Eyvah Yıl Sonu Geldi...!
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Akasyam Haber - dünyanın haberi bu sitede
Advert
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Eyvah Yıl Sonu Geldi...!
30.12.2020 06:58:52

 

Eyvah Yıl Sonu Geldi...!

  Ne yani şimdi... Bir heyecanla duvarlarımıza astığımız takvimleri, kaldırma vakti mi geliyor? Asarken sayfaları kalın ve kabaca olan, sanki hiç bitmeyecek gibi görünen 365 âdet yaprağı olan takvimden, sayılı âdetler mi kalır oldu?.. Her biri fütursuzca koparılan takvim yaprakları ile beraber ömrümüzün sayılı günlerini de koparıp attığımız bir sene daha mı mâziye karışıyor? O takvim yapraklarını ki; kâh elem ve kederlerle ve gözyaşları ile kâh da sürûr kaynaklarının verdiği tebessüm ile; ya sayfası takvim yaprağını koyduktan sonra bir daha açılmayan bir kitabın arasına ya da ayaklar altında kalacağını bile bile basket potasına top atar gibi elimizde buruşturup çöp tenekesine fırlatıyoruz. Takvim yapraklarının arasında, ömrümüzü de fırlatıp bir köşeye attığımızı, dünyanın hengâmesi içinde hatıra dahi getirmiyoruz!.. Sonra takvimin sonu gelmeden dünyaya elvedâ diyebilecek olmaya, takvim yapraklarını koparamayacak maddi-manevi hâllere bürünebilecek olmaya havsalamız da hiç yer ayırmıyoruz.

  Hatırımıza getiremediklerimizin sayısı, her gün bir önceki güne nispetle azalan takvim yapraklarının aksine; her gün bir önceki güne kıyasla katlandıkça katlanıyor, kabardıkça kabarıyor. “Bugün Allah için ne yaptım?” , “Bugün kendim için ne yaptım?” tefekkürünü düşünebilmek için pek müsait vaktimiz yok. Hep meşgulüz. Meşguliyet nedenimizin büyük bir kısmını da mâlâyanilikler oluşturuyor. Sonrasında ise;  aşure nefhalarının o büyüleyici atmosferiyle süslenen “hicrî yılımızın” da huşû ve huzuru literatürden çıkarılıyor da sıra milâdi yılbaşının mâlâyani garabetinin baş göstermesine geliyor.

  Zulüm, karanlık ve ahlâksızlık içinde kıvranan âlem, Hz. Muhammed (s.a.v) vasıtasıyla hidayet güneşimiz “Müslümanlık” ile şereflendi. Bize neler oldu da böyle “hidayet güneşimize” bu denli sırtımızı döner olduk? Bize ne oldu ise azar azar oldu...! İslam güneşi ile amel etmemiz, İslâm’ın güzelliklerini sinemizde yaşamamız gerekirken ve  İslâm dinimizin usûl, kural, kaide, anane, gelenek, görenekleri ve kültürü belli ve değişmez iken; bunlar unutturularak, yerle yeksân edilip yerine bâtıl bid’at ve hurâfeler nasıl da sinsice yerleştiriliyor böyle...!  Karanlıktan aydınlığa çıkaran dinimizin kandilleri bir bir söndürülmeye çalışılırken, tekrar tekrar karanlığa dönüşmesi, bataklığa saplanması için birileri beyinleri yıkamaya çalışırken âdeta akıl tutulması yaşıyor bu ümmet...!

  Doğal afetler sadece maddi felaketlerle sökün etmiyor. Manevi felaketler de birbiriyle yarışıyor. Bunlardan birisi de malûm üzere: yılbaşı safsatası. Takvim yapraklarını koparırken biraz olsun o günün tarih de, neye karşılık geldiğini göz ucuyla temaşa edebilsek, gözümüzün önüne bir nebze olsun fragmanlar, hatırımıza da katre katre kesitler düşer belki. Bu vatan toprakları ki; şehid kanları ile ıslandı, uğruna nice başlar verildi. Kaç çocuk yetim, kaç ana-baba evlatsız kaldı.  Bu ülke istiklâl zaferini ve kurtuluş mücadelesini, Hristiyan âyinlerini taklid etmek için mi verdi?..”Savaş, ölünce değil, düşmana benzeyince kaybedilir.” (Aliye İzzetbegoviç) Gayr-i müslimlere benzeyeceğiz diye her geçen gün ölüyoruz. Bütün benliğimizi  “Avrupa hayranlığı” kuşatmış gidiyoruz bir meçhule doğru.

