Sadece ‘şiirinin gücü’yle tanımanın kolay olmadığı şairlerden merhum Necip Fazıl’ın otuzuncu ölüm yıldönümü öncesinde ‘ufaktan’ da olsa siyasal yönüyle öne çıkarılmaya çalışıldığını görüyoruz. Aslında bu durum bir bakıma onun yazılarının ortak evreniyle bazı noktalarda hep aynı kalan Türkiye siyasallığının da göstergesi. Bunu şunun için söylüyorum: 1 Eylül 1943 tarihinde yayımlanmaya başlayan Büyük Doğu dergisinin ilk sayısında Allah’a inanıp inanmama ve kimliğimizi Batı'da, Batılılaşmada aramak gidişine inanıp inanmamaya odaklanan bir soruşturmaya yer vermiş olması dikkat çekerr. Sonraki yıllarda artarak devam edecek olan Türkiye modernleşmesinin ve Kemalizm eleştirisinin başlangıcı olarak da okunabilir bu soruşturma soruları. Diğer yandan Türkiye İslamcılığının ve muhafazakârlığının yakın tarih okumalarında Büyük Doğu’yu ‘aşılamaz’ kılan temeller bu sorularla ortaya konulmuş gibi.
Ortak Muhayyile İçin Araçsallaştırma
Star gazetesi, bu hafta sonundan itibaren Necip Fazıl’ın bir nesli büyüten ve yayınlandığı yıllara damgasını vuran ne var ki, geniş bir okuyucu kitlesine ulaşamayan fakat devrin entelektüel çevrelerinde ilgiyle karşılanmış olan fikri, edebi, dini ve siyasi içerikli Büyük Doğu dergisinin tıpkı basım nüshalarını okurlarına armağan etmeye başladı. Yani Star gazetesi 17 Mart Cumartesi gününden itibaren her cumartesi Necip Fazıl Kısakürek'in Büyük Doğu dergisinin nüshalarını ‘Kemalizm’in tarih anlatısının’ kimi yönlerini sekteye uğratmak için ücretsiz dağıtacak. Adını, çıkışından altı yıl önce Necip Fazıl’ın kaleme aldığı ve “Türk milli marşı” olarak nitelenen bir şiirden alan Büyük Doğu, ilk yıllarda tıpkı Necip Fazıl’ın otuzlu yıllarda Celal Bayar desteğiyle çıkardığı Ağaç dergisinde olduğu gibi geniş bir yazar kadrosunun yer aldığı bir yayın organı konumundadır. Düşünceleri Necip Fazıl'la bağdaşmasa da, onun şair kimliğine saygı duyan pek çok edebiyatçıyı içinde barındırıyordu Büyük Doğu . Fikret Adil, Sait Faik, Ziya Osman, Ahmet Hamdi Tanpınar, Burhan Toprak, Cahit Sıtkı, Fazıl Hüsnü, Sabahattin Kudret, Zahir Güvemli, Faik Baysal, Sabahattin Tahsin, Oktay Akbal, Emin Ülgener, Özdemir Asaf... bunlar arasında yer alıyordu.
Şiirini aşan bir güçle, toplumun değişik kesimlerince benimsenmiş, bayrak haline getirilmiş olan Necip Fazıl’ın ‘ortak muhayyile’ oluşturma niyetiyle araçsallaştırılması olarak da okunabilecek bir durum Star gazetesinin başlattığı girişim. Zaten uzun zamandır başbakan Recep Tayyip Erdoğan Kemalizm’in İsmet İnönü CHP’sinde cisimleşmiş hâlini ve hafıza politikalarını Necip Fazıl’dan hareketle gündeme taşımaktaydı. Necip Fazıl’ın çıkardığı Ağaç ve Büyük Doğu dergilerinin Celal Bayar ve Adnan Menderes’le ilişkileri düşünüldüğünde dergilerin tarihinin siyasilerle içli dışlı olduğu aşikar bir biçimde görülecektir. Devleti ‘milletin emrinde bir güç’ olarak gördüğünü defalarca belirten AKP’nin kimliğini DP geleneğine konumlandırdığı da hatırlanırsa hem Büyük Doğu’da karşımıza Kemalizm’in bir yönüne karşı çıkan muhalefetin özgüllükleri hem de bu özgüllüklerin AKP’nin hafıza politikaları ile irtibat noktaları daha iyi anlaşılır.
Star gazetesinin Büyük Doğu ilavesi ile ilgili haberlerden birinde şöyle deniliyordu: “Özgül bir tarih muhasebesi, estetik bakış ve fikri duruş sergileyen bu dergilerle, tarihin gerçeklerine yelken açacaksınız...” Bu ‘yeni’ kültür hamlesini duyduğumda ilkin şunlar geldi aklıma: Büyük Doğu dergisine nasıl bakılması gerektiği noktasındaki bakış noksanlığı. Dönemsel zaafları başta olmak üzere bu dergiyi çıkaran Allah demenin yasak olduğu zamanlarda büyük bir gayret ortaya koyan üstada ve eserlerine karşı temel ölçütlerini belirleyememekten kaynaklanan, bu övgü dolu ama gerçeklikten uzak yaklaşım sonunda Necip Fazıl’ı ve Büyük Doğu’yu ‘kritiğin toprağı’ndan bir okumaya tabi tut(a)madığı gibi, baş tacı ettiği ‘büyük eser’in aşılması gereken boyutlarını tümüyle gölgeleyebiliyor.
