Bir Kaç Beden Önce
Sadece bir kaç yalan önceydi, belki de bir kaç beden önce,sözleriyle başlayıp,ben çok sevdim göz bebeğim,her ne yaşadıysan fark etmez,sıkılırsan kaç gel yanıma sözleriyle devam eden bir şarkı çalınıyor kulaklarıma
Sadece bir kaç yalan önceydi, belki de bir kaç beden önce,sözleriyle başlayıp,ben çok sevdim göz bebeğim,her ne yaşadıysan fark etmez,sıkılırsan kaç gel yanıma sözleriyle devam eden bir şarkı çalınıyor kulaklarıma...Nasıl yani diyorum her sözüne.Aşkın,sevginin bağlılığın anlamı bu değil! İnsan duyguları bu kadar ucuz olmamalı! Paronoyak kalplerin paronayak hisleri...
Çalkantılı postmodern yaşamın postmodern insanları ve aşkları böyle mi yaşanıyor? Talihsiz bir çağ.Boşlukta dolaşan şuursuz bedenlerin,saplantılı tutkuların yozlaşmış duyguları.Değişime koşut beraberliklerin anlamı,yaşayış şekli de modernizeye ayak uydurmuş besbelli!
Aşk,sevgi,beden,yalan....Ve ihanet! Sözlerin ilk dördü kullanılmış şarkıda yalnızca ihanet yok sözler arasında o benim hissederek eklediğim..
İhanet....Hissediliyor! Olağan duyguların arasına sıkıştırılmış ne menem bir duygudur ki söylenmese de hissedilebilen?Görünenlerin aksine hissettiğim kelimenin peşine düşüyor düşüncelerim.
İhanet! İçsel bilinçte tanımı kişiye özel olsa da: “Onaysız,yargısız insan kalbine yapılan en ağır insanlık suçlarından biri. “Gizil düşlerin suçluluk duygusuyla hazzının arttırıldığı,kişilerin gelecek hayallerinin kirletildiği,yaşatılan kişileri tüketen,yaşamların belki de en korkutucu gerçeklerinden biri.Taraflardan birinin duygularını meşru aleme serbest bıraktığı,paylaşılan sevginin ve birlikteliğin ne kadar yalan olduğunun kanıtı bir kandırmaca.
İnsan hayatında ki en değerli olgunun “onurluca yaşamak”olduğu gerçeği göz ardı edilerek yeni bir bedeni,yeni bir kişiyi keşfe yöneliş...
Ne istediğini,neden istediğini bilmeyen,karşısında ki insandan önce kendisine saygısı olmayan ahlaki ve insani ayarı bozuklara ayar vermek bizim işimiz değil.Her insan kendi seçimleriyle bu gününü ve geleceğini yaratır.Bunu yaparken bir insanın en samimi ve fedakar duygularını yok edip,kendi geleceğinin çıkarları,gem vuramadığı istek ve arzuları için derin travmalar yaşatan,özsaygısı sıfırlanmış,asalak duygu yiyicilerin yarattığı küçük kıyametlerin sorgusunu kim kime nasıl verebilir ki?
Oynanan oyunun sonuna gelindiğinde çoktan tüketilmiştir yaşamlar.Bundan sonrasında hesap görmeler,hesap vermelerin bir anlamı olabilir mi? Her soruya verilen cevap bir başka bilinmeyene çıkarır kişileri.Bir yere bağlı olamayanın hevesi her yere ait olmakdır.Bunu anlamak ne ağır bir çöküntüdür seven bir kalple bağlı olan kişi için.İçine zehir dökülen duygular,bir gün ihanet bıçağıyla kesileceğini bilse bu kadar beslenip büyütülür müydü?
Eş zamanlı yaşanan aykırı duyguların, kişilerin yaşadıkları beraberliklerde bulamadıklarını bulma arayışının sonucu oluştuğu savunulan ihanetin haklı sebepleri olabilir mi?