  Bir Hristiyan yortusu olan noel, İsa(Mesih)’in doğum günü olduğuna inanılan 25 Aralık’ta yapılan etkinliklerdir. Hristiyan kimliğine ait olan noel, İsa’nın (a.s) doğum gününe ithafen Hristiyanlar’ın kiliselerde yapmış oldukları âyin kutlamalarıdır. İsa’nın doğduğuna inanılan diyoruz  çünkü; İsa (a.s) 25 Aralık’ta doğmamıştır. Bu bir paganizm inancı olan putperestlik bayramıdır. Putperestler, Güneş tanrısının bugün de (25 Aralık) doğduğuna inanıyorlar. Bu yüzden Batı kilisesi de 25 Aralık’ı baz almıştır. Teslis inancı doğrultusunda hareket eden Hristiyanlar, Allah’ın bugün de doğduğu ve İsa’yı (a.s) doğurduğuna inanıyor. Tevbe S/ 30-31 âyet-i kerimeler, “ Yahudiler, “Üzeyr Allah’ın oğludur” dediler. Hristiyanlar, “Mesih Allah’ın oğludur” dediler” diye başlar. Hangi bir tanesi İslâm şiârı ve şeâiriyle örtüşüyor? Bu inançlar doğrultusunda kutlanan noel, İslâm aleminde bu denli nasıl yer edebiliyor böyle?

  Son peygamberimiz Hz. Muhammed’e (s.a.v) varana kadar gelmiş geçmiş tüm peygamberlere de inandık ve itaat ettik. İncil de yazılan tebliğ de Kur’an da yazılan tebliğ ile birdir. İhlas suresi 3. Ayet-i kerime “ Ondan çocuk olmamıştır(Kimsenin babası değildir.) Kendisi de doğmamıştır (Kimsenin çocuğu değildir)” buyurur. Aksini savunmak ise küfürdür ve savunan kâfirdir. Kaldı ki; âlem-i İslâm, bu şenaetlere eşlik ediyor. Batı kendi elbisesini üstümüze giydirmeye çalışırken, bunlara itiraz etmemek ve basite indirgemek; ne derece İslâmî değerlerimizle bağdaşıyor farkında mıyız bunun?.. Bilerek veya bilmeyerek zevken yılbaşı kutlamalarına bu denli iştiyâk duymak ne hâzin bir zillettir böyle Ya Rab!.. Kendi tarzını benimsetmeye çalışan bu batıl düşüncenin kulu, Batı emperyalizminin uşağı oluyoruz. Batı kokuyor içimiz dışımız. Battıkça kokuyor, koktukça batıyoruz. Hristiyan misyonerliğinin empoze ettiği bu şedid ve meş’um kutlamayı nasıl da müreffeh, müşfik ve mesrurâne karşılıyoruz..!

  Cadde ve sokaklar, süslenmiş çam ağaçlarıyla ne kadar itici ve çirkin bir görüntüye duçar oluyor. Adını henüz öğrenen çocuk “noel babayı” biliyor ve getireceği hediyeleri bekliyor. Noel yortusuna karıştırılan noel babanın da asıl adı Aziz Nichola’dır. Tarihi bir şahıs olarak bir Hristiyan azizidir. Hz. İsa’nın (a.s) tebliğ ettiği dine inanmış ve o din içinde yetişmiş ve ermiştir. Kendisiyle alâkalı bir çok efsane uydurularak noel yortusuna adı karışmıştır.

  Süslenmiş çam ağaçlarının arasında bastığı topraklara dökülen al kanları düşünmeden; noel babanın al renkli elbisesinin silüeti eşliğinde, millî piyango kuyruklarında tahayyüllerini gerçekleştirecek olmanın ümidi ile değerlerine bir kez daha setlerle mesafe çekiyor. Bir o kadar da kuyruk beklerken, “Ya Bismillâh, bana çıkar inşâAllah” diye niyâzda bulunmayı da ihmal etmiyor. Hey gidi âhir zamanın getirdiği tezat...! Millî piyango kuyruğundan sonra; sıra, hindi ve alkol ve yılbaşı kutlamalarında farklılık arz etsin düşüncesiyle alınacak yiyecek ve içeceklere geliyor. Bir tarafın açlıktan kemikleri görünüyor. Susuzluğunu giderecek bir avuç “çamurlu suyun” duâlarına yer veriyor avuç içinde. Bir tarafta böyle çamurun kirinden de beter pislik içinde kapılıyor dünyanın rehâvetine. Bitmiyor...! Yorucu alışveriş sonrası eve gelinince de tombala takımı bir köşeye çıkarılıyor. Yılbaşı gecesine hazır ve nazır hâlde beklemeye alınıyor. Bunlara mukabil zinâ, kadının ve kadın vücudunun meydanlarda teşhir edilmesinin alçalmışlığının ifşası...Ve sâir rezalet üstüne rezaletler... İnsanın, “ ben nerede yaşıyorum?” diye sorası geliyor. “Acaba bir ışınlanma ile Avrupa’ya mı geldim?” diyesi geliyor. Lisâna da kalbe de çok şey dökülse de  ülkemizin üstünde iğreti duran bu zihniyetin, kemiklerimize kadar işlediğinin acı gerçeği ile her ân yüzleşiyoruz.

