On dört milyar yıl yaşı olan dünyamızda nice medeniyetler geldi ve geçti. Milyarlarca insan tarifi imkânsız olaylar yaşadı ve gitti. Kimi zaman birbirlerini öldürdüler. Kimi zamanda bir araya gelerek günümüz insanının hayretler içerisinde seyretmeye doyamadığı, zaman zaman anlamakta güçlük çekilecek düzeyde muhteşem eserler ortaya koydular. İnsanoğlunun ayırıcı özelliklerinden olan zulmün, zorbalığın ve kan dökücülüğün had safhaya ulaştığı bir dünyada, günümüz insanının kaybettiği ve her geçen gün uzaklaştığı erdemleri de sonuna kadar yaşadılar. Zulüm devletlerinin karşısında örneklik sergiledikleri ve mutlu oldukları bir düzen kurdular. Bu düzeni korumak adına yeri geldi öldüler, yeri geldi istemeyerek de olsa öldürdüler. Doğanın kuralı bu idi. Bazen istemeyerek de olsa uymak ve yerine getirmek zorunda kaldığımız kurallar.
Gün geldi ölmemek, öldürmemek için bir başka yere göçtüler. Zulme uğradıklarında zulümden uzaklaşmak, daha barışçı ve huzurlu bir dünyada yaşamak için doğup büyüdükleri yerleri terk etmek zorunda kaldılar. Bazen bireysel olarak göç edildi, bazen de kitlesel olarak. Gittikleri yere gurbet, geride bırakarak özlemle andıkları yere sıla dediler. Çoğunlukla doydukları yere bağlı, ancak doğdukları yere hep özlem dolu oldular. Velhasıl gerekçesi ne olursa olsun insanoğlu çağlar boyunca sürekli göç etmiştir. Her ne kadar iş ve aş edinmek gibi dünyevi kaygılar temel etken gibi olsa da, insanlığın her döneminde zulme başkaldırı için güç toplama ve oluşturma süreci de göç etme faktörünün temel etkenlerinden olmuştur.
Her dinsel ve ideolojik karşı çıkış noktalarında da göç etme olgusuyla sıklıkla karşılaşılmaktadır. Dinsel kültürümüzün temel bileşeni, hatta dönüm noktası, bir adım daha öteye gidersek başlangıç noktası olan Hicret olgusu, Resulullah ve diğer Müslümanların gördükleri baskılar yüzünden 622'de Mekke'den Medine'ye göçüne verilen isimdir. Bir şehirden hemen yakınındaki başka bir şehre göç etmenin bu kadar büyük etkisinin olabileceği ikinci bir örnek tarihte yoktur. Bu göçün sonucunda Medine'de bir İslam Devleti kurulmuştur. Kurulan bu devlet Ensar ve Muhacir olarak nitelenen farklı iki grubu kaynaştırmış ve tek vücut yapmıştır. Bu devlet küçük olmakla birlikte ortaya koydukları belge ve uygulamalarla çağlar ötesinden günümüze kadar örneklik sergilemeye devam etmiştir ve bundan sonra da edecektir. Burada dikkat çekici asıl unsur şudur aslında. Çölde kabile yaşantısı süren bu topluluklara ne etkide bulundu da bir göç sayesinde devletleştiler. İşte burada yatan temel neden Hicret kavramının da terimsel anlamını ortaya koymaktadır. Zira yeryüzünde sürekli göç olayı yaşanmıştır ve bundan sonra da yaşanacaktır. O halde bu farklılık nereden gelmektedir.
Yine aynı örnek üzerinden yaklaşırsak, Mekkeli Müslümanların Hicrete karar vermeleri ve Hicret etmelerinde etken olan temel faktör müşriklerin baskıları olmakla birlikte, bunun doğal sonucu olarak Mekke'de emniyet ve toplumsal gelişme olanağının kalmamasıdır. Tıpkı toprak altındaki tohuma üstten uygulanan baskı toprağın alt kısmında çimlenmenin de tetikleyicisi olduğu gibi Mekke'de yapılan baskılar da Medine de İslam'ın yeşermesinin ve gelişmesinin temelini olmuştur. Her ne kadar İslam Mekke'de ortaya çıkmış gibi görünse de yeşerdiği ve geliştiği yer Medine olmuştur. Toprağın üstü değil altıdır tohumu yeşerten.
