Mahremiyet, moda ve aile meseleleri modern zamanlarda hem Müslümanların hem de İslâmcıların kafalarını meşgul eden, bunun yanı sıra diğer meselelerden çok daha fazla tartışmaya yol açan bir özelliğe sahiptir. Sözgelimi iktisat meselesi yahut neoliberalizm meselesi çok az insanın anlayabildiği terimlerle doludur fakat bu meselelerde anlaşılamayan teknik terimler o kadar çok değildir.
Buna karşın bu konular üzerine oluşturulan dağınık hatta "tutarsız" eserlerin de yer aldığı literatür hakkında yeterince konuşulabilmiş değildir. Hassasiyet ve duyarlılık bir yana meseleye modern kavramlar da dâhil olunca anlaşılmazlık durumu bu literatürün bir kısmı için de geçerli olabilmektedir. Zaten genel olarak yerleşik konuşmaların çoğu mırıltılarla hatta "telaşlı yorumlarla" sınırlıdır bu mevzularda. Oysa dönüşüm sürecinin tam kalbinde yer alır bu hikâye. Dolayısıyla böyle şeyler üstüne kafa yorarken aynı zamanda Müslüman bilincin çağdaş durumlarını kavramaya yani nelerden nasıl etkilendiğini açıklamaya odaklanan kapsamlı bakış açılarına ihtiyaç olduğu inkâr olunamaz. Elbette tümüyle cahili değiliz bu tür konuların. Değişimin hikâyesine odaklandığımızda son yıllarda yayımlanan "kadın" ilmihalleri ile altmışlı veya seksenli yıllarda yayımlananlar karşılaştırmalı olarak okunsa önemli çıkarımlar yapılabilir gibi geliyor bana.
TARTIŞMANIN BOYUTLARI
Herhâlde öncelikle şu sorular üzerinde durulması gerekir: Mahremiyet ve aileyi tartışma konusu yapan şey nedir? Niçin bu meseleler birçok insanın nazarında temel bir mesele olarak ele alınmıştır? Bazıları özellikle "modernler" buna 'cehalet' diye cevap verebilirler, başka bazıları da kaygı, tedirginlik ve korku diyebilirler. Çünkü, Batı karşısında yaşanan mağlubiyet galip olunan zamanlardaki yerleşik yapıda ciddi değişimler yapmayı zorunlu kılmıştır. Askeri alanda başlayan değişimler siyasi alana kadar yayılmış fakat aile dolayısıyla kadın ve "mahremiyet" alanında zorlanılmıştır. Bu bir anlamda Müslüman toplumların itiraz yüklü "buğz siyasetine" demirlemelerinin yani aileyi "direnilebilecek son noktadır; her şeyi verelim onu vermeyelim ya da her şey dönüşsün ama kadın dönüşmesin" anlayışının göstergesidir.
Bu meselelerdeki vaziyeti sorunsallaştıran koca bir malzeme yığını vardır. Nitekim, Türkiye'de ağırlıklı olarak seksenli yıllardan bu yana bu mevzularda doğru nerededir, din ne emreder, neyi yasaklar, soruları kadar bunlara verilen cevapların çeşitli, hatta çatışmalı olması yaşanmakta olanların makûs talihinin özeti gibidir. Meselelere yakından bakıldığında dönemsel perspektif yanılsamaları hemen fark edilecektir. Gelgelelim meseleler hakkında çoğu zaman vuzuha kavuşturulamayan hususların çokluğundan dolayı çoğu zaman karşımıza çıkan sürekli bir tecil hareketinden başka bir şey değildir.
Her zaman birbirinden ayrılan çeşitli teorik ve pratik bakış açılarını içeren İslâmcılığın önemli tartışma konuları arasında yer alan mahremiyet, moda ve aile konusunda özellikle seksenli yılların sonundan itibaren yaşanan kafa karışıklıkları üzerinde durulsa bile meselelerin ne kadar karmaşık olduğu görülecektir. Konunun seksen sonrasındaki tarihinde yaşanan dönüşüm ve kırılmalar bir yana asıl bugün neler olup bittiği üzerinde durulması gerekmektedir.
Nida dergisinin 159. Sayısı bu bağlamda önemli olan tartışmaları içermesi bakımından son derece önemli. Zira dergide yer alan iki söyleşide karşımıza çıkan benzerlikler bir yana esas olarak farklılıklar İslâmcılık içinde konunun ele alınma biçimlerinin iki hattına dair ip uçları sunmuş olmasından dolayı da anlamlı. Ben bu yazıda ayırt edici yorumlarından dolayı Alev Erkilet'in söyledikleri üzerinde duracağım. O bir yönüyle tartışmaları aşıldığı varsayılan fakat aslında öyle olmayan 'klasik' metinlere dayandırarak yapmayı öne çıkarıyor. Bunun bir örneği Frantz Fanon'un Cezayir Bağımsızlık Savaşının Anatomisi kitabıdır. Bu kitapta Fanon, geleneksel Cezayir kadınının bağımsızlık savaşı sırasında nasıl askeri ve siyasi bir özne haline geldiğini anlatır. Diğer taraftan yeni durumların ortaya çıkışından söz ediyor ve yeni gündemi ihata etmeyi öne çıkarıyor.
