Toplam 28,5 yıl hapis cezasına çarptırılan şairin, "Kemalizm'den adalet istiyorum" ifadelerini kullandığı mektubun orijinal nüshası Cumhurbaşkanlığı Arşivi'nde bulunuyor.
MENDERES AFFI OLMASAYDI HAPİSTE ÖLECEKTİ
Nazım Hikmet, Türk ordusunu ve donanmasını "isyana teşvik" suçlamalarıyla yargılandığı iki ayrı davada toplam 28,5 yıl hapis cezası aldı. 18 Ağustos 1938 tarihli mektubunda suçsuz olduğunu savunan şairin bu talebi, o dönem karşılık bulmadı.
Tarihi kayıtlara göre usta şair, ancak 1950 yılında Adnan Menderes hükümetinin çıkardığı genel af ile özgürlüğüne kavuşabildi.
Eğer bu af çıkmasaydı, Nazım Hikmet'in cezası 1967 yılının başına kadar sürecekti. Şairin 1963 yılında hayatını kaybettiği göz önüne alındığında, Menderes hükümetinin hamlesi olmasaydı Nazım Hikmet'in son nefesini hapishanede vereceği gerçeği dikkat çekiyor.
"Bağışla beni, başvurabileceğim en inkılapçı baş sensin"
Cumhurbaşkanlığı Arşivi'nde muhafaza edilen mektup, "Cumhur Reisi Atatürk’ün Yüksek Katına" hitabıyla başlıyor. Nazım Hikmet, mektubunda kendisine atılan "isyana teşvik" suçlamalarını reddederek, Türk inkılabına ve Atatürk’ün adına yemin ediyor. Mektupta yer alan, "Seni bir an kendimle meşgul ettimse, alnıma vurulmak istenen bu ‘inkılap askerini isyana teşvik’ damgasının ancak senin ellerinle silinebileceğine inandığımdandır" ve "Başvurabileceğim en inkılapçı baş sensin. Kemalizm’den ve senden adalet istiyorum" ifadeleri, şairin o dönemki üslubunu gözler önüne seriyor.
Romantik devrimci mi yoksa stratejik bir dil mi?
Komünist kimliğiyle tanınan ve bu uğurda hapis yatan bir şairin, af dilemek için neden Kemalizm ve inkılaplar üzerinden bir savunma geliştirdiği sorusu, tarihçiler ve edebiyat eleştirmenleri arasında tartışma konusu olmaya devam ediyor.
Bazı görüşler bu üslubu dönemin "Tek Adam" yönetimi altındaki baskıcı iklimine ve adalet yolunun Atatürk'ten geçtiği gerçeğine bağlarken, bazıları ise bunu ideolojik faaliyetlerini sürdürebilmek için yapılmış bir "takiyye" olarak yorumluyor.
Naman Bakaç'ın analizine göre, mektuptaki "mürteci, satılmış, yurt haini değilim" vurguları, bir devrimciden beklenmeyecek ölçüde naif veya stratejik bulunabiliyor.
Tarihsel sessizlik ve yanıt bekleyen sorular
Nazım Hikmet'in hayatına dair perdenin aralanmasıyla birlikte, şairin bazı tarihi olaylar karşısındaki tutumu da sorgulanıyor.
Mektubun yazıldığı 1938 yılında yaşanan Dersim olayları karşısında şairin sessiz kalması ve bu konuda bir eser üretmemiş olması, "hümanist" kimliği üzerinden tartışmaları beraberinde getiriyor.

















































































































































































