Toplumsal olayları dikkatlice irdelediğimizde insanoğlunun yerleşik yaşam sürdüğü yerlerde ticari, siyasi, kültürel gelişme olanağının çok az olduğunu, ancak göç ederek başka yerlere gittiğinde ise çok üst düzeyde geliştiğini görmekteyiz. Hatta toplumumuzda askerliğini yapmayanın adam olmadığı gibi bir yaklaşımın temelinde de bu yatmaktadır. Ana kucağında adam olunsa idi, asker ocağında adam olmaya ne gereksinim vardı. Ancak toplumsal deneyim şunu göstermiştir ki ana kucağının korumacı ortamında kişilik yeteri düzeyde gelişmemekte, asker ocağı gibi korumacılığın olmadığı, tamamen doğal ve sosyal koşulların egemen olduğu ortama gidilince kişiliğin gelişmeye başladığı, bakış açısının değiştiği, yaratıcılık yeteneğinin geliştiği, sorunlarla bire bir başa çıkmaya çalışmanın olgunlaşma üzerine etki ettiği ve tek başına ayakta durmanın temelinin atıldığı görülmektedir. Çok gezmek veya farklı ortamlarda yaşamak bireyi geliştirmekte, direncini ve yaşama gücünü artırmakta, kendini ortaya koymasına olanak tanımaktadır. Bu anlamda göç etmek, yaşama anlam katan öğelerden olmaktadır.
İnsanın kökeni üzerine dinsel çevrelerde yapılan çalışmalarda yaşamın temeli Cennetten dünyaya göç edilmesi sonrasında başlatılmaktadır. Hatta ölüm olgusu da öte dünyaya göç etmek yani Hicret etmek olarak nitelenmiştir. Sonuçta göç veya Hicret, her defasında yeni bir yaşam şekline açılan yol veya kapı niteliğinde ele alınmıştır. Her ne şekilde olursa olsun dünyada yaşamın başladığı yer olan Afrika'nın Büyük Rift Vadisinde biyolojik beşeri süreci veya yaratılışı tamamlanan atalarımız, yeni yerler ve besin alanları keşfetmek, var oluşunun nedenlerini araştırmak için bulundukları bu vadiden dünyanın o an için bilinmeyen yönlerine göç ederek bugünkü yapının temellerini atmışlardır. "Beşer olma" sürecinin gerektirdiği bu göç olgusu "insan olmak" aşamasının da ilk basamağıdır. Bu aşamada Tanrıyla doğrudan muhatap olmak, onun vahyine mazhar kılınmak ile "beşerlikten insan olma sürecine doğru" adım atmaya başlanmıştır. İnsanoğlunun yaşamını temelden etkileyen ve geriye dönülmez düzeyde köklü değişikliklere neden olan bu davranış, ilk ve çok önemli bir Hicrettir. Bu Hicret, beşer olarak evrende var olmanın ortaya konulması yanında, beşerden insana doğru giden sürecin de başlangıcıdır. Ve bu sürecin "kullanma kılavuzu ve temel ilkeleri", son Resul gelip görevini tamamlayıncaya ve son şeklini alıncaya kadar devam edecektir. Bu anlamda ilk ve büyük Hicret, “beşerden insana doğru” yapılandır.
Yüzyıllar boyunca pek çok Resul ile bu sürecin gelişimi devam etmiş ve sonuçta tanrısal plan gereğince insan olma sürecinin son kilometre taşı olan İslam'ın gelmesi ile tüm taşlar yerine oturmaya başlamıştır. İlk zamanlar kendini tanıtma ve anlatma süreci yaşayan İslam vahyinin, dünyaya meydan okuma, yerleşme ve örnek olma sürecinin zirve noktası Hicret sonucunda Medine İslam Devleti olarak ortaya çıkmıştır. İşte insanoğlunun beşer olma sürecinin başlangıcı olan Rift Vadisinden Hicreti, insan olma sürecinin ve ilahi prensiplerin ortaya konulduğu Mekke Müslümanlarının Medine'ye Hicreti ile tamamlanmıştır. Kitlesel olarak insanoğlu için artık yeni ve büyük bir Hicrete gereksinim kalmamıştır. Bundan sonraki tüm Hicretler, bu iki Hicret yanında sadece eskilerin taklidinden ve günümüz versiyonu olmaktan öte anlam taşımamaktadırlar. Ancak bu durum günümüzde Hicretin gerekliliğini ve anlamını yok etmemektedir. Zira egemen ve zorba güçler ile Medineli Müslümanlar ve Habeş Kralı Necaşiler var olduğu müddetçe Hicret de var olacaktır. Her bir mustazaf, koşullar oluştuğunda Necaşisini veya Ensarını aramaktan geri durmayacaktır. Bu anlamda Hicret, okun daha öteye atılması için yayın gerilmesi işlevini görecektir. Kitlelere yön veren ve ayağa kaldıran pek çok aydın veya önderin hayatında farklı boyutlarda Hicretin olması da bunu göstermektedir.