  Neden hindi, noel tortusunun olmazsa olmazı peki? Amerika’nın keşfinde bulunan hindi, Avrupa’da zamanın Hristiyan liderine hediye olarak götürülür; bunun üzerine papa hindiyi görünce ve ilk defa gördüğü hindiye bakarak; “Ne tür bir hayvan bu böyle, aynı Türkler gibi kırmızı suratlı, kabararak yürüyor, bunun adı Türk olsun. “ der ve Hristiyanlar’ın inanışlarınca her yıl başında Hz. İsa’ya bir Müslüman- Türk kurban etmek borç bilinirdi. Bunun üzerine Avrupalı Hristiyanlar her yılbaşında bir Türk kurban edemedikleri için Türklere benzettikleri ve de isimleri ne gariptir ki Turkey (hindi) olan bu hayvanı keserler.

    Ne Hz. İsa’nın (a.s) doğum günü olarak bilinen, “25 Aralık” tarihinin içi dolu ne de  “noel baba” aslî değerinde... Hindi tutkusu da ayrı bir karalama propagandası. Bunlara rağmen kendine ve dinine yabancı  Müslüman ümmeti, hiçbir mukaddesatı için müteessir değil. Âdeta bukalemun kuklalar gibiyiz. Bir yeniçeri ile bir Sipahi kendi aralarında gökyüzüne bakarak münakaşa ediyorlar. Birisi diyor: “Bu güneştir!” diğeri de “Hayır, aydır!” diyor. Bu esnada da Nasreddin Hoca oradan geçiyor. Fırsattan istifade hocaya soruyorlar. Hoca başına geleceği biliyor. İki taraftan hangisine hak verse diğerinin hışmına uğrayacak. “ Ben buranın yabancısıyım, bilemeyeceğim!” diyerek sıyrılıyor işin içinden. Bizde yabancısı olduk tüm akîdelerimizin. Hakkı ve hakikati bilemez olduk.

  Allah resûlü, kudsi hadisinde, “ Şüphe etmiyorum ki, siz, bir gün gelecek, kendinizden önceki milletlerin yoluna, santimi santimine, tıpa tıp uyacaksınız. Öyle ki şayet onlar daracık keler, deliğine girseler siz de onlara özenerek girmeye çalışacaksınız” buyurdu. Ashab-ı kiram sordu: ”Ya Rasulullah, bu ümmetler Yahudiler ile Hristiyanlar mıdır?” Allah Resûl’ü buyurdu: “Onlardan başka kim olacak ya?”

  Ah Efendim (s.a.v), senin getirdiğin İslâm’a, ecdatlarımız gönül verdi ve yüzünü Hakk’a döndürdü. Biz ise tüm akîdelerimizden yüz çeviren acizler olduk. Bid’at ve hurâfe çamuruna saplanıp duruyoruz. Senin doğum gününde aşk ve meşk yok kalplerde. Mekke’den Medine’ye hicretinin baz alındığı “hicri yılbaşımızın” üstünü zifiri karanlıklar kapladı. Tarumar İslâm beldeleri Efendim(s.a.v). Hem de başına gelen illetin nedenini idrak edemeyecek kadar tarumar. Ahlâktan, hayâdan bî-haber Batı zihniyetinin boynuna sarılıyor da bütün edepsizliği, haysiyetsizliği, ahlaksızlığı dost ve yol belliyor.

  İşte bu yüzden canhıraş bir çığlık savurmak istiyor insana kâinata: “EYVAH YIL SONU GELDİ..!”

  “Batı, Batı!” diyerek eyvah hep batıyoruz. (M. Hulusi İŞLER)

  “Ya Rab böyle mi olacaktı benim cennet yurdum? / Baktım da etrafıma yalnızım ağladım durdum. / Bir mana veremedim şu miladi yılbaşına! / Şaştım da kaldım Müslümanların vah telaşına...” (Mehmet Akif ERSOY)

  Edep çizgileri içinde, felaket ve rezaletlerden uzak, kısıtlama kurallarına riâyet ederek, HAK VE HAKİKAT ekseni çerçevesinde  2021’yi selâmlayabilmeyi temenni ediyor, 2021 milâdî yılının Âlem-i İslâm için hayırlara ve gerçek manada uyanışa vesile olmasını  ve Korona illetinden kurtulabilmeyi diliyorum. Sağlık ve esenlik dileklerimle.

  Ölümünün 81. Yılında İstiklal Marşı şâirimiz, MEHMET AKİF ERSOY’u da rahmet ve minnetle anıyorum. Ruhu şâd olsun.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Advert
GALERİLER