Necip Fazıl Nasıl Ele Alınmalı?
Kuşkusuz bu tutum önden gidenleri hayırla anma geleneğinden kaynaklanıyor. Elbette bunun da haklı tarafları yok değil. Ama şunun da unutulmaması gerekiyor: Yazarlara ve eserlere hayırla anmak bir tür dogmacılığa dönüşmemeli. Belki de kültürel dünyamızın eleştirel düşünceye kapalı olmasının neden olduğu bir hatadır bu. Belli dönemin biçimlerini her zaman olmazsa olmaz tarih tasarımına dönüştürmek, sonunda çözümleme yetkinliğini kısıtlar. Bu alışkanlıklar bir süre sonra doğru bir tarih tasavvurunun önünde, geçilmesi güç kayalar gibi durur. Necip Fazıl’ın sağ argümanları, belli gruplar hakkındaki temelsiz yargıları bu kayalardan bazıları.
Ve epey uzun zamandır kafamda dolanan bir soru, böyle durumlarda yeniden canlanıveriyor: Bir ‘ Necip Fazıl Biyografisi’ nasıl yazılmalı? Yazılmalı mı? Evet. Hem de kesinlikle. Çünkü böyle bir biyografi olmadan gelecekte ‘yakın uzak’ tarihe ait yazılacak olanlar, çeşitli bakımlardan eksik kalacak bir tarih ile eşanlamlıdır. Ama bu, gerçek anlamda büyük olan her insanın biyografisi gibi, büyük bir dikkatle ve biraz da mesafeli kaleme alınması gereken bir ‘kişisel tarih’tir; çünkü böyle tarihler, yalnızca bizde değil fakat her toplumda gelecek kuşakların en değerli ve etkili rehberleri arasında yer alır.
Böyle bir biyografi, her şeyden önce yalnızca katıksız övgüler antolojisi olmaktan kaçınmalıdır. Çünkü gerekçelerini gölgede bırakan övgülerin hiçbir zamana yararları dokunmaz. Önemli olan, övgülerin kaynağıdır ve bu nokta bir Necip Fazıl Olayı’nda özellikle önemlidir. Burada ‘Olay’ kelimesini Badiou terminolojisinden hareketle bilerek büyük harfle yazdım.
Henüz doğru dürüst yazılmış bir monografisinden bile yoksun olduğumuz yazarın hamasi olarak yüceltilmesinin ötesine geçmeyen kritik değerlendirmeler ise birkaç yazının ötesine geçmiyor hâlâ. Üstelik tıpkı Ahmet Hamdi Tanpınar yorumlarında olduğu gibi bu konuda da çığır açan yorumlar ve bakışlar- züppelik olarak algılanmasın ama- genel olarak sol bakışa ait veya bu bakışın harmanladığı yayın ortamlarında vücut bulmuş durumda. Bunun için biraz sonra bazı kısımlarına değineceğim yazının kaynakçasına bakmak yeterli olur.
‘Yasa Koyucu’ Entelektüel Olarak Necip Fazıl
İşte tam bu vasatta Fahrettin Altun’un Toplum ve Bilim dergisinin 123. Sayısında yayımlanan “Alternatif Tarih Yazmak: Necip Fazıl Kısakürek’in Hafıza Siyaseti” başlıklı makalesi, oldukça önemli. Altun’un çalışması muhafazakâr olarak bilinen ‘yasa koyucu’ bir entelektüelin tarih tasavvurunun eleştirisine odaklanarak, Necip Fazıl’ın, coşkun bir husumet diliyle hesaplaştığı Kemalist resmî tarihin modernleşme tasavvuruyla aslında nasıl ortaklaştığını gösteriyor. İki zıt kutup olarak görünen/bilinen bu iki anlayış, iktidar istenci, kurtarıcı arayışı, kalkınmacı söylem, her şeyi “ortak iyi” ve “doğru gelecek” adına seferber etme gibi yönelimleriyle, paralelleşiyorlar.
Şöyle diyor Altun: “ Kısakürek’in sahip olduğu modernleşme zihniyeti tarihe bakışına da yansımış ve o bir yandan Kemalist tarih tezlerini geçersiz kılmaya çalışırken, diğer yandan devlet, siyaset, iktidar ve toplum arasındaki ilişkilerin tarihteki izdüşümlerini Kemalist paradigmanın çok uzağına düşmeden ortaya koymuştur. Kısakürek, tıpkı Kemalist elitlerin yaptığı gibi önerdiği toplumsal değişim programına mutlak bir inanç beslemekte ve tek boyutlu bir modernleşme programında ısrar etmekte, bu da siyasal ve toplumsal müzakere sahalarının inşasını zorlaştırmaktadır.” Modernleşme kuramını bütün boyutlarıyla bilen bir yazarın kaleminden çıkan yazı, kuşatıcı bakışıyla Fethi Naci’nin bir başka Necip Fazıl yazısını değerlendirdiği ifadeleriyle “Necip Fazıl'a karşı olanlara da, Necip Fazıl'dan yana olanlara da çok şey öğretiyor.”