İlkesel anlamda şu bir gerçektir ki göç eden topluluklar medeniyeti oluşturmaktadırlar. Çünkü yeni bir mesaja sahiptirler. Hiçbir şey yapmasalar bile, gittikleri yerde kendilerini ifade etmek ve kendilerini oluşturan geçmişlerini sahiplenmek amacıyla farklılıklarını ortaya koymak ve bunu korumak durumundadırlar. Bu süreç mecburen onları hayata tutunmaya ve yeni bir medeniyet oluşturmaya, bulundukları çevreyi etkilemeye sevk etmektedir. Oysa yerleşik hayata bağlı olanlar sadece mevcut durumlarını korumayı kendilerine iş edinmişlerdir. Kendilerini kanıtlamak veya varlığını hissettirmek gibi dertleri yoktur.
Milletlerin tarihsel süreçlerine baktığımızda da göç olgusunun yaşandığı dönemde medeniyetlerini geliştirdikleri, ancak yerleşik hayatın başlaması sonucu durağan bir yapıya dönüştükleri veya çöktükleri görülmektedir. Hicret ile özdeşleşen ve kelimeye ıstılahi anlam kazandıran İslami hareket ise tüm çağlara örnek olacak bir "Asr- Saadet" modelinin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Sonuçta Hicret bir dirilişin, yeniden var oluşun, çağlara örnek oluşun, zalimin zulmüne karşı çıkışın, mazlumluğu ret edip zalimlere karşı dahi adil olmanın mihenk taşıdır. Hatta Hicret, Mekkeli müşrikler Hicret eden Müslümanların geride kalan mallarını yağmalarken, Resulullah'ın kendine Mekkeli müşriklerce verilen emanetlerin Müslümanların yağmalanan mallarına karşılık el konulmadan sahiplerine iade edilmesinin yaşandığı tarihsel bir olaydır. Emin sıfatına halel getirmeyerek kendisine zulmedenlere dahi zulmetmeyerek, hatta adaleti uygulayarak nefsi istekleri yenmenin başlangıcıdır. Bu yüzden en büyük Hicret, nefsin isteklerinden vazgeçip Allah'ın emirlerine yönelmektir. İlahlık iddiasında olan nefsin heva ve heveslerine bir direniş, bir karşı koyuştur. Resulullah Mekke'ye Hicret etmeden önce bu soylu davranışı ile içsel Hicretini de layıkıyla yerine getirmiştir. Nefsini ıslah etmeden, nefsi Hicreti gerçekleştirmeden toplumu veya çevreyi değiştirmek amaçlı yapılan Hicretlerin hiç değeri yoktur. Asıl olan sonunu Allah'a havale ederek O'nun emirleri doğrultusunda nefsimize ağır gelse de infak, diğergamlık, iyilik, fazilet gibi toplumsal huzur ve adaleti temin etmenin temellerine sahip çıkmaktır. Başka bir yere Hicret etmekten daha zor olan, nefsin isteklerini yerine getirmekten Allah'ın emirlerini yerine getirme Hicretini gerçekleştirmektir. Bunu başaranlar için gerekirse başka yere Hicret etmek son aşama olacaktır.
Hicrette aç karnı doyurmak, iş bulmak gibi dünyevi kaygılar yoktur. Yaşanılan yerde yaşam hakkı, can güvenliği, hakkı üstün tutma, mazlumu koruma gibi erdemlerin olmadığı durumlarda Hicret kaçınılmaz olmaktadır. Bu nedenle bulunulan yerdeki yapıyı yadsımadan, ret etmeden Hicret süreci başlamaz. Bulunulan yerdeki yapıyı olumluya değiştirmek amacı olmadan Hicret etmeye gereksinim duyulmaz. Bu nedenle, yaşanılan içsel veya dışsal zulmü "hiç ret" etmeden "Hicret" olmaz
Hiç ret etmeden Hicret Olmaz
On dört milyar yıl yaşı olan dünyamızda nice medeniyetler geldi ve geçti
admin















































































































































































































