Bunu subjektif bir tespit olarak yazmış olsam da bugün objektif bir hakikat olarak karşımda duruyor. Çünkü bu kuşak, geçmişle geleceğin tam ortasına sıkışmış bir köprüydü: Köprünün bir ucunda iletişim çağı; diğer ucunda geçmişin bizzat yaşanmışlığı…
Bugünün 40 yaş ve üstü, şehirde büyümüş olanı bile bir yaz tatilinde kağnıyı, kızağı, öküzü, atı görerek büyüdü. Kırsalındakiler bunları tüm ağırlığıyla yaşadı: sabanın izini, harmanın tozunu, semerin kokusunu, tırpanın keskinliğini… Şehirdekiler jetonlu telefonla konuştu; jeton çabuk düşmesin diye misina düzenekleri kurdu. Sonra kablolu telefon, faks, ilk cep telefonları… İnternetle tanıştı, Google’ın ne işe yaradığını gördü ve bugün yapay zekânın envai çeşit programını ustalıkla kullanıyor.















































































































































































