Gelecekte yazılacak bir ‘Necip Fazıl Biyografisi’ her şeyden önce bu insanın içine doğduğu dünyanın geçerli bilgi ve siyaset sistemlerinin hamuruyla nasıl şekillenmiş olduğunu gözler önüne serebilmeli. Bunu sadece Kemalizm bağlamında değil, din ve edebiyat telakkisi bağlamında da düşünmekte fayda var. Bu son kısmı için ufak bir giriş olması bakımından Metin Önal Mengüşoğlu’nun Bir Kelime Mesafesi(2012)’nde yer alan yazısı iyi bir başlangıç olabilir.
Fahrettin Altun’un yazısının önemine karşın bazı boşluklarının da bulunduğunu belirtmeliyim: Kemalizm eleştirilerini Mustafa Kemal üzerinden değil çoğunlukla İsmet İnönü üzerinden kuran Necip Fazıl’la bugünkü muhafazakâr siyasal aktörlerin Kemalizm eleştirilerini İsmet İnönü üzerinden kurmaları arasındaki sürekliliğe vurgu yapılmaması önemli bir eksiklik. Necip Fazıl’ın tarihin ana aktörü, ruhunu Müslümanlıktan alan ve temel özelliğini Müslüman olduktan sonra kazanan Türk’e yaptığı vurgu ile özellikle iki binli yıllardan itibaren Türklük vurgusunu daha çok öne çıkaran İsmet Özel’in Türlük anlayışları ve bunların Kemalizm’le kesişme noktalarında bir sürekliliğin olup olmadığı meselesine de değinilmesi entelektüel akrabalıklar veya uzaklıklar bağlamında dikkate değer ayrıntılar ortaya koyabilirdi. Öte yandan bazı noktalarda İkinci Meşrutiyet dönemi İslamcı düşünürleri ile paralellikleri bulunan Necip Fazıl’ın bu düşünürlerden farkları konusuna da değinilmeliydi. Mesela Necip Fazıl’ın önerdiği alternatif hafıza politikasında merkezi bir yeri bulunan tarihsel aktörlerden İkinci Abdülhamit vurgusu ile İkinci Meşrutiyet dönemi İslamcılarından Sait Halim Paşa ve Mehmet Akif’in İkinci Abdülhamit’e dönük eleştirel bakışlarını hayatlarının sonuna kadar muhafaza etmiş olmaları arasında farkın sebepleri de dikkate alınmalıydı.
İkinci Meşrutiyet dönemi İslamcılarının altmışlı yıllara kadarki Cumhuriyet devri İslamcılarına göre daha üst bir dil kullanmalarının tarihsel ve sosyal şartları üzerinde de durulmalıydı. Bu yapılmış olsaydı, Büyük Doğu’nun bilgilendirmekten çok demogojik ve duygulara yönelik yazılarının oluştuğu tarihsel kesitle, II. Meşrutiyet döneminin görece tahlile dayalı dünyasını, dolayısıyla Cumhuriyet devri şartlarının temel farklılığının bu dönemdeki İslamcı yazarların karşılaştığı problemlerin özellikle siyasi olduğu ve yazılardaki kavgacı ve demogojik üslubun kısmen tabii karşılanabileceğini dile getiren yorumların varlık bulduğu zemin üzerinde düşünülebilirdi.
Orhan Okay’ın TYB Yayınları tarafından 1994’te yayımlanan “Sanat ve Edebiyat Dergisi Olarak Büyük Doğu”, Bütün Yönleriyle Necip Fazıl (1994) adlı çalışmada yer alan şu değerlendirmelerini mutlaka hatırda tutmak gerekir:“ Necip Fazıl (…) bizim insanımızdır. Hataları ve sevaplarıyla bizim insanımız. Sevaplarını zaten bizden başkası anlatmayacaktır. Hatalarını, zaaflarını da (…) bizler görmeliyiz.” Peki bu başarılabildi mi? Veya böyle bir niyet var mı nostaljik bilinçle donanmayı yeterli gören muhafazakâr okur cemaatlerinin aklında?
Sanırım şimdilik birkaç yazıyla yetinmek durumunda kalacağız. Onlardan ikisinin Fahrettin Altun’a ait olduğunu belirtelim. Burada birine kısmen değindik. Diğeri, Hece dergisinin Necip Fazıl’a hasredilen özel sayısında.
Asım Öz/Kültür Servis
Necip Fazıl'ın hafıza siyaseti
Fahrettin Altun’un Toplum ve Bilim dergisinin 123. Sayısında yayımlanan “Alternatif Tarih Yazmak: Necip Fazıl Kısakürek’in Hafıza Siyaseti” başlıklı makalesi, oldukça önemli.
admin















































































































































































































