Dünya enerji ticaretinin kalbi sayılabilecek bu stratejik dar geçit, adını, eski bir Pers (Zerdüştlük) inancı olan iyilik tanrısı Ahura Mazda'dan (Hürmüz) alır. Tarih onu günümüzde yeniden adlandırabilir: Hürmüz, İyilik mi yoksa kötülük tanrısı mı?
Sonuçsuz görüşmelerin ardından şunu söyleyebiliriz: Hürmüz boğazı bu kadar stresi kaldırabilir mi? Bir insanla özdeşleştirelim, ağzına kadar gemi dolu boğaz nefes almakta zorlanıyor. Ya boğaz açılacak beden hayat bulacak ya da kapanan boğaz yaşamı felç edip İran’ı bitkisel hayata sokacak.
Bunun farkında olan İran, dün Hürmüz’de yeni bir yönetim mekanizmasını devreye sokmak istediklerini duyuran bir açıklama yaptı. Hazırladıkları protokole göre, ABD hariç olmak üzere, boğazdan yalnızca "İran ile işbirliği yapan ticari gemilerin ve tarafların" geçmesine izin verileceğini belirtti. İran bu kararını Avrupa ülkeleriyle yaptığı görüşmelerden sonra aldı.
Bilindiği gibi İran-ABD arasında epeydir bir barış trafiği devam etmekte ve henüz iki tarafında mutabık kaldığı bir anlaşma sağlanamadığı herkesin malumudur.
Şubat ayının sonlarına doğru başlatılmış olan bu stratejik deniz yolunun kapatılması küresel ekonomi üzerinde yıkıcı bir etki yaratmış ve hala da yaratmaya devam etmektedir. Dünya nefesini tutmuş Hürmüz’e kilitlenmişken İran parlamentosunun ulusal güvenlik komitesi Başkanı İbrahim Azizi, 16 Mayıs Cumartesi günü yaptığı açıklamada, Tahran'ın Hürmüz Boğazı'nda yakında yeni bir "profesyonel trafik yönetim mekanizması" uygulayacağını duyurdu.
İran'ın kırılgan ateşkes ortamındaki en büyük kozu Hürmüz Boğazı
Bu plandan yalnızca ticari gemilerin ve İran'la işbirliği yapan tarafların yararlanacağını vurgulayan yetkili, boğazda trafiğin başlamasıyla uzmanlık gerektiren bazı hizmetler için gerekli ücretlerin tahsil edileceğini de ifade etti.
İran’ın bu çıkışı, Donald Trump tarafından başlatılan ve boğazda ticari gemileri mahkum eden ABD askeri operasyonuna bir misilleme özelliği taşıyor.
Zaten, İran Perşembe günü Hürmüz Boğazı'ndan "30'dan fazla" Çin gemisinin geçişine izin verdiğini duyurmuştu. Unutmayalım ki; Çin, İran petrolünün ana ithalatçısı ve Tahran rejiminin de en sadık müttefikidir. Öyle ya formül çok basit: “düşmanımın düşmanı dostumdur!”!. Donald Trump’ın 14 Mayıs Pekin ziyareti bu bakımdan çok manidardı. Bu ziyarette “düşman kardeşler” şöyle birbirlerini ölçüp biçme fırsatı buldular. ABD Başkanı Trump, Çin ziyareti ile ilgili olarak "harika birkaç gün geçirdik" ve büyük ticari anlaşmalar yaptık dese de Pekin'den gelen açıklamalar Trump'ın bu abartılı ve inandırıcılıktan uzak tutumunu pek destekler nitelikte değil.
Devrim Muhafızları ile Görüşmeler
İran devlet televizyonuna göre, Çin, Japonya ve Pakistan da dahil olmak üzere Doğu Asya ülkelerinden gelen gemilerin geçişinden sonra, 16 Mayıs itibariyle Avrupa ülkeleri Hürmüz Boğazı'ndan geçişi sağlamak için Devrim Muhafızları Donanması ile görüşmeler yapmaktadır.
Dünya petrol üretiminin beşte biri, özellikle Asya'ya yönelik olarak, normalde bu boğazdan geçiyor ve bunun da Tahran'a önemli bir stratejik avantaj sağladığı kesin. Ancak İran Hürmüz boğazını kapatarak eline iyi bir koz geçirdiğini düşünürken, ilerleyen süreçte bu kez Amerika’nın 8 Nisan'da yürürlüğe giren kırılgan ateşkes anlaşmasına rağmen İran limanlarına yönelik kendi ablukasını oluşturarak İran petrolünün dışarı çıkmasını engelleme konusunda başarılı olduğunu söyleyebiliriz. İran kuyruğu dik tutuyor ancak ne kadar dayanabilir, çıkan petrolü ne kadar depolayabilir, onu göreceğiz.
