Yaklaşık 19 yıldır hemen her platformda, girip çıktığım her yerde, ortaya koyduğum her satırda, yazdığım her eserde insanın en önemli kutsal olduğunu, tüm kutsalların insanın huzuru ve mutluluğu için kutsiyet kazandığını, insan mutlu ve huzurlu değilse eğer bu kutsalların ya anlaşılamadığını ya da anlam kaymasına uğratılarak içinin boşaltılıp sinirlerinin alındığını haykıran biriyim.
Dünü, bugünü ve yarını sezebilmemi sağlayan bu gerçeklik de, kaynağı “sevgi ve merhamet” olan mümbit bir inancın yol haritasında “insanın insana emanet edildiği”hakikati ile yüzleştirdi beni. Bu söylem ise hem hayatımı, hem doğrularımı, hem hayata bakışımı, hem de “kitab-ül süğra” dediğimiz insana bakış açımı şekillendirdi.

















































































































































































































