Samsun’daki İngiliz Subay Mustafa Kemal’e teslim mi oldu?
İngiliz subayı: “taburum emrinizdedir!”
Cemil Koçak’ın yazısı
19 Mayıs sabahı Samsun’a varan Atatürk’ü tutuklamak için Samsun’daki İngiliz tabur komutanına İstanbul’daki İngiliz işgal güçleri komutanlığınca emir verilmiş. Neden, bilemiyoruz. Çünkü, Atatürk’ün Samsun’a gitmesine izin veren bizzat İngiliz işgal kuvvetleriydi. Eğer vize vermeselerdi, az daha Bandırma İstanbul’dan ayrılamayacaktı bile. Nedense fikirlerini değiştirdikleri anlaşılıyor; üstelik sadece birkaç saat içinde. Arkalarından seslenmek yerine, daha önce yazdığım şekilde, Deniz Feneri Operasyonu’nu düzenlemişler, ama sonuç tabiî fiyasko olunca; başkaca bir ihtimal kalmadığından olacak, bu kez tutuklanmasını emretmişler. Gerçekten de Samsun’da İngiliz işgal kuvvetleri vardı; hatta kısa bir süre önce buradaki işgal gücü tabur düzeyine de yükseltilmişti. Yine de Atatürk’ün Karadeniz kıyısının işgale uğramış yegane limanına çıkmak istemesi, hemencecik İngilizlerin eline düşme tehdit ve riskini göze almış olması düşündürücüdür. Nitekim kendisini avlamak isteyen İngilizler, neden onu İstanbul’da mesela işgal komutanlığının bulunduğu Pera Palas’ta kalırken yakalamaz, hatta Samsun’a gitmesi için vize verir hiç anlaşılamaz. O kadar ki, vizeyi veren İngiliz subayı, Bandırma yolcularını görüp de, kuşkulanıp üstlerini uyarmış olmasına rağmen!
İNGİLİZ SUBAYI: “TABURUM EMRİNİZDEDİR!”
Her neyse, zararın neresinden dönülürse kârdır; tabur komutanı Salter, derhal emri yerine getirmek üzere şehre iner; yani Samsun’a. Artık bu ne demekse; zaten tabur kentte değil midir? Kendisi mi şehir dışındadır, bilemeyiz. Birden şehirde siyah çizmeli, siyah kalpaklı, kilot pantalonlu, ama tabiî sert bakışlı insanlarla karşılaşır ve aniden bunların Türk subayları olduğunu anlar. Demek o zamana kadar hiç Osmanlı subayı görmemiştir; asker kıyafetini tanımaz ya da bizim subaylar tebdili kıyafet gezmektedir her nedense. İskeleye iner ki, ana baba günüdür. Sabah namazından çıkan herkes oradadır artık. Tuhaf, çünkü Bandırma’nın kalabalıklar tarafından karşılanmadığını da biliyoruz. Belki Salter hiç kalabalık görmemişti o zamana kadar. Silâhlı subaylar da İngilizleri çevirmişlerdir. İskelede tutuklamanın güç olacağını görünce Salter, motoruna atlar, gemiye çıkar, ama yanında getirdiği askerlerini geride bırakır; sadece Rum tercümanını almıştır yanına. Atatürk’ün karşısına çıktığında heyecandan ne diyeceğini bilemez ve kısa bir süre sonra Kâzım Karabekir’in Erzurum’da söyleyeceği şu cümleyi kurar kendiliğinden: “Taburum emrinizdedir.”
Osmanlı Harbiyesi´nin göremediği Belki de bu söz sonradan dalga dalga yayıldı ve ta Erzurum’a kadar ulaştı, Karabekir’in de kulağına geldi, nitekim o da öyle diyecektir: “Kolordum emrinizdedir paşam”. Salter neden böyle demiştir; kendisi de bilmez; fakat mavi gözlü, sert bakışlı kişiyle karşılaştığı andır bu. Nedense o kadar sert bakışlı subayla iskelede karşılaştığında bunu demek aklından geçmemiştir. Neden mi? Belki de onlar sadece sert bakışlıydı da ondan. Fakat gözleri mavi değildi! Hem mavi gözlü, hem de sert bakışlı subaylara İngilizler dayanamayıp teslim oluyorlar da ondan. Ah, bunu Osmanlı harbiyesi birinci dünya savaşında bilseydi, bütün komutanlarını sarı saçlı ve mavi gözlülerden seçseydi, belki de savaşın kaderini bir saç rengi ile göz rengi bile değiştirebilirdi. Ah Enver ah, bizi nelerden mahrum ettin!