Toplumsal ön yargı şudur ki ihanetin yaşanma nedeni,kusurlu bir eş,kötü giden bir birliktelik,ilişkide sürekli aşağılanma,duygusal yakınlık kuramama,bir başkasına yönelerek kendini güçlü ve geleceğini daha güvenli bir yere taşıma ihtiyacı.Bu sebeplere daha bir çokları eklenebilir.EGo tatminsizlikleri,bağımsızlık duygusu,beraberliğin yaşam standardına uygunsuzluğu,kendini yanındaki kişiden üstün bir konumda görme,monotonlaşma ve aldatan kişinin duygusal bağının gerçekte var olmaması direkt ihanet nedenleri arasında sayılanlar.
Kadınlar neden aldatır,erkekler neden aldatır türünde bir sürü fikir yığını ortada dolanan.İhanetin ne cinsiyeti ne de hiç bir haklı,tutarlı nedeni ve açıklaması olamaz.Terbiye edilememiş,kişisel ahlaki sınırlarını çizememiş bünyelerin,çarpık düşüncelerle giriştiği son derece aşağılık bir eylemin adıdır,ihanet.Hainin haince kaçtığı,geride kalanın ise çaresizliğin kucağına, cevapsız onlarca soruyla atıldığı,bir onursuz eylemdir!
Neden sorusuna yüzlerce dayanaksız cevap verebilir aldatan. Verdiği her cevapta vicdanını yıkar kirlenen gönül nehrinde. Hep uygun ve mantık duygularıyla sınırlanmışken,sınırların dışına taşmak,belki de kendi olma çabası,çok baskı altında olduğunu hissetme,bu eylemi yaparken nasıl bir ruh halinde olduklarını ve iç dünyalarında ki karmaşayı çözmek dışarıdan imkansız.Akılla kalbin arasındaki o ince çizgi geçilmiştir bir kez.Savunması ne olursa olsun anlamsızdır.
Kişileri yaşamları boyunca etkileyen iki yıkım,bir ölümün yaşattığı bir de ihanetin yaşattığı yıkım tüm hayat taşlarını yerinden oynatırmış.Ölüm,doğal oluşu ve her insanın yaşadığı ilahi son olduğunun kabulü aşamasında daha bir rahatlatıcı ve dayanılası bir gerçektir.Peki ya ihaneti nereye koyacağız? İnsan doğasına aykırı bu edimin sahibine ne gözle bakacağız?Her insanın yaşadığı muhtemel olagan bir durum değildir ki olduğu gibi kabullenelim.
Bu nokta da akla tek bir soru geliyor.İhanete uğrayan ne yapmalı?Ruhsal mutluluğunun çöküşünü yaşayan kişiden başkası bu sorunun cevabını veremez bununda bilincindeyiz...Uzaktan davulun sesi hoş gelir sözü aklımızda.Bazı üzüntüler vardır ki yaşamayan asla anlayamaz.İnsan dilinin yoksul kelimeleriyle amacımız anlamaya meyletmek
Önünde iki yol vardır çoktan seçmeli olmayan. Ya yola devam eder ihaneti sindirip ya beraberliğini bitirir. Bu aşamada bir soru daha gelir akla. Beraberliği kurtarmak mümkün müdür? İhanet beraberliklerde sıçrama tahtası olabilir mi? Hadi oradan sende denildiğini duyar gibiyim.Bende aynısını tekrarladım içimden.Doğru cevaplar almak istiyorsak öncelikle doğru soruyu bulmalıyız.Çabamız doğru cevapları bulmak adına.
Yeni baştan aynı duruş ve aşkla devam edebilmek olası mıdır? Cevabı oldukça nettir.Hayır! Beraberlik sürdürülebilir belki fakat ayrı duygu,duruş ve düşünce farklılıklarıyla.Sürdürme kararının sosyal,kişisel,ekonomik bir çok sebebi vardır.Tartışılır.Özellikle erkek eğemen aldatmaların bir çoğunda, beraberliklerin bu tür nedenselliklerle sürdürüldüğü aşikardır.
Yağmur göğe geri dönebilir mi? Yara artık zamanla acımasa da acır yara yerleri!
“Kemikle bıçak arasında, susmakla ağlamak arasında yenilmek” demiş Cemal Süreya.Tek satırda nasıl da güzel anlatmış olayı.