İran-Amerika Savaşı: Hürmüz Boğazı'nın Kapanmasıyla Somali Korsanları Endişe Verici Bir Şekilde Geri Dönüyor
Hürmüz Boğazı'nın felç olması sonucu, petrol nakliye şirketlerinin uzun dolambaçlı güzergahlara yönelmesi Somali korsanları için iyi bir fırsata dönüştü. Halihazırda üç gemi zaten korsanların kontrolü altında. Birleşik Krallık Deniz Ticareti Operasyonları Merkezi'ne göre, 21 Nisan ile 2 Mayıs tarihleri arasında ele geçirilen iki petrol tankeri ve bir kargo gemisi şu anda Somali korsanlarının elinde bulunuyor. Bunlardan birine Yemen kıyılarında el konuldu ve Somali'ye yönlendirildi. Çeşitli medya kuruluşlarına göre, korsanlar tankerlerden birinin serbest bırakılması karşılığında 10 milyon dolar talep ediyor.
ABD ve İsrail'in başlattığı savaşın başından beri İran’ın Hürmüz Boğazı'nı abluka altına almasıyla dünya petrol üretiminin beşte birinin geçtiği bu deniz trafiğinde yüzlerce gemi mahsur kalmış durumda. Bu durum küresel piyasaları önemli ölçüde sekteye uğratmış ve Tahran'a büyük bir stratejik avantaj sağlamıştı. O günlerde Donald Trump’ın özellikle Avrupa’nın önemli aktörlerinden kendilerine destek vermesini beklerken nasıl bir hayal kırıklığına uğradığını da biliyoruz. Avrupa’dan istediğini alamayınca sinirden deliye dönen Trump, NATO'yu 'Kağıttan Kaplan' olarak nitelemiş ve Avrupa'daki üs kısıtlamalarına da sert tepki göstermişti.
Jeopolitik belirsizliklerle karşı karşıya kalan nakliye şirketleri Afrika'nın güney ucunu atlamak zorundalar. Bu rota değişikliği, seyahat sürelerinin birkaç hafta daha uzaması, masrafların katlanması demektir.
Somali milletvekili Mohamed Dini, Amerikan medyasına yaptığı açıklamada, "Son dönemdeki korsanlık olaylarını, jeopolitik krizlere göre uluslararası denizcilik rotalarının değiştirilmesinden kaynaklanan fırsatçılığın bir sonucu" olarak gördüğünü ve korsan şebekelerinin Yemen'deki Husi isyancılarla ittifaklar kurduğunu, bunun da Kızıldeniz için sürekli bir tehdit oluşturduğunu ifade ediyor.
Somali kıyılarında, 2000'li yılların başlarında Somali hükümetinin kontrolü kaybedişiyle birlikte korsanlık faaliyetleri yoğunlaşmış, binlerce denizci esir alınmış ve korsanlar milyonlarca dolar fidye talep etmişlerdi. Dünya Bankasına göre, 2005 ile 2012 yılları arasında ödenen toplam fidye miktarı tahminen 339 milyon ila 413 milyon dolar arasında değişim göstermektedir.
Amerika bu işin uzamasını istemiyor. Ama Trump’ın her gün değişen senaryo ve yalanlarla durumu daha da çıkılmaz hale getirdiğini artık herkes görüyor. Ekonomik açıdan her gün biraz daha kaybeden İran ise her şeye rağmen haklı olarak dik durmaya, onurunu korumaya, haklarından taviz vermeden masada da kazanmayı amaçlıyor. Yani ortada Trump’a göre her gün barış için yalvaran bir İran görülmüyor.

















































































































































































































