Öyleyse ben neredeyim? Her ikrar ettiğine bir anlam vermeğe çalışan ben? Var mı benim bir yerim, mahkûm olduğum yazma faaliyetine devam edebilme sıkıntısından başka? Şimdiye dek yazdığım hiç bir paragraf öncekinin devamı, müteakip paragrafın girizgâhı değildi. Böyle olmaktan ziyade yazdığım her paragraf sadece bir parantez vasfı kazanmak zorunda kaldı. Mazur görülmek istiyordum. Çünkü şiir harici yazı hayatım bana ahval ve şerait tarafından dayatılmış bir şeydi. Yazma maceramı hep iki ateş altında idame ettirmek mecburiyetindeydim. Hep iki şeyi aynı anda sağlamak, bir hamlede iki hedefe varmak mecburiyetinde kaldım. Bunlar şu hedeflerdi: (1) Okuyanı benim yazdıklarımdan başka metinlerin kötü tesirlerinden salim kılmak ve (2) yazdıklarımı okumuş olmaktan ötürü başka metinlerden temin edemeyeceği bir kazancı ele geçirdiğine ikna etmek. Açtığım her parantez bir çeşit günceli ilga etmeli ve aynı zamanda dikkatleri aynı güncelin künhüne çekmeliydi. Beni bu gün de gagalayan aynı çekişme: Hem şehir muhasara altındayken meleklerin cinsiyetini münakaşa eden bilgin haletinden kaçınmam, hem de şehrin müdafaasını mümkün kılacak en müessir usulü keşfetme yükünü üzerime almam gerekiyor. Uğurlu mu uğursuz mu olduğunu kestiremediğim kelâm-ı mensur belâsı… Oysa şiirle meşgul olurken ateş altında değilim. Bilâkis şiir beni dünyadaki bir bahçeye konduruyor. Son nefesimi verinceye kadar günler böyle geçecek: Şiir konak, ben konuk.
Memlekette Cumhuriyet ilân edilmesinden itibaren memlekete karşı suçlarını ört bas etmek isteyenler Türkiye’nin (hangi zamanda olduğu hiç önemli değildi) en çok bu zamanda birlik ve beraberliğe ihtiyacı olduğunu bas bas bağırdı. Bunu diyerek birlik ve beraberliği kendinin nasıl kundakladığını gözden uzak tutma girişiminde bulundu. Aman ha! Yoksa iç savaş çıkar! Ahmakları bu ikaz korkutabilir. Beri yandan aklını başına almış olanlar Türk vatanında iç savaş çıkmayacağını adı gibi bilir. “Ben Türk değilim; ama bu topraklarda benim de hakkım var” diyenler harekete geçmek için zemin ve zaman kollarken mücrimleri iç savaş tehdidine maruz bırakıyor. Cumhuriyet ilânının 100. yıl dönümüne yedi yıl kala Türkiye’de olup bitenin CIA ile FBI arasında cereyan eden sidik yarışından başka bir şey olmadığını söyleyen benim. İlk şair Türk olduğu iddiasını öne süren de benim. Zikrettiğim yarışın pis kokusu hâlihazırda kesafetini birlik çağrılarıyla biraz daha artırıyor; ama tahammül edilmez pis kokunun AKP’nin hükümet teşkil etmesiyle keskinliğe zaten vardığına temas edeni koydunsa bul.
Dünyada ve Türkiye’de bugün birilerinin başı ağrıyor. Temelleri İtalyan Site Devletleri’nde atılmış kapitalizm bir büyük adımla yeni dünyalara nüfuz ediş çağını idrak edince üzerine yapışmış fazlalıklar baş ağrıtıcı hal aldı. Ne demek kapitalizmine yapışan fazlalıklar? Katıksız kapitalizm hâkimiyetin bilâ kayd ü şart sermayeye ait olmasıdır. Eğer kapitalizmin sıhhat ve afiyet bulmasını bahis konusu edeceksek esas alınanın mali hâkimiyet olduğunu bilmeliyiz. Zihinlerde, kalplerde, gönüllerde para hâkimiyeti kurulmaksızın kapitalizmin düzgün çalışıp işlemeyeceğini bilmek zorundayız. Kapitalist muhtariyetin teminatı, biriken, teraküm eden sermayedir. Birikim süreci boyunca mali hâkimiyet hükümranlığını ihdas etmek için kapitalizm kendi öz gücünden başka neye ihtiyaç duymuşsa gün gelecek hepsini fazlalık addedecektir. Fazlalık olmayan tek şey kapitalistin her işini para ile gördürme umdesine gösterdiği sadakattir. Üzerinden fazlalıklarını atabilmeği başaran kapitalizm parayla gördürülemeyen işi işten saymayacaktır.
İngiliz dilinde “take off” denilen kapitalizmin yükselme devrinde kapitalizme fazlalık gelen üç şey aynı zamanda kapitalizmin korkularıydı. Kapitalizm başından itibaren Türklerden korkuyordu. Kapitalizmin korktuğu diğer iki şey kadınlar ve Yahudilerdi. Atlarının geçtiği yerde ot bitmesine müsaade etmeyen Türkler ordularıyla her an gelip kapitalistlerin ellerinde bir yandan sayıp bir yandan üzerine kapandığı kapital birikimini sıfırlayabilirdi. Kadın cinsi kapitalistin elindeki kapital birikimini umursamayıp her an kapitalizmden çok daha üstün bir hedefi işaret edebilirdi. Yahudiler özgürlük isteyen herkese arka çıkıp yeni zengin zümresinin elinde kıskançlıkla tuttuğu birikmiş servetin bekçiliğini yapa yapa imtiyazlarını ancak devam ettirebilen aristokrat ve ruhban zümrenin mezarını kazabilirdi.
Teraküm ve temerküz yolunda ilerlemek şarttı. Sağlı sollu vuruşlarla Türkleri, kadınları, Yahudileri sersemletmeden kapitalizm ilerleme yolunu aydınlatamazdı. Nitekim Türklerin, kadınların, Yahudilerin başlarına şaşırtmacalı işler açmak kapitalizmin masum suratları şekilsiz bırakan demir ökçe görüntüsünün bulanıklaşmasına, çikolata, çiklet, eğlence kralları yaratarak hafiflemesine, gündelik hayatın her kıvrımında cüretkar adımlar atmasına, böylelikle de cazibe odağı hususiyetine bürünmesine sebep oldu.
İsmet Özel, 25 Ağustos 2016
İstiklal Marşı Derneği
















































































































































































