Bir beraberliğin olmazsa olmazı güvendir. Burada güven yerle bir edilmiştir.Güven eşittir,samimiyet ve dürüstlüktür.Bu en değerli olguların olmadığı bir yerde gerçek sevgilerden söz edilebilir mi?Beyinde ve kalpte binlerce soruyla yaşamak kolay mıdır?
Affetmek mümkün müdür peki ihanet edeni? Aile terapistleri ve psikologlar evet desede insan bünyesine ters bir yaklaşım .Diyelim ki o çarpışık anların şaşkınlığının verdiği kaybetme korkusuyla affettiniz,artık sizin diyelim beyninizde ulaştınız Nirvanaya,peki bundan sonra ne olacak?Aynı bedenlerde yabancı duygularla yaşayabilecek misiniz?Eğer hayatın anlamına,kişisel değerlerinize farklı bir bakış açısıyla bakmayı becerebilirseniz,ahlaki ve toplumsal yargıları,kalıplaşmış düşünceleri hiçe sayabilirseniz,zamanın getirdiği yenilenmeye ayak uydurup tüm bunlar zırva düşünceler deme gücünüz varsa,kendinizden yeni bir kimlik yaratabilirse benliğiniz neden olmasın!Peki iç huzurunuzu nereye koyacaksınız?Zihinler sakinleşebilir mi?Yaşatılan aldatmanın ağır yükü sukunetle,yol kenarına bırakılıp o yükten kurtulunabilinir mi?Bundan sonrasında kendini ve yanındakini onurlandırarak yaşamaya devam edebilmek olası mıdır?En değerli olgunun “Onurluca yaşamak”olduğu gerçeğini unutarak....Cevapların evet olması oldukça mistik ve gerçeküstü yaklaşımlardır.
Affetmek mümkün müdür ? Bizim düşüncemizde affetmek çok farklı bir düşünce boyutunda yaşanıyor.Affetmek;seni ve duygularını incitenlerle yüzleşebilmektir.Onlara ne kadar kötü hissettirdiklerini haykırmak ve buna hakkın yoktu diyebilmektir.Sonrada sen sağ ben selamet deyip,benden uzak kendine benzeyen yaşamlara yakın ol temennisiyle tüm bağları koparıp kendi yolumuzda, tertemiz kişiliğimiz ve duygularımızla,bizi gerçek sevecek ve değerimizi bileceklerle devam etme yetisidir.
Olan olmuş, yaşanan yaşanmıştır.Zamanı geri sarmamızın ,olacağın önüne geçmemizin olanağı yoktur önce bunu kabul edelim.Şimdi yapmamız gereken aldatılmış olmanın yıkıcı etkilerini nasıl yok edeceğiz beynimizde ve yüreğimizde buna çözümler üretebilmek?
Yavaş olun....yavaş.....Geleceğe yönelik tüm kararlarınızı askıya alın.Acı ve öfke tüm mantığı körleştirir çünkü!Tek ihtiyacımız olan zaman!Yaşanan öfkede,pişmanlıklarda,serzenişlerde,hissedilen negatif duygularda normal.Fakat emin olun sonsuza kadar sürmeyecek.
Şairin dediği gibi:Seninle beraber yürüyecek bir süre içindeki sızı.Sitemler,öfkeler çoğaldıkca sen azaldığını hissedeceksin.Belki de dilinde küfür,elinde kadeh eksik olmayacak.Sabahlar gecikecek,ister sağa dön ister sola gözüne uyku girmeyecek.Kendine sığınacaksın bir süre,kimselere güvenmeyeceksin.Aşk konuşulduğunda sen susacaksın.Ahlarla,oflarla başlayacak her cümlen..
Mahremiyet duyguların çiğnendi,zaman harcadın,emek verdin bu beraberliğe ve sonuç bu.İnsana ve yaşama dair doğru bildiğin ne varsa tümünün güven zemini bir kez kaydı fakat onarılamaz bir travma değildir.En azından sana öğrettikleriyle daha bilinçli daha bir tecrübeli yoluna devam edeceksin.Duygusal yoğunluklar yaşadın,çıkmazlara girdin,kendine yakıştıramadın yapılanı fakat farazi duygularla yola devam etmek yerine bu aldatmanın verdiği üzüntüyle devam etmek yeğdir!Hiç bir üzüntü kalıcı değildir insan bünyesinde!
