Bu, dinginliğin veya huzurun sessizliği değil; aksine, bir teslimiyetin, bir tükenişin, düşüncenin askıya alındığı kolektif bir uyuşukluk halidir.
Yan yana sıralanmış insanlar, kulaklıklarıyla kendilerine özel ses duvarları örmüş, gözleri ise parlak ekranların hipnotik ışığına gömülmüş durumda. Kimse etrafına anlam arayan gözlerle bakmıyor, kimse yanındakinin varlığından haberdar olmak istemiyor. Bu tablo, modern çağın en çarpıcı paradokslarından birini yansıtıyor: Hiç olmadığımız kadar bağlıyız, ama aynı zamanda hiç olmadığımız kadar yalnız ve sessiziz.
Bu sessizlik, düşüncenin derin sularına dalmanın değil, ondan kaçmanın sessizliğidir.
Frankfurt Okulu düşünürü Max Horkheimer’ın o unutulmaz tespiti, bu manzarayı özetler niteliktedir: “İnsan artık düşünmek yerine onaylamayı öğrenmiştir.”













































































































































































































