Ha gayret yağmacılar, salaklar, sayın baylar.
Hazların etrafına çöreklenin, şölen var.
Koşun yeriniz hazır.
Baylar, hayat kısadır, yiyin, için eğlenin.
Sizlersiniz sahibi bu talihsiz ülkenin.
Bu millet malınızdır...
Elindeki makamı ve yetkiyi kullanarak ömrünü ziyafet sofralarında geçiren ve tıkınmaktan başka meziyeti olmayan tipleri çok güzel tasvir etmektedir bu şiir. Etrafında kendisi gibi açların bulunması ve bunları da sofrasına ortak etmesi, bu düzenin devamının psikolojik destek unsurlarındandır. Yemek için yaşamayı erdem ve hayatın temeli sayan bu hasta kişilikliler, yediği kadar üretmemekle bilinmektedirler. Koskoca bir imparatorluğu bitirme noktasına getiren ziyafet, tantana, eğlence, gezme, kısacası dünyaya tapma bu takımın işidir. Kendi nefsi tatminleri için yaşayan ve her şeyi ona göre düzenleyenler ne yazık ki çağlar boyunca çoğunlukta olmalarının verdiği bir psikoloji ile yaptıklarını güzel görmektedirler. Sonuçta devletlerin batışına zemin hazırlayacak kadar ileri gitmektedirler. İsraf, talan ve zulüm ile batmıştır tüm devletler. Üreterek batan hiç bir toplum ve devlet yoktur.
Kendilerini her şeyin en güzeline layık gören kibir abidesi bu zavallılar, mal bulmuş mağribi gibi ziyafetlere ve rant kaynaklarına saldırmakta, nezaketten yoksun ve mütevazı olmamayı ilke edinmektedirler. Yaptıkları yanlışlar da içlerindeki şeytan tarafından kendilerine süslü gösterildiği için, dinsel inanışları dahi bu yanlışları görmelerine ve hatadan dönmelerine engel olamamaktadır. Hatta zaman zaman yaptıkları bu yanlışlara İslami ve insani kılıf giydirmeyi de ihmal etmemektedirler.
İnsanların yaşam tarzlarına karışmak ne kadar gayriahlâkî ve insanlık dışı ise, diğer bireylerin malını bir takım hilelerle yemek de o düzeydedir. Küçük bir menfaat karşılığı mideye indirilecek yemek için ziyafet sofralarına gidenler, elbette bedelini ya ödemişlerdir, ya da ödeyeceklerdir. Haram yeme noktasında, bakmakla yükümlü olduğu yetimin malında gözü olanlarla, sorumlusu olduğu yerlerin yemeğinde gözü olanların arasında hiç fark yoktur. Yaptıkları bu davranışla bir tarafa haksız menfaat sağlarken, diğer taraftan halkın hakkının gasp edilmesine ve zarar görmesine neden olunmaktadır. Verilen görevleri hakkıyla yerine getirmeyip kul hakkına girerek yağma sofrasından pay almak da hak yemenin en tehlikeli boyutudur. Kendinden öncekilerin birikimi üzerinde Lale Devri yaşantısını andırırcasına yaşam sürenlerin ve halkın kaynaklarını hoyratça savurup kullananların yaptıkları da çok farklı değildir.
Yine sözü güzel bir şiir ile noktalamak gerekirse durumu en iyi özetleyen Tevfik Fikret'in şiiridir. Tevfik Fikret, halkın sömürüldüğünü savundukları için destek verdiği insanların, iktidara geldiğinde eskiyi aratmayacak şekilde devleti ve halkın kaynaklarını sömürmelerinden dolayı hayal kırıklığı yaşamıştır. Bu durumdan etkilenen şair günümüze kadar gelen ve geniş toplumsal kabul gören Han-ı Yağma, yani Yağma Sofrası şiirini kaleme almıştır. Aynı duygularla, günümüzde bu duruma gelmiş olanlar için şiirin tekrar okunmasında fayda vardır.
Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak!
Yarın bakarsınız söner bugün çatırdayan ocak!
Bugün ki mideler sağlam, bugün ki çorbalar sıcak;
Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak…
Yiyin, efendiler yiyin; bu cümbüşlü sofra sizin;
Doyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin!
















































































































































































