Güvenin güvencesi olmaz.Ya güvenirsin tüm benliğinle ya güvenmezsin.Sen ne kadar denetlemeye çalışsanda sen ne kadar sevsende ,sevgine bedel yeminler ettirsen de içinde bu tür bir isteği olan kişiyi durduramazsın.Yani demem o ki sorun sen değilsin.Suçluluk psikolojisine girip kendini yetersizlik duygularıyla harap etmene gerek yok.Asla bunu yaşadığın için utanma.Yanlış yerde yanlış insanla beraberdin hepsi bu!
Kırılan cam yeniden tamir edilemez fakat gelecekteki kırılmaları önleyebilirsin.Bilmelisin ki hayatta her şeyin bir bedeli var.Aşkında,mutluluğunda,seçimlerininde!Hatırlaman gereken o kişi senin seçimindi.Bir kez bedelini ödediğini düşünüp boşlukta yaşamaya kalkma.İnsanız yaşamda başımıza ne gelirse gelsin atlatabilecek gücümüz var.Değil mi ki o en sevdiklerimizi soğuk toprağın bedenine emanet edip yaşamaya devam edebiliyoruz bunu çok daha hafif atlatabiliriz.Bize yaşarken acı yaşatmış,hayatımızı en kötü şekilde yaralayıp gitmiş biri için duyulan öfke bile fazla.
Kabul ayağımıza hiç ummadığımız bir anda koca bir taş takıldı ve tökezledik. Düştüğümüz yerde kalırsak asıl sorun bu olur.Ayağa kalkıp devam etmek zorundayız.Akıl tutulmalarımızı bir kere bırakalım.Hayat devam ediyor ve bizim acımız var diye kenara çekilip bizi beklemeyecek.Gerçek şu ki hayat hiç adil değil.Çalkantılı zamanlar geçirdik,kontrolümüzü kaybettik,yüreklerimiz buz tuttu fakat bitti.Şunu da unutmayalım denizde bir damla kirli diye denizin tümü kirlenmez.
Ağırdır elbet insanın değerlerinin yıkılmış olması,anılarının kirletilmesi.Fakat geçmişte yaşadığınız bu olayın izlerini takip etmeyi bırakın.İyileşme bu nokta da başlayacak.Geçmişinizi bu gününüze ve yarınınıza taşımayın.Taşımayın ki size tüm masumiyetiyle açılan sevgi dolu kalpleri sizde acıtmayın.Acının ne olduğunu size anlatacak değiliz bunu en iyi siz bilirsiniz.
Bakın duygularımıza tercüman şair nasıl koyuyor bizim yerimize son noktayı:
Bir gün kaldığın yerden başlayacaksın,biri seni bulacak..Önce korkacaksın eski acılara yakalanmaktan,biraz ürkeceksin.Ne kadar dirensen nafile,insansın sonuçta seveceksin..Eski acılara bakıpta küsme sevdalara,gavura kızıpta oruç bozulmaz.Sök at kafandan acabaları,bir kemik aynı yerden iki defa kırılmaz.Artık kararmaz gecelerin,sabahların geçikmez.Kimbilir ağladığın o günlere gülersin.....
Nasıl bir hırsla sarılmışım ki kaleme ben bunca satırı yazıp bitirdiğimde, bana bu satırları yazdıran şarkı başa sarmış devam ediyordu.
Kapat usta dedim kapat, gençler “Aşkın,sevginin, bağlılığın” böylesini öğrenmesin.Aşk yürek işidir bedende bilmesin.....
admin















































































































































































































