Peki ya siz?
Gece, uykunun huzurlu kollarına bırakırken kendinizi, ansızın içinize düşen o soğuk ter… Trafikte bir ambulans sireni duyduğunuzda kalbinizi sıkan ani bir kramp…
Sevdiğiniz birinin sağlık haberi karşısında içinizi kemiren sessiz endişe…
Tüm bu anlar, ölüm korkusunun hayatın dokusuna işlenmiş görünmez gölgesidir.
Bu korku, bir zayıflık işareti mi, yoksa bizi otantik bir varoluşa çağıran en insani pusulamız mı?
Modern yaşamın telaşı; ofisteki bitmek bilmeyen toplantılar, sosyal medyada kaydırıp geçtiğimiz sonsuz içerikler, bir anlamda bu kaçınılmaz sondan kolektif bir kaçış, bir unutma çabası değil midir?













































































































































































































