Rus asıllı ABD’li yazar Vladimir’den elbette önce modern edebiyat denilen klasik formu alışılmamış ve taklit edilmesi güçle değiştiren türde eser veren çok yazar vardı. Ama Nabokov, denenmişin ayak izleri duran yolunda yürüyerek alışılmamışlığın mayınlarına yitmeme kolaycılığını göstermeyenlerdendi. Ve bu özelliği nedeniyle de dünya edebiyatında o güne kadar hiç yapılmayanı; kendi metnini üstelik de bir şiiri çözümleyen bir iç romanı yazma cesaretini herkesle paylaştı.
Bu çabanın önemli ürünü Solgun Ateş, sadece Nabokov’un kendi edebi varlığını ateşe attığı bir roman değil aynı zamanda modern edebiyatın birkaç fersah ilerlemesini de sağlayan edebi metin olarak karşımıza çıkar. Yine de bu yargı, İletişim Yayınları’nca yayımlanan Solgun Ateş’in çevirmeni yiğit Yavuz’un önsöz yazısında altını kalınca çizdiği gibi hiç kolay oluşmadı. Yahudilerin kralı olduğunu söyleyen İsa adlı marangozu, sırf Yahudi hahamlar istiyor diye çarmıha girmek istemeyen Roma İmparatorluğu’nun Yahudiye eyaleti valisi Pontius Platius, ‘merhamet’ hakkını kullanarak halkın karşısına İsa ile birlikte Barbarüs adlı suçluyu da çıkartır. Ve “İsa’yı mı yoksa tecavüz, cinayet gibi suçlar işleyen Barbarüs’ü mü serbest bırakalım?” diye sorar. O gün Kudüslüler, İsa’yı sadece dini gerekçelerle değil, ‘yeni’ kavramının o andaki en güçlü temsilcisi olduğu için de çarmıha gönderdi. Böylece tarihin yeni olana karşı İsa’nın çilesi gücündeki makus kaderi unutulmaz bir öykü olarak kayıtlara geçti. Aynı şekilde Nabokov’un da o güne değin edebiyatta denenmemiş bir yöntemle oluşturduğu Solgun Ateş de çarmıha gerilenlerdendi.
MODERN ROMANIN SINIRLARI
Edebiyatta yeniyi kabul etmek edebiyatın varlık sebebi olsa da, aynı oranda zor bir uğraştır. Lolita ile edebiyatta aşkın sınırlarını bir kız çocuğuna yetişkin bir erkeğin -üvey babanın- psikolojisiyle sınırlar çeken Nabokov, Solgun Ateş’te de edebi yaratıcılığın ve yazarın istediği kadar bir şey anlatmama hakkı bulunduğunun anayasasını yazar. Fakat ilk zamanlar anlaşılmaz ki bu da çok doğaldır.
Aslında Nabokov, Solgun Ateş: Dört Kantolu Bir Şiir’i ve onun şairiyle şiiri ortaya çıkartan okutman ve onun anlamını yazan üzerine hazırladığı romanda, şiir gibi imgeler üzerine bir metin incelemesinden nasıl başka bir edebi metin oluşturulabileceğini gösteriyor. Bu edebi gidişat, Nabokov’un Charles Kinbote adlı öğrenci üzerinden yazdığı Önsöz, Jhon Shade tarafından yazılmış Solgun Ateş: Dört Kantolu Bir Şiir, ve Kinbote tarafından yazılmış açıklamalarla sürer. Özellikleri bakımından da Nabokov’un hem kaleme aldığı şiir hem de onun imgesel değerlendirmesini anlatan bölümündeki şiirden yola çıkan ve tamamen başka konuları anlatan, uzun, saçma, gereksiz ve her biri bağlantılı bölümler modern romanın imkanlarını sınır yokmuşçasına bir gelişlikte sınır çizer.
ZOR YUTULAN LEZZETLİ BİR LOKMA
Tüm bu özellikleri nedeniyle de Solgun Ateş, tıpkı İngiliz papaz Laurance Sterne’nin Tristram Shandy Beyefendi’nin Hayatı ve Görüşleri, 1761-67 arası yazdığı Orhan Pamuk’un da yaratıcı yazarlık dersi metni tadındaki önsözüyle yayınlanan roman tarzını sürdürme çabası taşır. Ya da en azından böyle olduğuna inanmak ve Nabokov’dan edebiyat öğrenmek için okumak, bugün niteliklileri bile saran popüler roman anlayışının ne baş belası olduğunu hatırlatır bize. O nedenle de Solgun Ateş, hem edebiyatın daima yeniye açık olduğunu ve yazarın anlaşılmamak yazgısını göze alması gerektiğini hem de okurun bu çabayı arayıp bulmasını zorunlu kılan, zor yutulan lezzetli bir lokma tadında durur hayatımızda.
http://haber.stargazete.com/cumartesi/nabokov-bize-ne-soyluyor/haber-837351
Erdinç Akkoyunlu - STAR
NABOKOV BİZE NE SÖYLÜYOR?
Vladimir Nabokov, hem yaşadığı çağı hem de sonraki kuşağı en çok etkilemiş yazarların başında gelir. Kafka, James Joyce, William Faulkner, Virgina Woolf, Marcel Proust ve Gabriel García ile birlikte.
admin















































































































































































































