TERKİP HALİNDEKİ HAKİKAT
Büyük Doğu Mimarı’na göre “gerçek ve derin Müslüman”, şeriat, tasavvuf ve selim aklın tam bir terkip içinde vücut bulduğu şahsiyettir.
Bu üç esas, birbirini tamamlayan bir hakikat zinciri oluşturur. Şeriat sabit ölçüler manzumesidir, tasavvuf onun bâtınındaki sırdır, akıl ise bu hakikatleri kavrama ehliyetidir.
ŞERİAT: MUTLAK ÖLÇÜNÜN MERKEZİ
Necip Fazıl, gerçek Müslüman’ın merkezine şeriatı yerleştirir.
Ona göre şeriat, her hakikatin mihveridir; İslâm cemiyetinin temel ölçüsüdür. Şeriat bilinmeden, anlaşılmadan hiçbir hakikat kavranamaz. Bu sebeple şeriatın bir zerresi bile değiştirilemez, ihmal edilemez.
TASAVVUF: RUHUN DERİNLİĞİ VE HAKİKAT HAZİNESİ
Üstad’a göre tasavvuf, şeriatın bâtınını temsil eden bir kemâl ve mârifet hazinesidir.
Tasavvuf, insanı kendi hakikatine ulaştıran, iç dünyasında Allah’a yönelten bir derinliktir. Ancak şeriattan kopuk bir tasavvuf anlayışı, sahte ve bâtıl bir yoldur. Gerçek tasavvuf, şeriatla birlikte anlam kazanır.
SELİM AKIL: HAKİKATE TESLİM OLAN İDRAK
Gerçek Müslüman’da akıl, hakikate tâbi olduktan sonra selim hâle gelir.
Necip Fazıl, “Akıl, mutlak hakikati anlamadığını anladığı noktada kemale erer” diyerek, aklın sınırını çizer.
Selim akıl, şeriata esir olduktan sonra, kâinatın sırlarını çözmekte en büyük imkâna kavuşur.
İSLÂM İNKILÂBININ TEMSİLCİSİ: DERİN MÜMİN
Kısakürek’e göre İslâm inkılâbını temsil edecek olan yalnızca “gerçek ve derin Müslüman”dır.
Bu mümin tipi, dünya ve âhireti dengeleyen, aklı şeriata teslim eden, tasavvufu içselleştiren kâmil insandır.
Şeriatla tasavvufu ahenk içinde yaşar, İslâm’ın hem zahirini hem bâtınını hayatında birleştirir.
“Gerçek ve derin Müslüman, dünya ve insan kadrosunun bütün iş ve fikir muhasebesini muazeneleştirmiş, zimmet ve matlüp sütunlarını tam bir sıhhat ve mutabakatla karşılıklı mîzana sokmuş, yapılacak ve yapılmıyacak her şeyi tesbit etmiş, bütün istikametleri keşfetmiş ve işaretlemiş, bu hayatın yaşanmak zahmetine değer bütün kıymetlerini tablolaştırmış, en uzak buğday başağının ucundaki taneden güneşin kalbine kadar nabız dinleme âletlerini her noktaya dikmiş ve her unsurun gaye ve memuriyet sırrına ermiş, yer yüzüne ve madde âlemine insan tahakkümünü ve bunun muazzam cihazını âzamî istismar haddine yükseltmiş, idrak ve tekevvün çilesini nihaî hassasiyetle doldurmuş, frenklerin (sajes) dediği nihaî vecd, zarafet, huzur ve süküna varmış; kısaca, insan başını sümüklüböcek kafasından ayıran tek haysiyetle varlık sırrının bütün şubelerini kahramanca kucaklamış, plânlaştırmış ve bunun insan cemiyetini teşkilâtlandırmış, kâmil insan örneğidir.”
Kaynak; Necip Fazıl Kısakürek, İdeolocya Örgüsü















































































































































































































