İki Olay Aynı Mantık Farklı Hurafe
İnsanoğlunun özellikleri içerisinde olan ve çağımızda oldukça fazla ön plana çıkan, düşünmeden/araştırmadan kabullenme yaklaşımıdır
İnsanoğlunun özellikleri içerisinde olan ve çağımızda oldukça fazla ön plana çıkan, düşünmeden/araştırmadan kabullenme yaklaşımıdır. Sınırsız özgürlükçülük ve yaşanılan her olayın farklı bakış açılarından kaynaklanan yorumları olabileceği gerçeği de bu durumu tetiklemektedir. Düşünsel başlangıç noktasında yapılan tercihler ve ön kabuller de bakış açısını belirlemektedir.
Bilgiyi ve düşünceyi sorgulama işlemi, etkin ve sürekli olarak yapılmadığında hatalar kaçınılmaz olarak gelişmektedir. Dinsel olayların analizinde akla ve mantığa uymayan, bilimsel argümanlarla desteklenmeyen herhangi bir olay olduğunda da “Allah istese böyle bir şey olamaz mı?” denilerek, Allah’ın kudretinin sınırsızlığını kabul eden beyinlere hile ile kabul ettirmek olanaklı hale gelmektedir. Oysa Allah kendi koyduğu kuralların dışına çıkarak herhangi bir doğa olayını değiştirmemektedir.
Kendi beynimizin ürettiği kuruntulara inanmaya başladığımızda, sonu gelmeyen hurafeler denizine balıklama dalmaktayız. Mesela, ölülerin günlük yaşama etki edemeyeceği kabul edilmesine karşın, zamanla bir takım tereddüt ve endişeye kapılarak bunun tersine inanılabilmektedir. Mezarlıktan geçerken herkesin içini bir ürperti, hatta korkunun almasının nedeni de budur. Ait olunan kültürde böyle yaklaşımların olması, zaman içerisinde bu yanlışın doğru gibi algılanmasına neden olmaktadır. Çünkü insanların duyguları, birikimleri, bakış açıları, içinde bulunduğu kültürden etkilenmekle birlikte karşılıklı olarak kendisi de kültürü etkilemektedir. Olaya iki farklı dinden ve iki farklı olayla yaklaşmaya çalışalım. Dinsel algı anlamında çok farklı noktalarda olan Hıristiyanlık ve İslam açısından önemli iki olayı karşılaştırdığımızda, bu durumu çok net görebiliriz.
Birinci olay, İncil’de geçen Mezardan Dirilen Ölüler bahsidir. Hıristiyanlığın kitabı olan İncil’in Matta 27: 49-54 ayetlerinde İsa Mesih ruhunu teslim ettiğinde mezarlar açılarak kutsal kişilerin cesetlerinin dirildiği belirtilmektedir. İsa’nın dirilişinden sonra da bu ölülerin kutsal kente girdikleri ve birçok kimseye göründükleri yazmaktadır.
Öbürleri ise, "Dur bakalım, İlyas gelip O'nu kurtaracak mı?" dediler. İsa, yüksek sesle bir kez daha bağırdı ve ruhunu teslim etti. O anda tapınaktaki perde yukarıdan aşağıya yırtılarak ikiye bölündü. Yer sarsıldı, kayalar yarıldı. Mezarlar açıldı, ölmüş olan birçok kutsal kişinin cesetleri dirildi. Bunlar mezarlarından çıkıp İsa'nın dirilişinden sonra kutsal kente girdiler ve birçok kimseye göründüler. İsa'yı bekleyen yüzbaşı ve beraberindeki askerler, depremi ve öbür olayları görünce dehşete kapıldılar, "Bu gerçekten Tanrı'nın Oğlu'ydu!" dediler. (Matta 27: 49-54)
İncil’de geçen bu bilgilerin doğrultusunda olaya baktığımızda, Hıristiyanlar açısından herhangi bir sorun yoktur. Çünkü tanrı istedikten sonra her şey mümkündür. Dolayısıyla bu bilgileri söylendiği gibi kabul ederler. Sorulabilecek soruların da aslında hepsinin bir yanıtı olacağını öne sürerler. Oysa bu açıklamalarının hiçbir değeri yoktur. Salt inanmaktan kaynaklanan, sorgulanmadan ve karşı çıkmadan, inanç noktasında gösterilen bir tavırdır. Bu aşamada sorabileceğimiz “Dirilen bu kişiler “3 gün 3 gece” nerede beklediler? Kente İsa dirildikten sonra gireceklerse niçin İsa’nın öldüğü anda dirildiler? Bu üç günlük müddet içerisinde ne yiyip içtiler? İnsanlara göründükten sonra tekrar öldüler mi?” soruları anlamsız kalmaktadır. Bu durumu ayrıca tarihten de sorguladığımızda “Mezarda iken ölümden dirilmenin bu kadar önemli ve kapsamlı oluştuğu bir olay hakkında, niçin bir tane olsun tarihsel ve bilimsel geçerliliği ispatlanmış bir bilgi ve belge bulunmuyor?” cevapsız sorusu akıllara takılmaktadır.
