Kültür
Giriş Tarihi : 22-10-2017 11:00   Güncelleme : 22-10-2017 11:01

-Mış Gibi Türkiye’nin Sonu (IV)

Başlangıcından bu güne insanlığı cendereye alan Dünya Sistemi’nin ne kararlı, ne de istikrarlı bir yürüyüşü, işleyişi oldu. Kulakları küpeli, orası burası ya döğmeli ya hızmalı, saçları at kuyruklu insanlık bugün finans kapitalin kararsızlığı ve istikrarsızlığı teminata bağlayışının adını barış, gerçekçilik, uzlaşma olarak biliyor. Suriye’de olan bitenin ABD için ikinci Vietnam, TC için ikinci barış operasyonu anlamı taşımasının kapitalizmin akıbetiyle bire bir irtibatı var. Kapitalizmin akıbeti kimin umurunda diyebilirsiniz. Diyorsanız kıymet mefhumu size yabancıdır. Haysiyetli bir hayatın cahilisiniz. Sizin kıymetinizi ilişkiler yumağındaki yeriniz işaret ve tayin eder. Türk milleti kendi kıymetini bildiği için Padişah tarafından getirilen fes giyme mecburiyeti karşısında “Başımızdaki püsküllü belâ” demeği de bildi.

-Mış Gibi Türkiye’nin Sonu (IV)

Başını örten kızların, benim kızlarım da dâhil, başlarını örtmekle İslâmî tesettürün gereğini yerine getirmiş olmayışları da Dünya Sistemi’nin çarklarındaki dişlilere merbut. Kendimiz hakkında (bu kendimiz denilen şeyi istersek fert olarak kendimiz, istersek millet olarak kendimiz, istersek insanlık olarak kendimiz saymakta özgürüz) ne bildiğimizin farkına varabilmemiz için bilme gücünün ne miktarını elde edebileceğimiz hususunda bir kanaat sahibi olmamız kifayet etmez. Bunun yanı sıra ne tür bilginin insanın erişebileceği bilgi olduğu, eriştiği o bilginin içinde kendi lehine hasılat toplayabileceği kısmın hangisi olduğu kanaati de gereklidir. Ancak yol üzerinde bu safhaları geride, kat edilmiş haliyle arkada bırakma başarısına kavuştuktan sonra insanın insan kisvesine yakıştığına kanaat getirebiliriz. Netice itibariyle elimizde ne varsa hepsi birer kanaat (opinion) mesabesindedir ve fakat hiçbiri bilgi değildir.

Elde kanaatlerden başka bir şeyin bulunmayışı bize kanaatlerin tasnife taabi tutulup bazılarının terfi ettirilmelerini sevimli gösterir. İdeologilerin üstünde teoriler görmek hoşumuza gider. Kıyıdan köşeden insanlığımızın yeniden şekillenip tazelendiği zehabına kapılırız. Felsefeyle alâkadar olmamız bizi yukarıda temas etmeğe çabaladığım bütün bu meselelerin ortaya çıkardığı suallerle harman eder. Kısaca ve açıkça bir şey söyleme durumuna gelmişsek, insan için bilme vakıasının hudutlardan haberdar olabilme civarında dönüp durduğunu söyleyebiliriz. İnsanın bilme istidadı herhangi bir kişi veya vakıanın künhüne varmağa müsait midir? Olsaydı fikir ayrılığı diye bir şey karşımıza hiçbir zaman çıkmayacaktı. Bir söz yekûnuna fikirdir gözüyle bakıyorsak o şeyin biline gelenden başka olması sebebiyle bunu yapıyoruz. İnsan olmamız yeni hitap-uygun cevap ilişkisi içinde bulunmamızdır. Günlerimizi birimizin diğerinden bir şey anladığını kabul ederek geçirmek zorundayız. Budur tarih boyunca olayların ve kişilerin ilkinde facia, ikincisinde rezalet tarzında karşımıza iki kez çıktığı faraziyesinin ve/veya yaklaşımının baş ağrıtıcı hikâyemizi meraka değer kıssa haline çevirme tasarısını kuvveden fiile çıkarmamızda imdadımıza yetişen. Başını örten kızın başını örter örtmez Türk kızı vasfına kavuşmasının gerekçesini de kendisine şahit oluşumuz imtiyazıyla bize tutarlılık kazandıran kıssadan çıkaracağız. Bunları tereyağından kıl çeker gibi başarmamıza imkân yok. Zira kirletilmiş ortamı en elverişli ortam sayanların dünyasında yaşıyoruz. 

Birçok pürüz var. Bazıları şöyle: “Anam Gürcü, babam Gürcü, başımı örttüm diye ben niçin bir Türk kızı olacakmışım? Benim bir Türk kızı oluşumun mânâsına nasıl, neyle, nereden geçmek suretiyle vasıl olunacaktır?” Bunlar pürüzlü ve kritik suallerdir. Tıpkı Mehmet Akif’in Türk mü, Arnavut mu olduğu hususunu sarahate kavuşturmada zorlanışımız gibi. Böylesi sualler felsefe bilme zeminine boylu boyunca yatırılmış en ağır, en katı maddeyi teşkil eder. Kâinattaki yerinizle yerkürede bulunuş gayeniz arasındaki mesafe size ya “Türklere istiklâl hakkı tanındığında başımıza neler geldiğini hep gördünüz” cümlesini benimsetecek veya “Ben Türk istiklâline kurşun sıkan zümre içinde telâkki edilmekten hicap duyarım” cümlesine sahip çıkmakla iftihar edeceksiniz. Rahatımı her iki cümleden de uzak bir mahalde buldum diyecek olursanız eğlendiğiniz yeri tasrihte çok zorlanılacak bir mevkii seçmişsinizdir. Bu mevkide felsefe bilmenizin ne size, ne başkasına faydası olacak, bilakis her bildiğiniz çaresiz zihinlerin ifsadına katkıda bulunacaktır.

İsmet Özel,

http://istiklalmarsidernegi.org.tr

adminadmin