardından Çürümüşlük
Ömer Naci Yılmaz
Ali Kolcu Hoca’mızı Hakk’a Uğurladık
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Özlem Gürbüz
Korkudan Değil, Güvenden Doğan Eğitim
Hamdi TEMEL
Suçun Adresi: Başta Medya, Sonra Hepimiz
Gülay ÇETKİN
Okullarda Başka Bir Şiddet Modeli
Halil MERT
Türklük Tanımının Güncellenmesi
Hasan KARADEMİR
HİKMET KIVILCIMLININ DİNİ ANLAYIŞININ ELEŞTİRİSİ
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Murat GÜLŞAN
Camilerimizde Türk Bayrağı Olmalı
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Hüseyin KURT
Yeni Neslin Görünmeyen Krizi
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ahmet DÜZGÜN
Artık seviye eğitim sistemi şart
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Mesut CİHAT
İmamoğlu'nu Özel'e, Özel'i Belediyelerine Vursan
Aydan KURT
ÇOK FAZLA ANLAM YÜKLEMEYİN...Part 3 (The End)
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Vehbi KARA
İnsan Çok Zalim Ve Çok Cahildir
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)