Konular hakkında Abdurrahman Arslan'ın söyledikleri ile Erkilet'in söylediklerinin karşılaştırılması bahsettiğim iki ele alış tarzını gözler önüne sermekle kalmayacak yaygın kabul görmüş olmalarına rağmen yanlış ya da yanıltıcı yorumları fark etmeyi mümkün kılacaktır. Alev Erkilet, söyleşisinde Eleştirellikten Uyuma kitabını Cezayir'deki sömürgeci pratikler bağlamında hatırlatmış. Bu bağlamda Abdurrahman Arslan'ın yazı ve konuşmalarına damgasını vuran yorum stratejisini takip edebilmek için Sabra Davet Eden Hakikat kitabının yeni basımını anmamız gerekir tartışmaya dair bakış açılarının sınırları çizmek ve yönünü tayin etmek için. Hiç şüphesiz; günümüzde hayatımızı yeniden yapılandıran toplumsal güçleri/süreçleri kavramada teorik yaklaşım diğer çabalardan çok daha önemli görünüyor. Şunu fark etmek lazım tabii; buralarda ele alınan meseleler inkâr edilemez biçimde zordur. O yüzden diyorum ki, İslâmcılık içinde mahremiyet meselesi etrafındaki yaklaşım tarzlarına nüfuz etmenin en iyi yolu, bu tür söyleşilerin sayfalarından geçiyor olabilir.
GELENEKÇİLİK VE İSLÂMCILIK AYIRIMI
Alev Erkilet, bugün aşınmış gibi görülen bir ayrımı hatırlatıyor söyleşisinde. Geleneksel ve İslâmcı bakış açısı arasında ayırımı yıllar sonra tekrar hatırlamak şaşırtıcı olabilir. Zira yorum farklılıklarını anlamamız için bir yanda geleneğe ait sesi, diğer yandaysa İslâmcı sesi ayırt etmemiz gerekir. Nitekim İslâmcılık ve geleneksellik arasında dev bir ayrım vardır ve her şey bunun peşi sıra geliyor gibidir. Erkilet, İslâmcılığın tanımın modernizmle başa çıkabilecek yegâne tanım olduğunu düşünmektedir. İslâmcılık hâlâ bu konuda "anlamlı" örneklikler sergileyememiş olsa da. Zaten bunun doğrudan çarpıcı siyasal ve gündelik sonuçları vardır. Erkilet, bu ayrımı şu şekilde anlatıyor: "Batı meydan okumasına karşı iki cevap verilmiştir. Bunlardan biri gelenekselci cevap, diğeri İslamcı cevaptır. Bu ikisi arasında, aile bakımından, mahremiyet bakımından, kadın bakımından, kamusal alan bakımından çok önemli bir fark vardı. Gelenekselciler ne diyordu: Toplumda birçok şey değişebilir ama biz kadını ve aileyi geleneksel bağlamında tutmalıyız. Bunu muhafazakâr bakış olarak adlandırabiliriz. Hâlbuki İslamcılar bu meydan okumaya karşı dinamik bir cevap verdiler, korumacı değillerdi. Modernleşme, sadece aile ile sınırlı bir mesele değildir, dediler. Aile de dâhil olmak üzere, tüm toplumsal alanları yeniden İslami dinamikler üzerine tanımlamamız gerektiğini vurguladılar. Hani Marks'ın Hegel için, onun felsefesi "baş aşağı idi onu ayakları üzerine çevirdim" dediği gibi, bütünsel bir sistem tanımı yaparak kadın meselesini bu bağlam içinde ele aldılar." Bu ayırma çabası tam anlamıyla sınırların yeniden canlanmasına ve belli anlayışların yenilenmesi hedefine katkıda bulunabilir.