İkinci olay, Kuran’da geçen Ayın Yarılması olayıdır. Kamer Suresinin ilk ayetinde bu olaydan O saat yaklaştı. Ve ay yarıldı/ay yarılacak/ay doğdu. (54/1) şeklinde bahsedilmektedir. Kuran’da geçen bu ayetin ne anlama geldiği bilinmektedir. Buna rağmen ayeti anlamak için hadis kitaplarının en güveniliri olan Sahih-i Buhari’nin Tefsir bahsinde 385-389 numaralı hadisler kullanılarak anlamı tamamen değiştirilmektedir.
İbn-i Mesûd (r.a) şöyle demiştir: “Resûlullah (a.s) zamanında ay iki parçaya ayrıldı. Bir parçası dağın üstünde, bir parçası da önünde idi. Bunun üzerine Resûlullah (a.s), “Şâhit olunuz!” buyurdu. (385)
Abdullah b. Mesûd (r.a) şöyle demiştir: “Biz Peygamberin beraberinde idik. Ay iki parça oldu. Bunun üzerine Peygamber bize, “Şâhit olunuz, şâhit olunuz!” buyurdu. (386)
İbn-i Abbâs (r.a), “Peygamber zamanında ay yarıldı” demiştir. (387)
Enes b. Mâlik (r.a), “Mekke ahâlisi Peygamberden kendilerine bir mucize göstermesini istediler. Peygamber de onlara ayın yarılmasını gösterdi” demiştir. (388)
Enes (r.a), “Ay iki parçaya ayrıldı” demiştir. (389)
Bu konuda ayrıntıya giren pek çok bildiriş bulunmaktadır. Bilim adamlarına göre olayın gerçekleştiği iddia edilen tarih baz alındığında, hadisleri bildirdiği iddia edilen kişilerden Abdullah b. Ömer altı-yedi yaşlarında, Enes b. Mâlik ve Abdullah b. Abbâs ise henüz doğmamışlardı. O yıllarda Ali de çocuk yaşta olmakta, sadece İbn-i Mesûd'un reşit yaşta olarak olayı görmesi mümkündür. Peygamberimize Kuran dışında bir mucize verilmemiş olmasını göz ardı etsek bile, sorun devam etmektedir. Zira değil Mekke’yi tüm dünyayı yerinden sarsacak böyle bir mucizeyi, neredeyse herkesin görmesi gerekirdi. Gece gündüz Peygamberimizin yanından hiç ayrılmamış olan yetişkin sahabeden hiç birinin adı ile bu konuda bir nakil olmaması da din bilginlerinin dikkatini çekmektedir.
İncil’deki kıssaya uyguladığımız tarihsel ve bilimsel bilgi kriterini buna da uyguladığımızda görülmektedir ki, bu konuda da hiçbir bilgi ve belge bulunmamaktadır. Oysa Ayın Yarılması bahsi, Resulullah zamanında gerçekleşmemiş, gelecekte yaşanacak Kıyamet sahnesinden önemli bir ayrıntıyı yansıtmaktadır. Ayrıca ay ışığının geceyi aydınlatması gibi, vahyin de küfre bulaşmış ve karanlıkta kalmış toplumu aydınlattığına vurgu yapmaktadır. Diğer tüm bilgiler ise uydurma olup Kuran’ın mesajının anlaşılmasının önündeki engellerdendir. Hadis diye aktarılmış ve İmam Buhari’nin kitabında geçiyor olması bu durumu değiştirmemektedir.
Bu iki olayı bir arada değerlendirdiğimizde görülmektedir ki İncil’de geçen Mezardan Dirilen Ölüler metni ile Kuran’daki Ayın Yarılması bahsini açıklamaya çalışan hadisler aynı niteliktedirler. İncil’de geçen konunun tamamen hurafeye dayalı olması, Kuran’daki konunun hadisler kullanılarak ayette kastedilen anlamın dışına taşınarak ve mevcut bilimsel bilgilerle de desteklenmiyor şekle dönüştürülmesi, sorunun ortak yönüdür. İncil ve hadislerin derlenmeleri aşamasında yaşanılan olayların benzer olması, her iki örnekte görüldüğü gibi aynı mantıklı, farklı hurafelerin oluşmasına zemin hazırlamıştır. İnsanın ait olduğu toplumsal kültürün etkisi altında bir yanlışı kabullenmesi, hatta kabul ettiği yanlışa kültürel birikimden kanıtlar getirmesi veya oluşturması sıklıkla yaşanmıştır. Bu nedenle, olaylar farklıymış gibi görülse de insan faktöründen kaynaklanan hurafeci yaklaşıma ait dinsel metinler ortaya çıkmıştır. Sonuçta derleme esnasındaki insanların bakış açıları ve kültürel birikimleri İncil’in tahrifatına neden olurken, Peygamberimizin söylediği söylenen hadisleri de Kuran’ın anlaşılmasının en büyük engelleyicisi konumuna getirmiştir.
admin
















































































































































































