SALTER, BİR KADINA ESİR DÜŞÜYOR
E tabiî, teslim olduğuna göre bütün tabur esarete uğrar. Çorum’da, Çankırı’da ve Kastamonu’da kurulan esir kamplarına yerleştirilir. Tuhaf, çünkü bütün İngiliz tutsaklar, Mondros ateşkes anlaşmasına göre serbest bırakılmışlardır zaten, ortada bir esir kampı kalmamıştır. Üstelik esir kampı, daha bu sırada Atatürk’ün emrindedir! Salter, Ankara’da nedense dört yıl bir kadının gözetiminde kalır. Bir Türk kadını, subayı göz hapsine almıştır; siz onun hizmetçi olduğuna bakmayın, aslında sıksa suyunu çıkaracak kadar da kuvvetlidir. Bu tanım bizzat Salter’in. İngiliz subayına hizmet eden bir Türk kadını, pek öyle kabul edilebilir bir şey değil, öykünün bu kısmı biraz rahatsızlık verici. Çünkü bu hanımla dört yıl aynı evde oturduğunu söylüyor ki, umarım hepsi o kadardır!
Öykü birden daha da garip bir hal alıyor; çünkü Salter’e soracak olursanız, dört yıl Ankara’da kalmış; fakat savaş bitince diye devam ediyor, kendilerinin Malta’daki Türk esirleriyle değiştirildiklerini belirtiyor. Oysa Malta’dakiler daha 1921 yılının Ekim ayında serbest bırakılmışlardı; üstelik İngiliz subaylarıyla değiş tokuş edilmişlerdi. Hayret, Salter’in hafızası zayıf, insan ne kadar tutsak kaldığını doğru hatırlayamaz mı?
GÖZ YAŞARTICI SAVUNMA
Salter, ülkesine döner ve tutuklanır. Ne de olsa savaşı kazanan ordunun subayı olarak kaybedenlere karşı sadece bir çift mavi göz ve sert bakış karşısında esir olmayı kabullenmiştir. Savunmasında İngiliz politikasının başarısızlığını konu eder, savunması işe yarar ve beraat eder. İngiliz adaleti yerine gelmiştir! Sonra Ankara’da yeniden Atatürk’ü ziyaret eder.
Ama o da ne? Bir çift mavi göz karşısında taburuyla teslim olan bu subay, aradan yıllar geçtikten sonra yeniden göreve davet edilmez mi? Üstelik istihbarat subayı olarak. Salter bu kez ikinci dünya savaşı sırasında İngiliz hava kuvvetlerinde uçuş eğitimi almak üzere gelen Türk pilotlarıyla birlikte olacaktır. İngilizlerin Salter’e güven duymaları boşuna değildir;sahi Allahaşkına bu İngilizler nasıl savaş kazanıyorlar yahu?
TARİHSEL KAYNAKLAR NE DİYOR PEKİ?
Pek çok şey diyorlar, ama hiçbirinde böyle bir gelişmeden söz edildiğini duyan olmamış. Mesela Atatürk, “Nutuk”ta kendisine daha ilk adımda teslim olan İngiliz taburundan söz etmiyor. Yayınlanmış yüzlerce, binlerce sayfalık belgenin hiçbirinde böyle bir olaydan söz edilmiyor. Ne İngiliz işgal kuvvetlerinin kendi iç yazışmalarında böyle bir tutuklama emrine yer veriliyor, ne de İngiliz ve Osmanlı arşivlerinde böyle bir bilgiye rast gelinmiş. Mesela Atatürk, hiçbir zaman bir İngiliz taburunu esir aldığını İstanbul’a yazmamıştır. Herhalde İngilizlerin haberi olmaması için! Dahası Bilâl Şimsir’in hazırladığı “İngiliz Belgelerinde Atatürk” kitabında da (TTK yayını) bu yönde bir belge bulunmamaktadır. Hatta 21 Mayıs tarihli bir belgede yüzbaşı Hurst Samsun’dan Calthorpe’a yazdığı raporda, Atatürk’ün Samsun’a vardığını bile bildirmektedir! Gotthard Jaeschke’nin “Kurtuluş Savaşı ile İlgili İngiliz Belgeleri” kitabında da (TTK yayınıdır) aynı bilgilerle karşılaşılmaktadır. Hurst kim midir? Samsun’daki İngiliz kuvvetinin başındaki kişidir! Hadi sallayın sallayın da, bari duvara vurmayın!
Yazının tamamı için :
http://haber.stargazete.com/yazar/10-yil-marsi-recep-beyin-ilahisi/yazi-701463
Cemil KOÇAK / STAR
admin
















































































































































































