Gelenek dediğimiz "modern" olgunun İslâm'la ilişkisini sorgulamak gerektiğini belirten Erkilet, günümüzde geleneksel aileye dönmenin hiçbir yolunun olmadığını ve aile anlayışının yeniden yapılandırılması gerektiği hedefini öne çıkararak şöyle devam ediyor: "Kırsal bir alan içerisinde kadına biçilen rolün İslami olduğunu sanıyoruz. Mahremiyeti korumak deyince de kadının o pozisyonu aklımıza geliyor. Bu bence sorgulanmalıdır. Sonuçta geleneksel bakış açısında kadın başka bir özne üzerinden tanımlanır. Erkek üzerinden. Mesela bugün, Müslüman erkeklerin o geleneksel örüntüye isteseler bile geri dönemeyecekleri bir noktada oldukları gerçeğinin üzerini, kadın-mahremiyet söylemiyle örtüyoruz. Velhasıl, aile denildiğinde akla sadece kadın gelmemeli ve kadın eve döndüğünde tüm sorunların çözülebileceği düşünülmemeli. Bu mahremiyet tanımı, tarım toplumun İslami gelenekle sarılıp sarmalanmış değerleri üzerine kurulu normatif bir yapıya aitti. Daha sonra modernitenin gerçekleriyle yüz yüze gelindi, oradaki meydan okumanın ciddiyeti görüldü ve buna bir cevap verildi. Buna verilen hakiki cevap, modernleşme söz konusu olduğunda özel alanı kamusal alandan ayırma çabasının boş olduğunu görmüş olan İslamcıların cevabıdır. Onlara göre özel alan yanında kamusal alanın da yeniden tanımlanması gerekir. Ekonomi bu kapitalist örüntüler çerçevesinde işler dururken biz Müslüman kalabiliriz denilemeyeceği için, ekonomik ilişkiler alanı da yeniden tanımlanmalıdır. Elbette kadın meselesi için de aynı saptamalar geçerlidir. Nostaljik bir geri dönüş alanı yoktur. Modernite kamusal alanla sınırlı değildir; özel alanlara girmenin –sızmanın- yollarını bulmuştur. Bu açıdan bakıldığında, mahremiyet meselesi kamusal alan meselesinden, kapitalist iktisattan ayrı ve bağımsız düşünülemez. Kadın evde de kalsa, 7/24 çocukları ile meşgulde olsa, artık o eski kadın olmayacaktır." Bu safhada şunu dile getirebiliriz: Bu alıntının birçok durumu belirgin kılması bir yana, Erkilet'in düşüncelerinin ana izleğinin neler olduğu hemen fark edilmektedir. Dile getirilen görüşlere ister "yandaş eleştirmen"in isterse "eleştirel eleştirmen"in sorabileceği sorular ilave edildiğinde tartışmanın bugünü için sahici bir temelin atıldığı düşünülebilir.
KAPİTALİZM VE SINIF OLGULARI
Dengeyi kurmak riskli bir şey olmuştur artık; zira meselenin zahiri öyle olmasa da neredeyse aslı dengesizlik olmuştur. Yaygınlık kazanan moda dergilerinin temelde değerler, taklit ve sınıf olgusu üzerinden ele alınıp tartışılabileceğini düşünüyor Erkilet. Tartışma evrenine sınıf ve kapitalizm olgularının da dahil edilmiş olmasını önemli bulduğumu belirterek şu cümleler üzerinde düşünmemiz gerektiği kanaatindeyim: " (...) son dönemde yaygınlaşan "İslami" moda dergileri üzerinden başörtülü kadının dönüşümü incelersek de, o kadının eski kadın olmadığını görebiliriz. Son derece geleneksel örüntüler içinde yaşayabilir, tesettür içinde olabilir, sürekli evde olabilir ama tüketimleri aracılığıyla kapitalizmle ve moderniteyle olan bağlantısı çoktan kurulmuştur. Bugünlerde, kocasının statüsünün bir göstereni olarak -iyi giyinen- Müslüman kadın imajı üretilmektedir. Dolayısıyla, mahremiyet, modernleşme gibi kavramları 1920'erin perspektifinden tartışmaya kalkarsak, İslami anlamda da hiçbir yere gidemeyeceğimizi rahatlıkla söyleyebiliriz.(...)
Yazının devamı için tıklayınız:
http://www.dunyabulteni.net/?aType=haber&ArticleID=262559
Asım Öz/ Dünya Bülteni - Kültür Servisi
MAHREMİYETİN YENİ BAĞLAMI
Nida dergisinin 159. sayısı mahremiyet, aile ve moda bağlamda önemli olan tartışmaları içermesi bakımından son derece önemli. Zira dergide yer alan iki söyleşide karşımıza çıkan benzerlikler bir yana esas olarak farklılıklar İslâmcılık içinde konunun ele alınma biçimlerinin iki hattına dair ipuçları sunmuş olmasından dolayı da anlamlı
admin
















































































































































































































