17 Şubat 1920 tarihinde İstanbul’da, son Osmanlı Meclis-i Mebusan’ı tarafından ilan edilen ve Millî Mücadele'nin siyasî manifestosu olarak 18 Temmuz 1920 tarihinde Ankara’da ilk TBMM tarafından aynen kabul edilen Misak-ı Millî’nin 4. maddesi şöyle idi:
“Makam-ı Hilafet-i İslâmiyye ve payitaht-ı saltanat-ı seniyye ve merkez-i hükümet-i Osmaniyye olan İstanbul şehri her türlü halelden masûn olmalıdır.”
Mustafa Kemal, 16 Mart 1920 tarihinde İstanbul’un İngilizler tarafından işgal edilmesi üzerine Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Hey’et-i Temsiliyyesi nâmına 17 Mart 1920 tarihinde “Âlem-i İslâm’a Beyanname” unvanıyla bir beyanname yayınlar:
“Hilafet-i mukaddese-i İslâmiyye’nin makarr-ı a‘lâsı olan İstanbul’da Meclis-i Mebusan ve bi’l-cümle müessesât-ı resmiyye ve askeriyyeye vaz‘-ı yed olunmak suretiyle resmen ve cebren işgal edilmiştir. Bu tecavüz, saltanat-ı Osmaniyye’den ziyade makam-ı hilafeti, hürriyet ve istiklallerinin istinadgâh-ı yegânesi (hilafet makamını İslâm âleminin hürriyet ve istiklalinin yegâne dayanağı) gören bütün âlem-i İslâm’a râcidir.”
Son Osmanlı devrinde Nakşibendî şeyhler Şeyh Sadık ile Şeyh Ahmed, laikliği getiren 1856 Islahat Fermanı’na başkaldırmıştı. Erken Türkiye devrinde de, Mustafa Kemal’in tabiriyle “…hilafet makamını İslâm âleminin hürriyet ve istiklalinin yegâne dayanağı” gören Şeyh Said, sadece Allah ve dini uğruna, Misak-ı Millî’den saptığı için Kemalist rejime başkaldırmıştı. Aradaki tek fark, akıbetleri, Şeyh Sadık ile Şeyh Ahmed’in sürgün, Şeyh Said’in şehid edilmesiydi.
Şehid Şeyh Said ve arkadaşlarının dimdik, espriler yaparak, ilahîler ve şiirler söyleyerek idam sehpasına yürüdükleri, Son Saat gazetesinin özel muhabirinin hatıra olsun diye uzattığı deftere Arapça bir şiir bile yazdığı birincil kaynaklarda kayıtlı. Onlar bir tarafa çok itibar ettiğiniz Lord Kinross’un bile sizi yalanladığını bilmez misiniz?
Dahası Şeyh Said’in “Mahşer günü seninle hesaplaşacağız. Boynuzsuz keçinin ahını boynuzludan alırlar.” dediği İstiklal Mahkemesi'nin Ankara nezdindeki gizli reisi Ali Saib'in (Ursavaş) ahiretteki hesaplaşmadan önce bu dünyadaki feci sonu, ona ajanlık, hainlik iftirası atanları titretmeye yetmez mi?
Maddî deliller bir tarafa, onun İngiliz ajanı olmadığına tek bir mantıkî delil yeterdi.
Eğer Şeyh Said, İngiliz ajanı olsaydı, idam edilmek yerine İngilizlerce kukla halife yapılırdı.
Bedri GENCER

















































































































































































































