Fikir
Giriş Tarihi : 12-06-2016 12:00   Güncelleme : 12-06-2016 12:00

Sermayenin Pomat Sürülmüş Takma Pos Bıyığı MHP

Kaç kişi kaldıysa var ömrünü Türk hâkimiyetini esasa alıp esasta tutarak geçirmeği ahdetmiş kişiler soydaşlık tabirini gecikmiş bilincimize denk düşen biçimde elden gitmiş topraklarda ve bilhassa Rumeli’nde bırakılan kimseleri işaret etmek üzere kullanma gereği duymuştur

Sermayenin Pomat Sürülmüş Takma Pos Bıyığı MHP
Kaç kişi kaldıysa var ömrünü Türk hâkimiyetini esasa alıp esasta tutarak geçirmeği ahdetmiş kişiler soydaşlık tabirini gecikmiş bilincimize denk düşen biçimde elden gitmiş topraklarda ve bilhassa Rumeli’nde bırakılan kimseleri işaret etmek üzere kullanma gereği duymuştur. Buna mukabil kendimize yakın bulduğumuz; ama hem nüfusları soydaşlarımızdan daha kalabalık, hem de her biri diğerinden farklı bir biçimde hesaba katılma isteği izhar eden Tatar, Kazak, Özbek, Kırgız, Türkmen, Azeri topluluklar için kullanılan tabir “dış Türkler” olmuştur. Birisine “soydaş”, diğerine “dış Türk” tabiri yakıştırılan iki tür insan zihin ve zihniyet itibariyle birbirinden tecrit edilmekle kalmamış esrarengiz bir karaktere büründürülmüşlerdir. Türkiye’nin yerlerinden hiç emin olmayan idarecileri ne biri, ne diğeri uğruna sarih ve/veya güven telkin edici siyaset yolları geliştirmiştir.  Türklük hadisesi tabiatı icabı bulanık ve esrarlı değildir. Türklüğün üzerindeki esrar perdesi hadisenin sermaye ile münasebeti sebebiyle doğmuştur. Ekonomik bakımdan olduğu kadar politik bakımdan da azami kâr esasıyla işleyen düzen kendini Türk varlığı kast-ı mahsusla bulandırılmadan emniyette hissedemezdi. Türkler tarih boyunca ne miktarda devlet üzerindeki hâkimiyetlerini hissettirdilerse sermayenin terakümü ve temerküzü o miktarda engeli karşısında buldu. Bu yüzden Türkler rağmına teraküm ve temerküz etmiş sermaye ancak hizmetine alabildiği bir Türklüğün mucidi oldu. İşe Türklüğün kapitalizmle tenakuzu konusunda ketum davranarak başladılar. Bu tutum aynı zamanda İslâm’ın kapitalizmi mel’un ilân ederek nizam tesis ettiği gerçeğini örten münafıkların gönlünü okşuyordu. Türk vatanı Küçük Asya’nın dâr-ül İslâm haline gelmesiyle doğmuştu. Bu hadise vatan anlayışını olduğu kadar bir Türk düzenini de tahakkuk ettirmemiş olsaydı gerçekleşemezdi. Hâlbuki beynelmilel büyük sermayeden medet umanlar “Vatan ne Türkiye’dir Türklere ne Türkistan, o büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan!” diyordu. Neden? Çünkü beynelmilel büyük sermayenin Greklere bir vatan temin ettiği gözler önündeydi. Şimdi artık onların “megali idea” ideologisi olduğu gibi Türklerin de “büyük ülkü” ideologisi olmalıydı. Nasıl Grekler müesses din kurumlarının ötesinde ulusal inanca sahip çıktılarsa Türklerin de işlerini Türkçe ezan okuyarak görmeleri gerekiyordu. Ziya Gökalp’in Gazi’ye istidaları doğrultusunda “God bless America” “Tanrı Türk’ü korusun” oldu. Alparslan Türkeş 27 Mayıs 1960 sabahı bütün Türkiye’yi “NATO’ya ve CENTO’ya bağlıyız” tehdidi ile titretti. Bu tarihten 12 Eylül 1980’e kadar dokuz ışık doktrini ülkücüleri her dereceden solcularla çatıştırdı. Çatışmalarda beynelmilel büyük sermaye aynı ateşli silahları solculara ve ülkücülere nöbetleşe kullandırdı. 12 Eylül 1980 akabinde ise o doktrini vaz eden şahıs “Biz hapisteyiz, fikrimiz iktidarda” dedi. Gerçek o ki, o fikir iktidardan hiçbir vakit uzaklaşmadı. Gerçek o ki, o fikrin fikriyatla, tefekkürle hiçbir ilgisi yoktu. İktidarın kendisiydi o fikir. Nedir iktidar? Dünyanın süsüyle gözü kamaştığı için aceleciliğe kapılanların, hakkı müdafaa bahsinde yaya kalanların yücelttiği şeydir. Turancılık Türk toprakları fikrine meriyet tanımıyor. Bu da dâr-ül İslâm kavramının reddi demektir. Bu yaklaşımla ancak beynelmilel sermayenin fedailiği yapılabilir. Bu fedailikteki rezalet işverenin çalıştırdığı elemana hiç kıymet atfetmeyişindedir. İcabında her şey olabilmek ülkücülüğün şanındandır. Rol icabı. Fişi çekilebilen bir cereyan, korkutucu bir pos bıyık; ama takma. İsmet Özel, 10 Haziran 2016 İstiklalmarşıderneği
adminadmin